1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Cemaat meselesi iktidar kavgasından ibaret değil!
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaat meselesi iktidar kavgasından ibaret değil!

A+A-

7 Şubat 2012'de MİT müsteşarı Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla patlayan kriz üzerine kaleme aldığım yazılarından birisinde şunları yazmıştım:

'Türkiye'nin kendi değişim sürecinin ürünü olan, 'sivri bir uç'la karşı karşıya bulunduğu açıktır. Ve bu ucun törpülenmesi bugün Türkiye'nin asli meselelerinden birisi haline gelmiştir.

Bu sivri uç, (... ) 'otonomlaşan ve alanını genişleten yargı-polis mekanizması' olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu ucun yarattığı sorun ise Fidan meselesinin de ötesinde, pek çok konuda, özellikle siyasi nitelikli davalarda (Ergenekon, Balyoz, KCK) hukuk devleti işleyişini olumsuz etkilemesi, denetimsiz yargı ve emniyet mekanizması üzerinden otoriterleşme kokuları yaymasıdır.

Dolayısıyla, MİT krizi, bir kalkışma olmasının dışında, son dönemlerin en keskin meselelerinden birisine, 'otoriterleşme eğilimlerinin bazı nedenlerine' işaret etmekte, bu meseleyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir (...)

Şimdi 'tedbir ve törpü' zamanıdır.

Şöyle:

1. Özel yetkili mahkeme ve savcılıklar meselesine mutlaka el atılmalı, ünlü 250. ve 251. maddeler genel bir bakışla gözden geçirilmelidir. Bu yolla yargının eylem alanı hukuki denetime ve ölçüye tâbi kılınmalıdır.

2. Siyasi yön içeren kovuşturmalarda emniyet istihbarat alanının demokratik ve hukuki denetimi sağlanmalı, adli kolluk meselesi hayata geçirilmeli, savcı-polis ilişkisi somut hukuki ilkelere bağlanmalıdır.

3. Kritik davaların sürdüğü İstanbul Emniyeti ve adliyesinde soruşturma ve kovuşturma dosyalarının yeni teftişler, görev değişiklikleri üzerinden ele alınıp, denetlenmesi mutlaka yapılmalıdır.

Bunlar önünde şu aşamadaki tek engel, hükümetin demokratik değişimin henüz konsolide olmadığına inanmasıdır.

Siyasi iktidar kanımızca görevlendirmelerde ve yasa değişikliklerinde ileri adımlar attığı takdirde, Ergenekon, Balyoz gibi süreçlerin esneyeceği ve geri döneceği endişesi taşımaktadır...'

Bu endişe ne yazık ki önde gitti.

Tasfiye, tedbir fikri ve gereği ciddiye alınmadı.

Ve 2012 yılında işaret ettiğimiz bu tedbirlerin önemli kısmı ertelendi.

Ve sonuç 17-25 Aralık 2013 girişimleri oldu.

2014'en itibaren alınan tedbirler ise sert, sistemi sarsan, otoriterleşme baskısı yaratan yönler taşıdılar.

Bugün sadece gazetelerde yer alan haberler bile hangi noktaya geldiğimizi gösteriyor. Başbakanı, bakanları, Genelkurmay Başkanını dinleyen, 180 kriptolu telefondan 80'ini dinlemiş bir yapıdan söz ediyoruz. Ya da paralel devletin gerçek devleti takibe almasından...

Doğru delil ve dosyaların içine çürük, sahte unsurları da ekleyerek güç palazlanması yaşayan o yapı, daha sonra kendisine yönelik eleştirileri Avcı, Şener, Şık örneklerini kriminalize etmiş, tepki görmeyince 2012 itibariyle ülke yönetimine yönelik bir hakimiyet tesis etmeye soyunmuştu.

Bu hakimiyet arayışını sadece bir iktidar kavgası olarak görmemek gerekir.

Cemaate has, onun takdir ve dizayn ettiği bir Kürt politikası, mafya, uyuşturucu politikası, güvenlik politikası cemaatin devlet içindeki unsurları tarafından uygulanmaya, hükümetin politikaları bu çerçevede hem yönlendirilmeye, hem fiili durumlar üzerinden üretilmeye başladı. Ve iş sonunda politika uygulamayı aştı iktidarı sınırlamaya yöneldi. Hükümetin dershaneler girişimi ise iktidarın devreden çıkarılması kararına dönüştü.

Ve bugün Türkiye'nin uğraştığı sorun budur.

Önümüzde bir demokrasi meselesi vardır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.