1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Çankaya’nın Sakinleri
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çankaya’nın Sakinleri

A+A-

Pazartesi sabahı Hürriyet’in manşeti “7 Yılın Sırları”. Hayrünnisa- Abdullah Gül zamanında Çankaya Köşkü’nde hayatı anlatıyor. Bunu galiba Ertuğrul Özkök hazırlamış ya da toparlamış, çünkü gerisi onun köşesinde devam ediyor. Bütün bir sayfa kaplayan bu yazı daha çok yeme- içme, tabak- çanak üstüne. Yazının devamı gelecekmiş.

Aynı Pazartesi sabahı bizim Taraf’ta da manşet Çankaya’ya ayrılmış. Yalnız konu farklı, “sır” da başka türlü bir sır. “Köşk’te Köstebek”! Bu haberi Hüseyin Özay hazırlamış: “Abdullah Gül ve ailesine ait bilgilerin, Köşk’te çalışan M.K. tarafından Aktroller’i yöneten Başbakanlık danışmanlarına aktarıldığı ortaya çıktı” deniyor. Evet, herhalde bunun da “devamı var”. Yani, yarın Taraf’ta çıkacak devam yazısını kastetmiyorum. Herhalde bu konunun, davanın “devamı var”. Bu gibi iddialar ortada dururken, konunun üstünün örtülmesi mümkün görünmüyor.

Tayyip Erdoğan Gezi protestoları sırasında tavır değiştirdi. Öncesinde de şöyleydi, böyleydi; takiye yapıyordu, yapmıyordu... Bunları bilemem. Ama o tarihte, kimsede şüphe bırakmayacak şekilde, son derece net bir şekilde değişti. O gün bu gündür de, benimsediği bu yeni kimlik ve üslûpla devam ediyor.

Gene o sıra, o protestoculara kızıp köpürürken, Abdullah Gül başka bir dille konuşmuştu. Bu, benim hatırladığım, Erdoğan ile Gül arasında ilk ciddi farklılaşma işaretiydi. Çünkü konu kendisi son derece ciddiydi. İkisinin benimsediği ton, üslûp, yaklaşım arasında çok önemli farklar vardı. Bunlar toplumda her şeyi değiştirecek şeylerdi.

Bundan sonra da farklı şeyler söyledikleri oldu; ama Gül genellikle atak bir politika izlemedi. Gelen birtakım olmadık yasaları onayladı vb.

Bana öyle geliyor ki, parti içinde aslında varolan bir çatlağı “açan kişi” olmak istemedi.

Zaten Tayyip Erdoğan çok güçlüydü (bugün de hâlâ öyle). Partide karşısına kim çıkacak olsa ezer geçerdi.

O tarihlerden başlayarak tekrar tekrar söylediğim bir şey var: bugün AKP’nin varolma ve hükümet eme tarzında, siyasette az rastlanır biçimde, bir kişisellik var. Tayyip Erdoğan’ın kişiliği bu. Bir benzeri olarak aklıma Margaret Thatcher geliyor. Britanya politikasında belki en güçlü damarı Muhafazakâr Parti temsil ediyor. Ama Thatcher o damar içinde özel bir olaydı. Yani, kısacası, Thatcher’dan sonra Tony’ler nasıl yollarına devam ediyorsa, Tayyip Erdoğan da AKP ideolojisinde bir partinin tek önder seçeneği değildir. Onun icraatı, partisinin (ve seçmen tabanının) zorunlu icraatı değildir.

Tamamen bir sezgiye dayanarak konuşuyorum: sanırım Abdullah Gül şu konjonktürde kendisinin o öteki alternatif ya da alternatiflerden biri olduğunu göstermek istedi. Bundan ileri gitmeyi de doğru bulmadı. Şu anda Erdoğan’la tartışmaya, çekişmeye girmek çok anlamlı görünmüyor, çünkü taban henüz hazır değil buna. Erdoğan üslûbuyla siyaset yapmanın sonuçları ortaya çıkmaya başlamalı ki insanlar “niye böyle oldu?” sorusuna cevap arama aşamasına gelsinler.

Ben şimdi Ertuğrul Özkök’ün “magazin”ine geleyim. Özkök lafı şaraba da getiriyor. Hollande’a ikram edilen markayı söylüyor. Abdullah Gül’ün şarap içtiğini sanmıyorum. Ama Cumhurbaşkanlığı Köşkü gibi bir yerde elbet şarap bulunur, konuklara sunulur.

Erdoğan’ın bunu değiştireceğini sanıyorum. Kaybetmekten mutlu olacağım bir “bahis” bu. Abdullah Gül, kendisi bir türlü davranan, başkasının başka türlü davranmasına da karışmayan bir kişi --siyasette de bu çerçevede bir çizgi temsil ediyor. Tayyip Erdoğan böyle değil, kendi bildiğini yaptırtan --ya da yaptırtmayan-- müdahaleci, katı bir tipolojiyi temsil ediyor. Bundan böyle Çankaya’da sakin olacak; ama kendisinin “sakin” olacağını sanmıyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.