1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Çatışma Hali
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Çatışma Hali

A+A-

"Bugün PKK ile çıkan çatışmalar sonucu 10 asker şehit oldu, 17 PKK’lı etkisiz hale getirildi."

"PKK ……karakoluna baskın yaptı, 1.. asker, 2.. PKK’lı etkisiz hale getirildi. Çatışma devam ediyor...."

Her gün televizyonlar, gazeteler yeni çatışma haberleri ve sonuçlarını yayınlıyor. Devletin verdiği bilgileri tercih eden gazetelerin ve televizyonların, haberlerinin kayıp sayılarında her zaman daha az asker daha çok PKK’lı hayatını kaybetmiştir. Örgütün verdiği bilgileri kayda değer bulan medya ise aksine daha çok askerin, daha az gerillanın hayatını kaybettiğini bildiriyor.

30 yıldır bu coğrafyada dünyaya gözünü açan her çocuk "çatışma" kavramını en olumsuz aşaması ile tanımaya başlıyor. Bu toprakların sakinlerine çatışmanın faydalarından söz eder ise birileri, onların zihin dünyasında bir sorun olduğu sonucuna varacağız. Bu düşünceye varmakta haksız da değiliz. Çünkü bizim toplumumuzda fikir ayrılıklarından dolayı düşüncelerin kabul ettirilmeye çalışıldığı çatışmaların ortamı olamadı. Bu nedenle farklı fikirlerin birbiriyle çatışması sonucu; kat edilen yolları, gelişen toplum örneklerini göremedik.

Yaşadığımız bu savaş ortamında çatışmaların bize etkilerinden biri de, gündelik yaşamımızda insan-insan ilişkilerimizi dahi şiddet ile çözme eğilimimizin her geçen gün artmasıdır. Bireyin değerinin arttığı ve özgürlükler anlamında entelektüel birikimlerin çağı devirdiği insanlığın geldiği noktada – özellikle ülkemizde - eşlerimizle, iş arkadaşımızla, yolda tanımadığımız herhangi bir insanla çıkan her türlü fikir ayrılığını şiddetle çözme yoluna gidiyoruz. Bundan başka çözüm yoluna başvuramıyoruz, çünkü bu savaş süreci bize bunu öğretti.

Başa dönelim. Neden çatışmanın bu kadar içerisinde boğuluyoruz?

En küçük halkadan başlayarak, bireyden başlayalım: Yaşadığımız ülkenin kuruluşundan itibaren, kurucularının tebaasından beklediği bir ideal insan modeli vardı. Türk, laik, Batı'nın hayat şeklini taklit edecek insanlar üretmeye çalıştılar. "kendisi" olarak kalmaya direnenler çok ağır bir şekilde cezalandırıldılar. Bireyin bu tecrübelerden (!) sonra direnmesi mümkün değildi. Ama bu aynı zamanda iç dünyasında "asıl ben"i ile "istenen ben"i arasında bitmez bir çatışmanın da başlangıcı oldu. Dış baskılara direnemeyen birey, dışındaki çatışmayı iç dünyasına taşımak zorunda kaldı. Dînî inançlarına sahip çıkmak isteyen Müslümanlar; laik "miş" gibi yapmak zorunda kaldılar. Kürd, Arap, Laz, Ermenî her farklı ırktan insan eğer bu ülke sınırları içinde yaşamak istiyorsa "Türk" gibi olmak zorunda idi.

Bu durum Cumhuriyet'in kurulmasından itibaren bir süre sorunsuz (!?) devam etti. Şiddetle kabul ettirilen bu insan modeli, yaşam tarzı insanın doğasına ters olduğu için başlarda adı konulmasa da rahatsızlıklar içten içe büyüdü. İnsanlar sebebini bilmeden dahi ülkeyi yönetenlerin "kırmızı çizgileri" söz konusu olduğunda kısık sesle konuşmaktan bıktılar. Kendilerine ait olmayan maske yüzleri taşımak zorunda olmadıklarına karar verdiler. Hem Müslüman hem laik, hem Kürd hem Türk, hem Alevi hem Sunni, hem Arap hem Türk... Bu çelişik yalandan kurtulmaya karar verdiler.

