1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Çamurlu yollarda...
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çamurlu yollarda...

A+A-

AKP iktidarının on yılını bir bütün olarak ele aldığımızda, kulağa mantıklı gelen iki analiz var. Biri reformların araçsal olduğunu ve iktidarın esas yüzünün şimdi ortaya çıktığını söylüyor.

Bir bölüm insan söz konusu değişimin bir ‘öze dönüş' olduğunu vurgulamakta. Diğer analiz ise AKP'yi çelişkili kılan niteliğin başından itibaren geçerli olduğunu, yaşanan ‘değişimin' çevre koşullara uyum çabasıyla bağlantılı olduğunu öne sürüyor. Birinci yaklaşım eskide kalmış ‘takiye' arayışının yeni bir versiyonu. Değişim, koşulların ürettiği siyasetten ziyade niyetle açıklanıyor. Böylece siyasetin tüm yükü iktidarın üzerine yıkılırken, muhalefetin sorumlulukları ve hükümet üzerindeki etkileri önemsizleştiriliyor. AKP'nin ‘özüne' döndüğü veya zaten Türk-İslam sentezinin taşıyıcısı olduğu türünden yargılar ise hükümetin tutumunun siyasi analizini gereksiz hale getiriyor. Çünkü eğer iktidarın ne olduğu ve niye yaptığının adı böylesine kolay bir biçimde ve bir klişeye oturtularak konabiliyorsa, bu konuda fazla düşünmenize de gerek kalmaz.

 Ama daha da vahim olarak, bu yaklaşım AKP'ye hayat veren, onu besleyen ve sürekli olarak hem yeniden kuşatan hem de bizzat içinde kök salan toplumsal çeşitliliği yok sayıyor. Hükümetin ve özellikle Başbakan'ın temel kaygılarından birinin bu çeşitliliği bir arada tutmak, aralarındaki dengeyi sağlamak ve dışa karşı konsolide etmek olduğunu göz ardı ediyor. Cengiz Çandar'ın yeni kitabında söz ettiği bir olay yeterince açıklayıcı: Kürt sorunu lafını telaffuz ettiği meşhur Diyarbakır konuşması sonrasında Erdoğan'ın nasıl rahatsız olduğu ve başka bir terim bulma ihtiyacını seslendirdiği aktarılıyor. ‘Reform döneminde' de Başbakan'ın ikircikli olduğunu ve nasıl algılanacağına dair hassasiyetinin çok fazla olduğunu görüyoruz. İlk beş yıl yapılanları ‘reform' olarak adlandırırken, bu reform adımlarının o anda sivil iktidar üzerindeki tehditle yakından ilintili olduğunu unutmamak lazım. Öte yandan reformların sadece bir ‘kendini koruma' stratejisi ima etmediğini, AKP'nin bu reformlar üzerinden normalleşmeyi samimi olarak hedeflediğini ve parti tabanının burjuva kesiminin bu reformları güçlü bir biçimde desteklediğini akılda tutmakta yarar var.

Eğer AKP iktidarının ilk bölümüne yüzeysel yaklaşılırsa, ikinci bölümde reformların durması da yüzeysel bir biçimde açıklanmak durumunda kalınır. Oysa AKP ve onun tabanı açısından gerçek dünya, söz konusu eleştirilerin varsaydığından çok daha karmaşık...

Bu nedenle AKP'ye yönelik ikinci analiz yaklaşımının daha gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz. AKP'nin temel hedefi, devleti koruyarak ve dönüştürerek cumhuriyeti yeni bir kültürel ve ideolojik zemin üzerinde inşa etmek olarak tanımlanabilir. Bu hedef kısa vadede muhtemel geri dönüşlerin engellenmesini, uzun vadede ise adım adım, zamana yayarak ‘yeni' olanın oluşturulmasını ima ediyor. Dolayısıyla karşımızda iç içe geçmiş iki strateji var: Birincisi, askerî vesayetin önünü kesecek adımların atılması ki bunun içinde askerle iyi geçinmek, sivil otoritenin askere kabul ettirilmesi de var. Hem Ergenekon davasının sulanmaması hem de askeri rencide etmeyecek biçimde sonuçlanması isteniyor. Sivil bürokrasinin eski kalıntılardan temizlenmesi, ama güvenilir bir yapıyı engelleyecek şekilde de kapanın elinde kalmaması amaçlanıyor. İkinci stratejik çizgi ise AKP iktidarlarının sürekliliğini sağlayacak bir seçmen koalisyonunu garanti etmeyi hedefliyor. Ne var ki değişen koşullar ve özellikle Kürt meselesinin aldığı biçimler, bu koalisyonun bileşiminin değişmesini gerektirebiliyor. O nedenle AKP söylemi reformculukla milliyetçilik gidip geliyor ve her konjonktürde farklı bir veçheye bürünebiliyor. Söz konusu sürekliliği sağlamanın koşulu tabandaki konsolidasyon ve bunun için ulusalcılığın bir rakip olarak durması tercih ediliyor. Ama öte yandan da bu ulusalcılığın gerçek bir rakip olamaması için bürokrasi ile ilişkiler sağlama alınıyor.        

İktidarın reelpolitik alanda iki kritik hedefi var: Laik muhalefeti ulusalcılığın kucağına iterek kendisini demokratik süreçte rakipsizleştirmek ve İslami kesimin içindeki demokratlaşma eğilimini kendi uhdesi altında tutmak. Dolayısıyla bugün AKP liderliğinin ne demokrat ne de sol/liberal aydınlarla arası iyi değil. Ama farklı nedenlerle...    

AKP'nin demokrasiden vazgeçtiği tezleri laik kulağa hoş geliyor belki ama gerçeklik daha sade: Demokrasi vardı da uzaklaşıyor değiliz... Henüz el yordamıyla arıyoruz ve bu bağlamda AKP beğensek de beğenmesek de tarihsel ve sosyolojik açıdan bir ‘ilerleme'...

e.mahcupyan@zaman.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.