1. YAZARLAR

  2. Altan TAN

  3. Cezalı şehirler
Altan TAN

Altan TAN

Altan TAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Cezalı şehirler

A+A-

“Cezalı tank, top olur mu?” demeyin!

Burası Türkiye, bal gibi olur. Askerlik yapanlar bilir. Kışlalarda cezalı tanklar, toplar vardır.

Zamanın birinde bir eğitim veya tatbikatta patlamayan bir top veya ateş almayan bir tank cezalandırılır ve bir daha kullanılmamak üzere ibreti âlem olsun diye öylesine bir köşede bırakılır.

Cezası ne zaman biter bilinmez, ta ki insaf sahibi bir komutan gelene kadar bazen yıllarca sürer.

Cezalı tanklar, toplar olur da cezalı şehirler olmaz mı?

Biliyorsunuz Mustafa Kemal 1919 yılının Mayıs ayında Samsun'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldı. Ayrıldığı tarihten 29 Ekim 1923'e kadar geçen dört yıl boyunca yaşanan olaylar malumunuz.

Bu süre zarfında neden İstanbul'a dönemedi, hiç mi İstanbul'u özlemedi diyemezsiniz. İstanbul İngiliz işgali altındaydı.

Ancak ülkenin tüm emperyalist işgalcilerden kurtarıldığı, son padişah Vahdeddin'in yurt dışına kaçtığı, Halifeliğin kaldırıldığı ve son Halife Abdülmecid Efendi'nin de ülke dışına sürgüne gönderildiği ve her şeyin “süt liman” olduğu 1924 yılından sonra neden 1927 yılına kadar İstanbul'a gitmediği meçhul.

Yeni Cumhuriyetin başkentinin o tarihlerde her türlü imkândan yoksun küçük bir taşra kasabası görünümündeki Ankara'dan neden İstanbul'a taşınmadığı da ilginç.

Üstüne üstlük Ankara'nın başkentliği anayasanın neredeyse değiştirilemez maddeleri arasında ve değiştirilmesiyle ilgili bir teşebbüste bulunmak laik Cumhuriyete ihanetle eş değerde.

Bir milletin, İslam ümmetinin hatta Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu ile birlikte Anadolu'nun Müslim gayrimüslim topyekûn tüm halklarının 470 yıl boyunca medeniyet merkezi olmuş bir şehre neden böyle yaklaşılır.

Anlamak mümkün değil.

Aynı durum dünyanın başka ülkelerinde de yaşandı.

Bismark'ın imparatorluk başkenti Berlin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ikiye bölündü ve Batı Almanya başkentini Bonn'a taşıdı. Bu süre zarfında Batı Berlin'e doğru düzgün bir muamele yapılmadı.

İki Almanya birleştikten sonra Almanların ilk işi başkenti tekrar Berlin'e taşımak oldu ve Berlin deyim yerindeyse yeniden inşa edilmeye, a'dan z'ye yenilenmeye başlandı. Almanlar, bu durumu İkinci Dünya Savaşı'ndaki esaretlerinin gerçek bitiş tarihi olarak algıladı.

İslam dünyasının İstanbul'la birlikte başta Mekke, Medine, Şam, Kahire, İskenderiye, Bağdat, Halep, Musul, Kerkük, İsfahan, Semerkand, Buhara, Bosna, Üsküp, Lahor , Urfa, Diyarbekir, Konya, Bursa gibi kadim medeniyet merkezleri var.

Bu şehirlerin önemli bir kısmını görmek nasip oldu. Ara sokaklarına kadar büyük bir teessürle gezdim.

İslam dünyasını her anlamıyla tarumar eden emperyalistler 20. yüz yılda tüm bu şehirleri cezalandırdılar. Bu ceza halen de devam ediyor. Medeniyetimizin yüz akı bu şehirlerin büyük bir kısmı kaderine terk edilmiş durumda. Varoşlar en ilkel şartlarda yaşanan gecekondularla dolu ve milyonlarca insan sefalet içinde.

Kahire 20 milyona yaklaşan nüfusuyla perişan bir halde. İki milyona yakın insan mezar evlerde (mezarlıklarda) yaşıyor.

Muhammed İkbal'in, Mevdudi'nin şehri Lahor acınacak halde.

Dünya petrol rezervlerinin % 7'sinin üzerinde oturan Kerkük'ün hali yürekleri paralıyor.

Timur'un başkenti şanlı Semerkand'ın bahtının ışığı söneli yüz yıllar olmuş. Son iki yüz yıldır Ruslar her türlü yatırımı önce Taşkent'e yapmışlar.

Zalimler, zorbalar, müstekbirler bir şehre girdiklerinde o şehrin azizlerini zelil ve rezil ederler, bütün alçakları ve işbirlikçi soysuzları ise iş başına getirirler, denir.

Ne kadar doğru bir söz.

Tarihleri şan ve şerefle dolu bütün aziz şehirlerimiz zelil bir duruma düşürülmüş durumda.

Dubai, Cidde, Riyad gibi hiçbir geçmişi ve asaleti olmayan nevzuhur şehirler ise baş tacı edilmekte.

Mekke ve Medine tarihi dokuları tamamen kazınıp, kişiliksiz binalarla doldurulurken hemen yanı başlarındaki Cidde Amerikan şehirleri gibi dizayn edilmiş.

Yere göğe sığdırılamayan Dubai'yi de gördüm.

Birkaç yüz tane gökdelen, çölde geniş bulvarlar ve dev alışveriş merkezleri…

Kimlik, şahsiyet, tarih hak getire!

Dünyanın en yüksek binası, dünyanın en ilginç yüzen ada şehri, dünyanın en büyük alışveriş merkezi,dünyanın en lüks 7 yıldızlı Burc el-Arab Oteli, dünyanın…!

Bilim, sanat, kültür hak getire, bunların ne önemi var ki!

Ver Araba, cicili bicili son model arabaları, envai çeşit boyalı evleri, binaları ve bir de üçüncü sınıf fahişeleri, oynasın dursun!

Dubai yaşasın, Kahire, Şam, Bağdat kahrolsun!

Bu zillet bir gün mutlaka bitecek.

Bugün Türkiye'deki cezalı şehirler bir bir ayağa kalkıyor. İstanbul her türlü darbeye direniyor. Bursa, Konya, Diyarbekir ve milleti İbrahim'in baba ocağı Urfa ciddi bir silkinişte. Darısı tüm diğer kardeşlerinin başına.

Evet!

Bu zillet yakın bir zamanda mutlaka bitecek.

Azizler tekrar aziz, reziller tekrar rezil olacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.