1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. Cemaat ve Parti
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaat ve Parti

A+A-

Grupsal birlikteliği ifade eden cemaat ve parti oluşumları, belirli hedefler için bir araya gelmiş insan topluluklarını ifade eder. Ortaya konulan hedeflere ulaşmak için de çeşitli taktik ve stratejiler belirlenerek istenilen noktalara ulaşılmaya çalışılır. Biçimsel bazdaki görünüşe uygun ortaklık, öze inildikçe çeşitli farklılıkları ortaya çıkarır. Bu farklılıklar, cemaat ile parti sistematiğinin aynilik değil de, ayrılık üzerine temellendirildiğini gösterir.

Cemaat ve parti birlikteliği çıkış sebepleri, işleyiş süreçleri ve varmak istedikleri hedefler noktasında birbirlerinden farklı iki ayrı oluşumdur. Bu ayrılık, sadece teorik düzeyde değil; aynı zamanda pratik yaşam sahasında da kendini gösterir. Bunlara mensup bireylerin yetişme tarzları, istemleri ve ahlakları aidiyet hissiyle bağlı oldukları cemaat ya da parti kategorilerinin şekillendirici müdahaleleriyle biçim kazanır. Fakat, bazen tüm aykırılıklara rağmen bu yapıların birbirlerine yaklaştığı görülmektedir.  Özellikle seçim arifesinde bu yakınlaşmanın sıklaşarak, karşılıklı beklenti içerisinde olma şekline büründüğü fark edilmektedir. Cemaatlerin bu süreçte partilere vereceği desteğe karşılık, partiler de cemaatlerin çalışma zeminlerini daha da genişleterek onlara mukabelede bulunur. Partiler için içsel bir ahlak yasası olmaması ve hedefe ulaşmak için her yol meşrudur önermesine bağlı kalınması onların bu duruşunu normal karşılamamızı sağlayabilir. Fakat, cemaatlerin partiler verecekleri destekle, onların egemen oldukları zaman dilimi içinde söyleyecekleri her sözü ve yapacakları her eylemi meşrulaştırdıkları sonucuna ulaşırız ki, bu da cemaat ahlakına yaraşmayacak bir duruştur. Bu noktada, parçacı bir yaklaşımın daha İslami ve daha etik olduğuna inanıyorum. Nedir peki parçacı yaklaşım? Parçacı yaklaşım, hiçbir partinin desteklenmemesini merkeze alarak, partilerin süreç içinde yapacakları her olumlu duruma evet, her olumsuz duruma ise hayır demektir. Bütüncül yaklaşım ise seçimlerde “oy” kullanma halidir. Bu yaklaşım tarzında verilecek her “oy”, o partinin iyi-kötü tüm icraatlarını onaylamak anlamına gelecektir ki, bu da bir Müslümanın altından kalkamayacağı ağır bir sorumluluktur. Ama illa bir parti gereksinimi olduğunu düşünüyorsa cemaatler, o zaman var olan partilerle değil, kendilerine has yepyeni bir parti ortaya çıkarsınlar. Fakat bu partinin statükocu partilerden uzak, kırmızı çizgilerinin olacağı tavizsiz nitelikte bir parti olması gerekir. Yoksa, kurulu partilerle cemaatler birçok noktada uyuşamayacak kadar farklı özelliklere sahiptirler. Nedir peki bu farklı özellikler?

Öncelikle, cemaat uhrevi alana yönelik bir teşekkül biçimidir. Allah rızasını kazanmak şeklinde formüle edebileceğimiz tüm çaba ve fedakârlıklar, manevi bir atmosferin oluşmasını sağlar. Dünyevi hiçbir beklentinin olmaması koşuluyla vücuda getirilen cemaat, bünyesinde barındırdığı karşılıksız emek anlayışıyla, ahlaki hiyerarşinin en üst basamağını oluşturur. Bununla beraber, mutlak zat olan yüce yaratıcıya duyulan özlem, her bir cemaat ferdinde tarifi mümkün olmayacak nitelikte bir iç huzuru sağlar. Dünyanın tahrik edici, göz kamaştırıcı her türlü unsuruna karşı, irade gücüyle meydan okuma, cemaat olgusunun en bariz özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Parti ise, öncelikle dünyaya dönük bir oluşum tarzıdır. Ona yönelenlerin ilk amacı, makam ve mevki sahibi olup dünyevi sultayı ele geçirmektir. Partinin her bir üye, temsilci ve sempatizanı partiyi büyütme noktasında gösterdikleri çabanın karşılığını alacaklarına inandıkları için koşuşturup dururlar. Partinin gücü ne kadar artarsa, kendi güçlerinin de o kadar artacağına inanırlar. Menfaatlerine cevap vermediği zaman, partiyle olan ilişkilerini bir çırpıda koparıverirler. Hatta koparmakla kalmazlar; o partinin aleyhinde propaganda çalışmalarını yürütürler. Dünyevi lezzetten tadabilecekleri kadar tatma gayreti içine girerler. Fakat bir türlü iç huzuru yakalayamazlar. Çünkü beklentileri eksik ve kusurlu vasıflarla örülü olan dünyevi arzularla sınırlıdır.

