1. YAZARLAR

  2. Emine Şahin

  3. Can sıkıntısından patlıyoruz, meyve sebze yemediğimiz için ölüyoruz!
Emine Şahin

Emine Şahin

serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Can sıkıntısından patlıyoruz, meyve sebze yemediğimiz için ölüyoruz!

A+A-

Can sıkıntısı zaman zaman hepimize musallat olabilen bir ruh hali, bir sıkıntı -adı üstünde- satın aldığımız eşyalar, dinlediğimiz konuşma ya da müzikler, seyrettiğimiz filmler, yediğimiz yiyecekler gibi pek çok şey, ulaşmak istediğimiz tatmin olma duygusunu bize yaşatamıyor ne yazık ki. Mustafa Kutlu’nun veciz ifadesiyle “haz ve hız çağında yaşıyoruz ama ikisi de eriştiğimiz anda anlamlarını kaybediyor.”

Peki, can sıkıntısının çözümü ne gerçekten? Büyüklerimiz gibi, biraz dalga geçerek “sıkı can iyidir canım, kolay çıkmaz!” deyip geçiştirmek mi? “Kalk bana biraz yardım et, bak sıkıntın nasıl geçiyor!” deyip kişiyi meşguliyete teşvik etmek mi? Yoksa “can sıkıntısından kâr elde etme” seçeneklerinden birini devreye sokmak mı? Bırakın can sıkıntısını, felaket zamanlarında bile duygusal travmalardan çıkış yolu olarak bu tür seçenekler gündeme getirilebiliyor: Hatırlayın, ABD’deki 11 Eylül saldırılarından sonra, zamanın başkanı vatandaşlarına “Dışarı çıkıp alışveriş yapın!” demişti.

‘Alış-veriş yapın!’

Alışveriş yapılan pazar yeri meydanları binlerce yıldır mevcut olduğuna göre, alışveriş gerçekten de eğlenceli bir şey olsa gerek. Ancak günümüzde, alışveriş merkezlerini tavaf edenlerin can sıkıntısının azalmayıp, daha da arttığına dair araştırma sonuçları bu tezi doğrulamıyor. Çünkü imal edilmesinde hiçbir katkımızın olmadığı, hiçbir şey yapmadan emek vermeden elde ettiğimiz şeyler bizi mutlu edemiyor ve can sıkıntımızı geçirmiyor. Bu yüzden belki de sadece seyretmek ve satın almak dışında bir şeyler yapmamız gerekiyor.

Bir önceki yazımda, mutfağımızı eğlenceli bir şifa merkezine çevirmekten söz etmiştik hatırlarsanız. Tabi ki işin “şifa” kısmı için, satın alacağımız un, yağ, tuz, sebze ve meyve gibi temel gıdaların “gerçek” gıda özelliklerine sahip olması gerekiyor. Bu maddeler “gerçek” değilse, sadece midemizi doldurmak için bir şeyler yiyoruz demektir. Gıdaları, bütün olarak yetiştiren birinci elden tanıma şansımız olursa onları taklitlerinden kolayca ayırabilir, her bir türü özelliklerine göre sınıflandırabiliriz. “Gerçek” gıdaları lezzetli bir yemeğe dönüştürürken her bir hazırlama aşamasında, hammaddelerimizin dokusu, kokusu, görünüşü ve tadıyla beş duyumuza hitap eden özelliklerini keşfedebilme şansına sahip olmak, işin terapik yanını oluşturur. Oysa proseslenmiş (büyük fabrikalarda yüksek ısı, basınç, ışınlama vb. gibi pek çok işlemden geçme ve koruyucu kimyasal katkı maddelerine bulamayı kastediyorum) gıda hammaddeleriyle bu zevki ve terapiyi yaşamak mümkün değildir. Renk ve form olarak karmaşıklaşmış ve kimyasal sentetik kokuyla yalancı bir aroma yüklenmiş bu maddeler, bize özellikleri hakkında net bilgi vermeyecek, gıdaların birbiriyle olan uyumunu da görünmez hale getirecektir.

“Gerçek” gıdaların çabuk bozulma özelliğine karşın “ -mış gibi” gıdalar, belirlenmiş uzun bir raf ömrüne sahiptirler. Ancak canlı rengi, kendine has zengin nitelikleriyle yetiştiği toprak ve kültüre ait özellikler taşıyan “gerçek” gıdaya karşı, sürekli standart form ve lezzette fabrikada imal edilen “-mış gibi” gıdaların, bulunduğu toprak ve kültürle hiçbir bağlantısı yoktur.

Dünyanın maalesef en kötü beslenen toplulukların başında gelen Amerika’da, Illionis eyaletinin tarım alanlarının yüzde 40′nın GDO lu mısır, yüzde 23′ünün GDO’lu soya ekimine ayrıldığı yüzde 23′ünde de hayvancılık yapıldığı, meyve sebze için ayrılan bölümün ise yüzde 4 olduğu saptanmıştır. Halbuki dünyadaki canlılığın sürdürülebilmesinin bu şekildeki “monokültürle” mümkün olamayacağı, meyve ve sebzelerdeki vitamin ve minerallerin canlıların daha sağlıklı bir hayat yaşamaları ve uzun ömürlü olabilmeleri için hayati önem taşıdığı kanıtlanmış bir tezdir.

Emory’s Rollins School of Public Health (RSPH)in yaptığı yeni bir araştırmanın sonucuna göre, dünyada her yıl 1.7 milyon insan, ilaç eksikliği nedeniyle değil “yeteri kadar meyve ve sebze yemediği için” hayatını kaybetmektedir. Bu raporda, global olarak her yıl meyve ve sebze üretiminin yüzde 22 artırılmasıyla 1.7 milyon kişinin hayatının kurtulacağı belirtilmiştir.

Yaşadığımız bu çağda ruhu hastalanmış yetişkinler, sadece silah kullanarak değil, besinlerin tabiatını değiştirip, yüzlerce kimyasalla soslayıp yiyeceği şifalı olmaktan çıkarıp, çer çöp haline getirerek de kastediyor canlarımıza… İnsanları zehirliyorlar ve yavaş yavaş hastalanıp, ölmelerini seyrediyorlar. Bu tür gıdaları teknolojik gelişme ve yenilik zanneden bazı yetkililer de kötülerin hedefe ulaşmasına yardımcı oluyorlar ne yazık ki. Bu yüzden, iş başa düşüyor sevgili okurlar, sağlığımıza sahip çıkmanın yolu  “gerçek” gıdalara sahip çıkmaktan geçiyor…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.