1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. Cemaat Mensubu Akademisyenlerin Davranış Biçimlerine Dair
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaat Mensubu Akademisyenlerin Davranış Biçimlerine Dair

A+A-

     Akademisyen Mustafa Öztürk’ün “cemaat mensubu akademisyenlerin davranış biçimlerini analiz eden ve 16 Ağustos 2014 Star Açık Görüş”te yayımlanan “Paralel Akademisyenlik” adlı makalesi son derece ufuk açıcı idi. Şurası açık ki, cemaat yapılanmasına mensup akademisyenlerin birincil önceliği cemaati popüler kılacak çalışmalar yapmaktır. Bu çalışmaların Fethullah Gülen’in düşüncelerini açıklama konusunda yoğunlaştığı açıktır. Paralel akademisyenlik belirlemesi tan bu noktada önem kazanmaktadır. “Paralel akademisyenliğin ne anlama geldiği merak konusu olabilir. Bu bağlamda, kendi uzmanlık alanım olan İlahiyat üzerinden söz konusu akademisyenlik hakkında şunlar söylenebilir: Her şeyden önce İlahiyat dinî-ilmî bir faaliyet alanı olmanın ötesinde paralel yapıya alan açma, iyi yetişmiş eleman kazandırma vasatıdır. Bu vasat aynı zamanda paralel yapının üst düzey eğitim kurumlarında yuvalanması için çok büyük bir fırsat ve imkândır. Paralel akademisyenlikte, YÖK’e bağlı bir kurum olan İlahiyat çatısı altında yürütülecek en esaslı faaliyetlerden biri Fethullah Gülen’in Kur’an-ı Hakîm’e Yaklaşımı, Fethullah Gülen’in Sünnet Anlayışı, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Tefsir Anlayışı, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Fıkhını Anlamak, İki Çarpıtma Örneği: Hocanın Okulları, Kim Bu Fethullah Gülen gibi kitaplar telif etmek suretiyle, bilhassa 17 Aralık’tan bu yana bedduayla yatıp sözüm ona mülaaneyle kalkan, böylelikle hoşgörü ve toleransın en güzel temsilini yapan(!) “paralel başı”nın ruhani kimlik karizmasını güçlendirmek, kimi zaman onun mistik hezeyanlarla memzuç görüşlerini dinî metinlere atıfla temellendirmek, kimi zaman da dinler-arası diyalog meselesinde olduğu gibi, Müslüman kamuoyunu rahatsız eden fikir ve tezlerini yer yer Batıniliğin sınırlarını zorlayan te’villerle kabul edilebilir hâle getirmektir. (Mustafa Öztürk,Star Açık Görüş, 16 Ağustos 2014). Cemaatin tevil konusunda sıkıntı çekmediği açıktır. Bir diğer önemli noktada cemaatin başında bulunan yarı mistik ruhani liderin yaptığı siyasi ve toplumsal konudaki analizlerinin cemaat mensupları ve paralel akademisyenler tarafından tartışılmaz gerçekler olarak kabul edilmesidir. Paralel akademisyenler için yapılması gereken dile getirilen görüşleri analiz etmek ve tartışmak değil, o görüşler doğrultusunda hareket etmektir.