İhlas ve samimiyet duyguları, cemaat fertlerinin birbirlerine kenetlenmesinde başat rol oynar. Hiçbir cemaat ferdinin, diğer bir cemaat ferdi üzerinde rant sağlama çabası söz konusu değildir bu kolektif yapıda. Eğer cemaat içinde böyle düşünen cemaat fertleri varsa, o cemaat daha olgunluk aşamasına gelmemiş demektir. Cemaat fertlerinin birbirlerine karşı olan sevgileri, geçici bir sevgi değil, tam aksine kalıcı bir nitelik gösterir. Farklı zaman ve mekânlarda yaşayıp, birbirlerini hiç görmedikleri halde bile, birbirlerine karşı muhabbet hissiyle ve sorumluluk bilinciyle hareket ederler. Parti anlayışında ise, doğal bir samimiyet değil, yapay bir samimiyet söz konusudur. Her bir parti üyesi, kendisinden daha üst bir makamda bulunan yöneticilerine komplimancılık(yağcılık) yaparak, makamını yükseltme gayretinde bulunur. Parti üyeleri ve yöneticileri birbirlerinin ihtiyaçlarını gördükleri sürece aralarındaki muhabbetin oranı yükselir; ihtiyaçlarına cevap vermedikleri andan itibaren aralarında soğuk rüzgârlar esmeye başlar ve birbirlerini çekiştirmeye başlarlar. Bu durum, onların benliklerini okşadıkları sürece parti içindeki faaliyetlerinin ve partiye bağlılıklarının artışını gösterirken; tersi durumda partiyle olan irtibatlarının en asgari düzeye inişini ortaya koymaktadır.

Parti’de hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur. Parti içinde kimin ne kadar söz hakkına sahip olduğu önceden belirlenmiştir. Her bir parti temsilcisi ya da üyesi, bulundukları konuma göre konuşma hakkına sahiptirler. Kendilerine tanınan sınırlar dışına çıkarlarsa, ya uyarı veyahut kınama cezası alırlar; ya da partiyle ilişkileri kesilir. Bununla beraber, yenilenen her seçimde yeterli derecede performans göstermediklerine inanılan bireyler, saf dışı bırakılır; onların yerine yenileri getirilir. Saf dışı bırakılan bireylerim parti aleyhinde çalışma yapmalarının önüne geçmek için de, onlara çeşitli ihaleler verilerek, gönülleri kazanılmaya çalışılır. Elde edilen maddi kazanç, parti dışına itilen kişilerde bir rahatlık duygusu yaratarak onların partiye kenetlenmelerine neden olur. Bu durum, değerler manzumesi üzerine kurulmamış parti kurumunun, seküler bir işleyiş tarzına sahip olduğunu gösterir. Cemaat olgusunda ise, her ne kadar parti sistematiğindeki hiyerarşik bir dizge söz konusu değilse de, cemaat önderinin geniş bir yetki alanına sahip olduğu görülmektedir. Fakat, cemaate mensup bireylerin söz alma noktasında belirli bir sınırlamaya tabi tutulmadıkları rahatlıkla fark edilebilir. Her bir cemaat ferdi, bilgisi ve tecrübesi oranında fikir ileri sürebilir, tartışmalara katılabilir. Cemaatın genel kanılarına aykırı fikirler ileri sürülse de, cemaatten uzaklaştırma ya da cemaatten kopma kolay kolay gerçekleşmez. Çünkü cemaat bağı, parti bağında olduğu gibi maddiyat üzerine değil; maneviyat üzerine temellendirilmiştir. Bununla beraber, süreç içinde cemaatle olan iletişimleri zayıflamış ya da herhangi bir bağı kalmamış kişiler, gözden çıkarılmaz; tekrar onlarla irtibata geçilerek cemaate destek vermeleri sağlanır. Onlarla olan bu diyalogdan amaç, partilerde olduğu gibi onlara maddi bir rant sağlama değil de, ki bu cemaat olgusunun fıtratına aykırıdır, karşılıksız olarak onların cemaatı daha güçlü hale getirmelerini sağlamaktır.

