1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. CHP'nin Suriye Politikası
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP'nin Suriye Politikası

A+A-

 

     Ana muhalefet partisinin dış politikası genelde iki çizgi üzerinden yürüyor. İlki, Ak Parti'nin yaptığı ve müsbet olduğu çürütülemez bir katkı varsa, onun izinden gitmek; diğeriyse Ak Parti ne diyorsa onun tam tersini yapmak.

     İlkine örnek olarak, Ak Parti hükümetinin açlık sorunuyla baş etmeye çalışan Somali için başlattığı seferberlik kampanyasının estirdiği rüzgarla Kenya'ya giden Kılıçdaroğlu ve ekibi gösterilebilir. Haklı olarak 'Mevzu Somali'yse, Kenya'nın alakası ne?' diye sorabilirsiniz. Basına 'Somali ziyareti' diye yansıtılmış olsa da, ekibiyle birlikte Kenya'da Somalililerin de kaldığı bir mülteci kampını ziyaret eden Kılıçdaroğlu, elindeki yardım paketini kamp çalışanlarına verdiği bir fotoğrafla beraber geri dönmüştü. Böylelikle, Somali'deki sefalet ve ızdırap yerine, tenis kortu bile olan istisnai bir kamp ziyaret edilmiş oldu. Ne yazık ki, Ak Parti hükümetinin Somali için yaptıklarının yanında, hem esamesi okunmayan hem de buruk bir gülümsemeyle hatırlanan bir anı olarak kaldı.

     İkincisiyse çok daha önemli zira CHP'nin dış politika anlayışını genelde belirleyen damarı oluşturuyor: Ne pahasına ve hangi koşulda olursa olsun, Ak Parti karşıtlığı. Bunun en utanç verici örneğini, CHP'nin bir kez bile 'katil' diyemediği Esed'le yakın ilişkisinde görebiliyoruz. Geçtiğimiz Mart ayında Milliyet'ten Aslı Aydıntaşbaş'ın, 'Esad, CHP'yi zorlayacak' başlıklı yazısında, duruma ilişkin sunduğu özet şöyle :

     'Geçen hafta CHP, 4. kez Beşar Esad'a apar topar bir heyet yolladı. Dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Loğoğlu ve emekli büyükelçi Osman Korutürk dahil birçok parti kurmayının bilgisi dışında bir gezi...

     Heyet, iddia edildiği gibi Suriye'de tutuklu gazeteciler için olsa, gitmeden Beşar Kaddumi'nin eşi Arzu'ya haber verirdi. Bu yok. İddia edildiği gibi 'barış için' olsa, heyette diplomat kökenli vekillerinden biri olur, Arap Ligi ya da BM'den bir manda olurdu. Bu da yok.

     Belli ki heyet, Beşar Esad'ın mesajını getirmek, Esad rejimine propaganda imkânı vererek Erdoğan'a muhalefet edebilmek için gitmiş. Yanlış. Bugün ne Fransa, ne Almanya, ne Japonya, ne Tacikistan Esad'a heyet yolluyor. Uluslararası vicdanı hiçe sayan CHP, bari kendi uluslararası imajını düşünseydi.

     Görüntü, şu zamana kadar tüm dünyanın 'katil' ilan ettiği Beşar Esad'ı dili varıp kınayamayan (Muharrem İnce'nin 'Esad'ın canı cehenneme' lafı dışında bu partiden Suriye rejimine bir kınama yok) bir parti görüntüsü.

     Bir de mülteciler meselesi var. Suriye'den kaçıp can korkusuyla Türkiye'ye sığınan yaklaşık 250 bin kişi var. Çoğu kamplarda yaşıyor ve halleri feci. Demokrasi ve özgürlükler adına yola çıkan CHP, bir kez bile bu mültecilere ziyaret edip, acılarını, hikâyelerini dinlemedi. Gönül isterdi ki Kılıçdaroğlu BM kökenli sevgili Şafak Pavey'i mülteci kamplarına derman dinlemeye yollasın. BM, birçok Batılı siyasetçi, hatta Angelina Jolie bile kampları ziyaret etti. Somali'ye giden CHP Suriyeli mültecileri ziyaret etmeye tenezzül etmedi. Pardon düzelteyim; Esad'a yakınlığıyla bilinen bir vekil, kamplara gidip 'Ne geliyorsunuz. Esad sizi affedecek. Dönün' dedi, Suriyelileri zor tuttular. CHP'nin Hatay vekilleri, Esad posterleri ve sloganlarıyla 'barış mitingleri' düzenledi.Gördüğüm kadarıyla da partinin Suriye politikasını da onlar belirliyor.'

     Bunlara ek olarak, CHP Adana milletvekili Ümit Özgümüş'ün meclis kürsüsünden yaptığı utanç verici bir konuşmadan da bahsetmek isterim. Özgümüş, o dönem bir pilotumuzu da şehit etmiş olan Esed rejimi için 'Dost ülke' tabirini kullanmış, resmî rakamlara göre 94.000 insanın öldürüldüğü Suriye'de sadece 'teröristler'in öldürüldüğünü iddia edebilmiş, ülkemize sığınan mültecilerin zulümden kaçmadığı ve Türkiye tarafından daha iyi bir yaşam vaadiyle kandırılarak kamplara yerleştirildiği gibi mantık yoksunu bir tezi savunabilmiş, Suriye'deki durumu 'Esed'in katlettiğini söylediğiniz halk' diyerek tarif edip rejimin toplu katliamlarını yok sayabilmişti.

     İki sözünden biri 'AKP'nin Suriye politikası iflas etmiştir' olan CHP iktidarda olsaydı, nasıl bir Suriye politikamız olacağını hayal edin. Esed'le sıcak temaslar devem edecek, katliamdan kaçan halka 'Esed sizi katletmiyor, geri dönün' denilerek mazlum Suriye halkına sınırını kapayan tek ülke olarak tarihe geçecek, Avrupa sosyalistlerine bile kendini anlatamayan Türkiye, Ortadoğu halkları tarafından da izole edilecekti. Hükümeti iflasla suçlayan ana muhalefetin hali buyken, kendini inandırıcı kılması oldukça zor görünüyor.

     CHP, en kötü sınavınıysa, şüphesiz 51 kardeşimizi kaybettiğimiz menfur saldırının ardından verdi. Reyhanlı'nın hesabını esas failden sormak varken, 'Katil Erdoğan' diyerek, ülkenin birliğine yapılmış bir saldırının tam da amacına hizmet etmiş oldu.

     Ağzından bir kez bile 'Katil Esed' sözünü duymadığımız Kılıçdaroğlu, hızını alamayarak Başbakan Erdoğan'ı Esed'e benzetmeye kalktı. Ancak konuştuğu yerin, CHP Grubu değil de Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu olduğunu unuttu. Sanırım Esed'in, Avrupa sosyalistleri arasında 'anti-emperyalist kahraman' olarak değil, Miloseviç gibi toplu katliamcılarla aynı kefeye konulduğunun farkında değildi.Böylelikle Türkiye'yi hem demokratik reform süreci hem de basın özgürlüğü gibi konularda eleştirmeye hazır olan Swoboda'yı bile çileden çıkarmayı başardı. Şimdi de kendilerini, Swoboda'yı 'yandaş' olarak lanse etmeye çalışarak savunuyorlar. Swoboda makarna-kömür aldığı için 'yandaş' olmadığına göre, CHP'nin kendisini gözden geçirmesinde fayda var.

     YENİ ŞAFAK

Önceki ve Sonraki Yazılar