İnsan yönetebilmenin kolaylaşması için gerekli şartların hazırlanması gerekir, yönetenlerce. Yönetenler, yönettikleri kitleleri ortak bir paydada buluşturmak zorundadır. Ülkemizin bir asra yakın geçmişinde bu payda; bazen yoksulluk olmuştur. Ekmek kaygısı ve açlık başka sorunları düşünmeye fırsat vermemiştir. İnsanlar düşünmeye fırsat bulduğunda bu defa da birbirine düşman kılınmıştır. Düşüncelerin atışması gerekirken, aynı ülkeyi kurtarmaya çalışan farklı çözüm önerileri olan taraflar; birbirleri ile çatışarak, birbirlerini yok etmişlerdir. Geçmişimiz toplum için farklı çözüm önerileri olan hareketlerin hepsinin aynı mazeretle (vatanı bölmek) cezalandırıldığı olaylarla doludur, kullanım süresi biten argümanlar yok edilmiştir. Bu güne kadar iktidarların adı; sağ, sol - ve son iktidar için ılımlı İslam - olmuştur. Ama bu iktidarların sağcılığı, solculuğu ve İslamlığı iktidar olana kadar devam etmiştir. İktidara gelen her hükümet kutsal devlet inancının bir neferi olarak görev yapmış, bu düzenden nemalanmıştır.

Cumhuriyet kurulurken benimsenen ulusalcılık nedeniyle; ülkedeki bütün insanları Türk-laik olarak dönüştürmeye çalışan sistem aynı zamanda bu çabanın çaresizliğinin farkında olmasından olsa gerek Türkler'in yoğunluklu olduğu bölgelerin kalkınması için çaba sarf ederken, aynı derecede çabayı Kürd bölgelerinin geri kalması için gösterdi. Bu adaletsiz maddî dağılım çatışmanın bir sebebini de oluşturuyor. Aynı ülkeye emek verenlerin arasındaki gelir dağılımındaki eşitsizlik ülkenin batısını geliştirirken doğusunu geri bırakmıştır.

Devletin bekası için üniversiteler, ordunun yönetim kadroları, bürokratlar hep aynı zihni yapıya sahip elitlere (!) teslim edilmiştir. Bir işi yapabilmek için ehil olmak değil, taraf olmak gerekiyor, bu düzende. Bu durum "ötekini" geri bıraktığı gibi, aynı zamanda ülkenin genelinin bilgi ve teknik alanda geri kalmasını ve bunun sonucunda dışa bağımlılığı sürdürdüğünü görmek istemiyor-istemediler ülkeyi yönetenler.

Anayasası bir ırkın üstünlüğü ve bu ülkede yaşayan her kesimin bu ırka dahil olma mecburiyeti üzerine yazılmış bir ülkede, yargı da adalet dağıtamıyor. Güçlüden yana işleyen yargı sistemi nedeniyle insanların adalet sistemine inancı kalmıyor. İnanmadığı yargıya sorunlarını götürmeyen toplum, başının çaresine bakıyor; zayıf olan güçlünün vicdanına (!) teslim oluyor. Çatışma ortamına bir sebep daha.

Bir ülkede kurumlar kendine ait isimlerin altını dolduramıyorsa; emniyet vatandaşını koruyamıyorsa, adalet sistemi adaleti tesis edemiyorsa, orduda yönetici olmak için laik ama asker olmak için her hangi bir şart aranmıyorsa, mecliste her kesim ve vatandaş temsil edilemiyorsa, bir ülkenin kaynaklarının % 80’ini % 20 yiyor ve geri kalan % 20’yi, % 80 idareli (!) bir şekilde paylaşmak zorunda kalıyorsa çatışmanın beklenmesi gerekir. Bu kurumlardan herhangi birisinin tek başına görevini yerine getirmesi de yeterli olmaz. Sistemin doğru ilkeler üzerine kurulması gerekir.

Şiddeti artmakta olan bu çatışma durumunun değişmesi için ilk adım, ülkenin bir kesiminin ev sahibi; diğerlerinin sığıntı olduğu kabulünün yıkılmasıdır. Bu yaklaşım olmadığı müddetçe AK Parti iktidarı örneğinde olduğu gibi çözüm projeleri iflas eder ve daha çok gencimiz hayatını kaybeder. Lütfederek değil, uzun süredir yapılan bir yanlışın verdiği utançla çözmeye çalışmalı; sorunu bu güne kadar yaşatan temsilciler.

Ülkeyi bu kabulle yönetmeye niyetlenen bir iktidarın, "bu ülkenin tek ve gerçek sahibiyiz" diyerek bu güne kadar yanlış yönlendirilmiş Türk ve kendini Türk hisseden vatandaşlarına gerçeği anlatarak, toplumun içindeki bu iç savaş ortamına son vermek için harekete geçmesi gerekiyor. Bu sağlanabilirse diğer sorunlar bu kabul nedeniyle kendiliğinden çözülür.

Ama bir şeyi atladım galiba: Çatışmaların bitmesini isteyenler gerçekten çoğunlukta mı? 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.