Cemaat, her ne pahasına olursa olsun, korunması ve müdafaa edilmesi gereken temel ilkeler üzerine inşa edilir. Bu ilkeleri, süreç içinde doğası bozulmuş bazı cemaat fertlerinin kendi istemleri çerçevesinde kanalize etme çabaları boş bir uğraştır. Bu yönde talepleri olanlar, kendi ruhlarında heyecana yol açan geçici gel-gitlerin büyüsüne kapılmalarından ötürü, böyle bir yolu denemektedirler. Hâlbuki cemaat olgusunda ilkelerden asla ödün verilmez. Her ne kadar farklı metotlar ileri sürülse de, ki bu metotlar da sünnetullaha uygun olmalıdır, ilkeler noktasında en ufak bir değişikliğin bile yapılması, cemaate olan güveni zedeleyerek onun kaypak bir mecraya doğru sürüklenmesine neden olur. Partiler ise, ortama göre kabuk değiştirme özelliklerinden ötürü ilkesizliklerle örülüdür. Bugün kendilerince uygun görülen bir ilke, yarın şartların dayatmasıyla farklı bir ilkeyle yer değiştirebilir. Değişen yaşam koşullarına ayak uydurabilmek için buna mecbur olduklarını söylerler. Rüzgârın gücü, onları nereye iterse, o tarafa kaymakta bir beis görmezler. Yeter ki, kendi istek ve arzularını tatmin edecekleri bir halk kitlesini peşlerinde sürükleyebilsinler. Bunun için ödün vermeyecekleri tipten hiçbir ilkeleri söz konusu değildir. Onlardaki bu ilkesizlik, karakterlerine kadar sızarak, çok yüzlü, bukalemun tipi bireylerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda sabit bir karakterleri olmadığı için, kendileriyle muhatapları arasında etki düzeyi yüksek bir güvensizlik hali meydana gelir.

Partilerin varoluş gerekçesi, kurulu düzenin daha güçlü hale gelmesini sağlamaktır. Her bir parti kendi penceresinden ülkedeki istikrarın sürmesini, barış, kardeşlik ve huzurun yerleşmesine ön ayak olmanın önemini sürekli olarak dillendirmektedirler. Birlik ve beraberliğin gerçekleşip kaosun ortadan kalkması için öneriler hazırlayıp, bu önerileri kamuoyuyla paylaşırlar. Daha büyük ve daha güçlü bir ülkenin tesis edilmesi onlar için yegâne misyondur. Ülkenin üzerine inşa edildiği rejimin niteliğini değiştirmeye dönük bırakın eylemsel bir faaliyet içerisine girmeyi, onu zihinlerinde kurgulamayı bile abes bir uğraş olarak görürler. Cemaatlerin çıkış gerekçesi ise, sekülaristler tarafından yaşam sahasının dışına itilmeye çalışılan İslam dinini, tekrar hayatın merkezine yerleşmesini sağlamaktır. Onlar, din dışı bir temel üzerine bina edilen laik sistemlerin ortadan kaldırılıp, onun yerine dini hükümlerin hâkim olmasını varlık gayeleri olarak kabul etmektedirler. Partilerde olduğu gibi statükoyu muhafaza etme ya a onu daha sağlam hale getirme, varoluş gerekçelerine yapılmış en büyük ihanet olarak kabul edilir. Böyle bir utanca gark olmuş bir cemaat, cemaat olma vasfını yitirmiştir. Özüne kendi elleriyle dinamit koyma şeklinde tarif edebileceğimiz bu durum, cemaat ruhunun ortadan kaldırılmasına kadar uzanan dalgalı bir süreci ortaya çıkarır. 

Farklılıklar üzerine bina edilen cemaat ve parti olguları, birbirine eklemlenemeyecek derecede aykırı oluşumlardır. İki ayrı mecrada yol alan bu yapıların, kendi güzergâhlarında ilerlemesi ve diğerinin güzergâhına sapmaması uygunluk noktasında en ideal tavırdır. Aksi durumda, özleri değişik olduğu halde dıştan birbirlerine yakınlaşmaya çalışmaları, birçok tehlikeyi bünyelerinde barındırmalarına neden olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar