1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Cemaatle mücadele, hukuk ve derin devlet yatağı...
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaatle mücadele, hukuk ve derin devlet yatağı...

A+A-

 Bu ülkede memurların, özellikle güvenlik memurlarının yasaları, yasamayı, hatta yürütmeyi aşan hükümranlığı Türk siyasal sisteminin adeta genetik özelliklerinden birisidir.

Cemaatin devlet içinde alan genişletmesi, politika havuzu kurması, darbe hamleleri bu genetik yatak üzerinde meydana gelmiştir. Dün İstihbarat Dairesi eski Müdürü Altıparmak’ın “dolaylı ifşaatları”ndan hareketle bu tabloyu resmetmeye çalıştım. 

Hangi fikrin, hangi eylemin, hangi toplantının, hangi davranışın meşru olup olmadığına karar veren, bu konularda özellikle istihbarat düzeyinde politika geliştirircesine önlem alan, yargıyı (zaman zaman yönetircesine) yönlendiren bir memur dokusu ve zihniyeti...

Cemaat veya bir diğeri ancak böyle bir yatak, böyle bir sistem varsa güç kullanma, yapılanma ve büyüme imkanı buluyor.

Beklenir ki, siyasi iktidar-cemaat çatışması, cemaat tehlikesi kadar, bu gediğin ürettiği tehlikenin de görülmesine vesile olsun. Bu tür “durumlar”a imkan veren ana yatağın kurutulması gereği farkedilsin. Enerjisini “sadakat-yetki kullanımı-zihniyet (ya da aidiyet) ilişkisi”nden alan bir geleneğe hukuk eliyle set çekmenin temel demokrasi meselesi olduğu her yönüyle anlaşılsın.

Ne var ki, işler bu istikamette ilerlemiyor.

Siyasi iktidarın cemaatle mücadelesi de, olması gerekenin tam tersine, o genetik özelliğin unsurlarını taşıyor ve o yatağı besliyor.

Nitekim cemaatle mücadele, yargıdan bürokrasiye devlet alanını liyakat esasına göre yeniden yapılandırma politikasından çok, sadakat esasına göre tasfiye politikasına dayanıyor ve o mevcut sistemi yeniden üretiyor.

Değil mi ki, cemaatle mücadele güven duyulmayan memurların tasfiyesi ve onların yerine ise sadakat esasıyla seçilecek memurların alınması esasına dayanıyor. Değil mi ki, istihbari bir keyfilikle ve tasfiyelere yönelik kimi yasal düzenlemelerle hukuk devleti kurallarının esnetilmesi bir araç haline getirdikçe söz konusu yatak genişliyor. Bir sadakat sistemi bozulurken bir başkası kuruluyor.

“Vicdan, takdir ve sadakat” üçlüsünün yerini “kural, ilke ve liyakat” üçlüsü almadıkça, en azından devlet alanının yeniden yapılandırılmasında bu esaslar hedef kılınmadıkça, Türkiye’nin kimi sorunlarını tekrar tekrar yaşaması kaçınılmaz olur.

Sorun sadece cemaat etrafında olup biten gelişmelerle ilgili değildir.

Aynı zamanda “hukuki denetim-idari yetki dengesi”ni bozan güvenlikçi kimi adımların varlığında karşımıza çıkmaktadır.

İç Güvenlik Yasası kimi yönleriyle buna açık bir örnek oluşturuyor.

Güvenlik güçlerine ve mülki amirlere verilen yeni ve geniş yetkilerin, eksik hukuki denetimi daha da azaltacağı açıktır. (Doğru ya da yanlış, gerekli ya da lüzumsuz) bu yetkiler, mevcut siyasi kültürümüz, güvenlik devleti geleneğimiz dikkate alındığında “memur”un bunları keyfi bir siyasi ve zihniyet takdiriyle kullanmasının kapısı biraz daha aralanmaktadır. Bu konuda supap olacak likayat esası ise mevcut devlet kriziyle iyice rafa kaldırılmaktadır.

O zaman günlük iktidar kavgalarının, cemaatin hukuk düzeni için işaret ettiği tehlikenin arkasında yatan ana mesele şudur:

Demokrasilerde siyasi gücü, güvenlik gücünü ve hukuk gücünü elinde tutan yapılar, hukukun kurallarına ve denetimine tabidir. Sistemin işleyişinde, cemaatle mücadele ya da Kürt meselesinde hiç bir olağanüstü durum bu ilkeleri ortadan kaldıramaz, hiç bir gelenek bu ilkeleri gölgeleyemez. Alınacak hiç bir tedbir meşruiyet ve yasallık sınırlarını aşamaz. Ve alınacak hiç bir olağanüstü tedbir, hiç bir şekilde olağanüstü hukuk izleri ve süreklilik taşımaz.

Not: Dünkü yazımda Emre Uslu yerine Mehmet Baransu’nun adını geçirdim. Düzeltiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.