     Öyle görülüyor ki, paralel akademisyenlerin davranış biçimi, bürokraside izlediği yönteme paraleldir. 17 Aralık sonrası gelişen süreçte iktidarı götüreceklerinden emin olan cemaat bunu başaramayınca ve istediğini elde edemeyince yeni taktikler geliştirmeye başlamıştır. Bu taktikler cemaatin ahlaki zaaflarını da açıkça ortaya çıkarmaktadır. “Göründüğü kadarıyla, paralel akademisyenlerin kahir ekseriyeti, çok iyi bildikleri ve öteden beri mükemmel biçimde tatbik ettikleri tedbir/takiyye prensibince 17 Aralık’tan bu yana korunaklı bir mevzide sipere yatıp çıt çıkarmamayı akıllıca buldular ve o gün bugündür kâh paralel savcıların külhanbeyi üslubuyla siyasi iktidara parmak sallamasına, kâh paralel kanallar ve imkânlar vasıtasıyla gizli görüntü ve ses kayıtlarının ortalığa saçılmasına, kâh 30 Mart ve 10 Ağustos seçimlerine ümit bağlayarak her yeni güne hükümetin devrilmesi ve bilhassa Recep Tayyip Erdoğan’ın kaybetmesi hayaliyle uyandılar. (Mustafa Öztürk). Ancak özellikle Erdoğan’ın seçimlerden güç kazanarak çıkması cemaati önemli ölçüde mevzi kaybetmesine neden olmuştur. Cemaat bundan önce siyasiler hakkında yürüttüğü operasyonların tamamında başarılı olmuş ve kendine yönelik olan karşı çıkışları kolaylıkla savuşturmuştur. Ancak tüm tahminlere karşı Erdoğan’ın dirayetli duruşu ve mücadele biçimi cemaati oldukça zor durumda bırakmıştır. Erdoğan her seçim konuşmasında paralel yapının ihanetinden bahsederek % 52’lik bir oy oranına ulaşınca durum daha da kritik bir duruma geldi cemaat açısından. “Ne var ki Erdoğan’ın çok kararlı bir şekilde dile getirdiği “inlerine girme” tehdidinin giderek ciddileşmesi ve paralel yapı soruşturmalarının genişleyip derinleşmesi üzerine bir tür mafyatik çete gibi öbeklenip işgal ettikleri üniversiteler ve fakültelerden usulca ayrılmayı, bu sayede bir nevi kalabalıkların arasına karışıp gözden kaybolmayı yeni bir strateji olarak benimsediler. Bu stratejinin kanserli hücrelerin kendisini yok etmeye matuf her kemoterapik müdahaleyi başkalaşım/metamorfoz yoluyla savuşturma ve ilk fırsatta yeniden nüksedip vücudun başka bölgelerine sıçrama kabiliyetine benzediği söylenebilir. (Mustafa Öztürk)

     Erdoğan’ın başarısı doğrudan saldıran cemaat davranışını yeni bir değişime uğratmıştır. Karşısındaki yapı beklentiden daha güçlü çıkınca gizlenme ve takiye ön plana çıkmaya başlamıştır. Özellikle akademisyenler yerlerini korumak için yapamayacakları davranışın olmadığını göstermektedirler. Burada önemli olan yerini korumanın en önemli hedef olarak görülmesidir. Paralel akademisyenler yerlerini korumak için her değeri araçsallaştırmakta tereddüt etmemektedirler. “Bugünlerde paralel yapının üniversite ayağında hayata geçirilmeye çalışılan yeni hareket fıkhı, belki de “topyekûn faş olup etkisiz kılınmayalım” düşüncesiyle hâl-i hazırdaki kolonilerinden geçici bir süre ayrılıp farklı yerlere dağılma ve imkân elverdiği ölçüde toplu halde göze batmama hedefine matuf görünmektedir. Bu strateji sayesinde paralel akademisyenler bir yandan belli ölçüde kendilerini korumaya alacaklar, bir yandan da onca zamandan beri yuvalandıkları fakültelerdeki tohumlarının yok olmayıp kendilerinden sonra filizlenip boy salmasına imkân sağlamış olacaklar.” (Mustafa Öztürk)

     Cemaat mensubu paralel akademisyenlerin bu noktadaki davranış biçimleri gerçekten dikkat çekicidir. Karşısındaki yapıyı yok etmek isteyen zihinsel davranış biçimi, onu yok edemeyince yardım istemekten de çekinmemektedir. Burada en yüksek ahlaki ilke cemaatin çıkarlarını korumak ve cemaat liderinin söylediklerinin yerine getirilmesidir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için dince kutsal sayılan her şeyin araçsallaştırılması meşrudur. Ahlak ilkelerine karşı kayıtsızlık ve kolayca ihmal edilebilecek değerler olarak algılanması ortaya sorunlu kişilik yapıları çıkarmaktadır. “Bu noktada tarifi gerçekten zor bir pişkinlik ve yüzsüzlük söz konusudur. Zira mensubu ya da müntesibi oldukları hareket, 17 Aralık’tan bu yana özellikle yargı, emniyet ve medya vasıtasıyla dört koldan AK Parti hükümetine savaş açtığı ve en başta Recep Tayyip Erdoğan’ı bitirmeyi amaçladığı halde, paralel yapıya mensup akademisyenler sanki hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmamış gibi, çok rahat ve pişkin bir tavırla AK Partili milletvekillerinden istimdatta bulunabilmektedir. Kuvvetle muhtemeldir ki paralel akademisyenler istimdatta bulunurken -tıpkı liderleri gibi- gayet “kıtmir” ve aciz, aynı zamanda pek muti, mütevazi ve muttaki bir profil çizmektedir. Oysa bu yapı mensuplarının güçlü ve kudretli olduklarında herkese diz çöktürmeyi vazife bildikleri ve hariçteki insanlara yardım eli uzatmayı umursamadıkları, hatta bunu faydasız ve anlamsız bir iş saydıkları gayet iyi bilinmektedir. Bu ikiyüzlülük, paralel yapının rezilet düzeyi hakkında yeterli fikir verecek mahiyettedir. (Mustafa Öztürk).Paralel yapının bu davranış biçimi, hedefe ulaşmak için hiçbir ahlak ilkesi tanımayan pragmatist bir anlayışa işaret etmektedir.

     Tüm olanlara ve yaşananlara karşın cemaatin hala kendine güven duyması ve mücadeleye cepheden devam etmesi, ittifak ettiği güçlerin sadece bürokrasiden ibaret olmadığını göstermektedir. Bu durum cemaatin uluslar arası bir gücün ileri karakolu gibi hareket ettiğini göstermektedir. Bir kısmı halen kamu görevlisi olan yargı mensuplarının iktidara karşı olan pervasız davranışları da dikkat çekicidir. “Bütün bunlar bir yana, paralel yapının 17 Aralık’tan bugüne kadar alenen sergilediği bunca çirkefliğe rağmen, gözle görülür bir zaafa uğramamış gibi davranması, her fırsatta basın-yayın yoluyla kabadayılanması, hatta sıradan bir paralel savcının twitter üzerinden başbakana tehditler savurması, bu ülkedeki milyonlarca insan için çok ama çok rahatsız edicidir. Bunun yanında, paralel saldırının ana hedef noktasını oluşturan AK Parti ve hükümet bünyesindeki birçok siyasi figürün kör, sağır, dilsiz kesilip bütün bu olup bitenler karşında nemelazımcı bir tavır sergilemesi de maalesef ibret vericidir.(Mustafa Öztürk). Ne yazık ki, paralel yapıya karşı mücadeleyi Erdoğan neredeyse tek başına yürütmüştür. Başbakan parti mensuplarının bulunduğu bir toplantıda, bazı kamu görevlilerinin ve parti mensuplarının paralel yapıyla mücadele konusunda yeterince aktif davranmadıkları konusunda uyarılar yapmıştı.

     Siyasal iktidarın önemli bir kısmı devlet içine uzanmış yapılarla mücadele etmesi oldukça zordur. Üstelik bu konuda mücadelenin yürütüleceği güvenlik güçleri ve yargı konusunda mücadele edilen yapının (paralel yapının) etkin olması önemli bir zorluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Paralel yapıyla mücadele edeceğiniz güvenlik güçlerinin yıllar boyunca cemaatin örgütlenme alanı olması kuşkusuz mücadeleyi aksatmaktadır. Bu noktada paralel yapının gizlice devlet içinde örgütlenmesi ve ölümüne lidere mistik bağlılığı göz önüne alındığında, Başbakan Erdoğan’ın Haşhaşi benzetmesi son derece yerinde olduğu görülecektir. Paralel yapıyla mücadele konusunda dikkat edilmesi gereken bir nokta da, kamu görevlilerinin ölümüne içinde bulundukları cemaatin ilkelerine bağlı kalmalarıdır. Bir davaya ki, dava ne kadar sorunlu olursa olsun, ölümüne inanmış kesin inançlılarla mücadele oldukça zordur.

     Öyle görülüyor ki, paralel akademisyenliğin temel amacı din, devlet, toplum ve cemaat ilişkilerinin bilimsel ve tarafsız analizini yapmak değil, cemaat yapılanmasına meşruiyet sağlamak için misyoner mantığıyla propaganda yapmaktır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.