1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Cemaatin kısa siyasi tarihi (2)
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaatin kısa siyasi tarihi (2)

A+A-

Cemaatin devletteki dokusuna yapılan operasyonlar bir kaç gün sonra yapılacak seçimler kadar önem taşıyor ve tartışılıyor.

Ve daha uzun süre tartışılacak.

Bu açıdan ortada pek çok soru var. AK Parti cemaat ilişkisi nasıl bir tabiata sahip? Bu ikili arasındaki işbirliği nasıl bir şeydir? Cemaate atfedilen hukuksuzluklardan AK Parti haberdar mıydı? Veya bunların siyasi sorumluluğu ona mı aittir? Bir dini yapı ahlaki, sosyal, kültürel faaliyetlerden nasıl oldu da, siyasi faaliyetle alanına geçti, nasıl oldu da dayanışma düzeninden aktif bir iktidar odağı üredi? Bunun aşamaları ve koşulları nelerdi?

Bundan 20 yıl önce İslami görünürlüğe yönelen 'ağır baskı dönemi', 28 Şubat süreci, aynı zamanda bir 'açılma dönemi'nin de ilk işaretlerini vermişti. 28 Şubat bir kaç yıl içinde iflas ederken, ülkede yeni bir siyasi hassasiyet kapısı açılacaktı. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili mücadele ve taleplerde dine ait olan hak ve beklentiler ön sıraya geçiyor, hatta (kamusal alan tanımı gibi) nitelikleri, (AK Parti gibi) aktörleriyle moral bir üstünlük sağlayıp, önemli ölçüde taşıyıcı olmaya başlıyordu.

(1) 2000'li yıllarda ve bu koşullarda Türkiye inişli çıkışlı bir süreçte 'din-toplum-devlet ilişkileri'nin normalleşmesini yaşadı. Dini örgütlenmelerin üzerindeki ağır baskı tedrici olarak kalkarken, dindar memura, dindar siyasi aktöre yönelik sistemli takibatlar da sona erdi. Devlet alanında bir cemaatin, tarikatın ya da dini bir grup üyesi olmak sorun oluşturmaktan çıktı. Gülen cemaatinin önünü açan önemli unsurlardan birisinin bu çerçevedeki demokratikleşme süreci olduğuna, sivil, bireysel ve sosyolojik alanda elde edilen özgürlüklerin siyasi suistimalle kullanılması olduğuna bugün hiç bir şüphe yok.

(2) Öte yandan 1980'lerde yeni dinamiklerle kendisini yeniden tanımlayan İslami hareket, Türkiye'de de kendi iç öyküsünü dönüştürüyor, geleneksel varoluş biçimleri tarikat ve benzeri yapılar, kamusal alan ve kimlik hareketleri kaşısında geriliyordu. Nitekim 2000'lere gelindiğinde geneleksel yapılar çok zayıflamıştı. Bu alandaki en örgütlü, en güçlü yapı, intibak gücüyle, modern unsurlara kurduğu ilişki üzerinden ve devletten kültüre uzanan bir hatta tüm mensuplarını kuşatan, hem yatay networkleri hem dikey bir hiyerarşiyi aynı anda içeren Gülen cemaati olarak kalmıştı.

(3) 2000'li yıllarda yeni açılan sayfada ülke demokratikleşme ve normalleşme sürecinin büyük çatışmalar ve gerilimlerle yaşandığına tanık oldu. Özellikle 2003'ten 2004'ye kadar giden dönem hala eski rejimin hakim olduğu, değişim sürecini kilitlemeye yöneldiği, tehdit ve darbe girişimlerini içeren bir dönemdi. Bu dönemde devletin kritik haber alma noktarında yer tutan, cemaatini korumak ya da o cemaatin faydası istikametinde hareket eden mensuplardan gelen bilgilerle 'darbe tehdidi'nin en çok farkına varan Gülen olmuştu. Böyle bir tehditin en büyük hedefin kendileri olduğunu değerlendiriyorlardı. Sivilleşme ve açılma döneminde devlet içinde siyasi aktif yayılma seferberliğine böyle giriştiler. Ve eski rejim unsurları karşısında kendini koruma yerine o unsurlarla açık mücadele niyetine yöneldiler. 1999'la başlayan, 2003 ve 2004'le devam eden tehdit algısı ve devlet içi aktif örgütlenme hali, 2007'deki 27 Nisan muhtırası, onu takip eden andıçlar silsilesiyle doruk noktasına varacaktı.

(4) Gerçekten de 27 Nisan ve 2007 öyküdeki ikinci büyük kırılma noktasını oluşturur. Zira bu tarihe kadar cemaat ile AK Parti iktidarı ve kadroları arasında kurulan 'doğal ve kendiliğinden dindaş ilişkisi', bu tarihten itibaren biçim değiştirerek 'tanımsız ama fiili bir işbirliği'ne dönecektir. 2002 ile 2007 arasında bir yanda AK Parti reform politikaları izlerken, eski düzenin kurumlarıyla asker, yargı ve üniversiteyle bir tür süngü savaşına girmişti. 27 Nisan muhtırası, 2007 seçimlerini takiben kapatma davası AK Parti'yi devlet alanında çıplak bıraktı. Üzerini örtebilecek tek örgütlü güç ise cemaatti. Cemaatin tehdit algısı ve siyasi örgütlenmeye yönelişiyle, AK Parti'nin askerle karşı karşıya kalışının paralelliği beklenen sonuca yol açtı. Polis ve adliye içindeki cemaat yapılanmasıyla AK Parti'nin arayışları buluştu. Bu buluşma AK Parti için siyasi bir ittifak değil, baskı ve hukuksuzluk karşısında doğal, meşru ve olması gereken bir durumdu. Başbakan açısından 'alnı secdeye değenlerin adalet ve hukuk arayışı etrafında buluşması'ydı... Bu çerçevede darbe girişimlerine, siyasi iktidarın siyasi ve sosyolojik varlığına karşı imha çabalarına verilen cevaplarla 2008 tarihinden itibaren yeni bir sayfa açıldı. Ergenekon adli süreci bu dönemi simgeleyen ilk hamleydi.

AK Parti, özel yetkili savcılık ve mahkemeler düzenlemesiyle yol açıyor, diğer yargıç ve savcıların yanında cemaat yaygın yapısıyla ve mensuplarıyla yol alıyordu. Bu ikili, 2010 yılına kadar, önemli ölçüde hukuk sınırları içinde kalındığı dönemde, Türkiye'nin sivilleşme, geçmişle yüzleşme sürecinde belirleyici rol oynadılar.

Ancak mücadele cemaat açısından hukuk çerçevesinde direnç ve yanıttan ibaret değildi.

Nitekim öykü bu çerçeveyle ray değiştirdi.

Nasıl?

Yarına..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.