1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. ÇAĞIMIZIN SORUNLARI VE AİLE İÇİ İLETİŞİM-1
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇAĞIMIZIN SORUNLARI VE AİLE İÇİ İLETİŞİM-1

A+A-

 

Günümüz toplumunda, çağımızın gelişmelerinden kaynaklı pek çok sorun yaşanmaktadır. Başta fiziki ve psikolojik şiddet olmak üzere; bunalımlar, insanlar arası iletişimsizlik, ekonomik kaygılar, doyumsuzluk, kaprisler, kibir, bencillik, hırs ve tamahkârlıklar, geçimsizlik, manevi çöküntü ve inançsızlık, insanlara olan güvensizlik/itimatsızlık gibi sorunlar gerek ailede içerisinde ve gerekse toplumda gün geçtikçe artış göstermektedir.

Merhamet ve şefkat yoksunluğu, kin ve nefret duyguları, herkesi hasım görme saplantısı, başkalarına üstün gelme ve baskın olma çabaları, bencillik, haksız yere ve kısa yoldan dünyalık mal/mülk/servet kazanma/biriktirme sefihliği, adalet kavramının ve duygusunun adeta aşınmış olması türünden daha nice sorunlar, toplumumuz içinde giderek kök salmaktadır.

Yine bu saydığımız sorunlara ek olarak teknolojinin baş döndürücü gelişme kaydetmesiyle beraber pek çok insan, birer gizemli suç işleme makinesine dönmektedir. Bir yanda teknolojiyi bilinçsizce kullanmadan kaynaklanan nice sorunların yaşanırken; diğer yanda teknolojiyi bilinçli bir şekilde amacı dışında ve art niyetle kullanmadan kaynaklanan pek çok sorunla karşı karşıya kalmaktayız. Hal böyle olunca, teknoloji bağımlılığı, teknolojinin insanlar üzerindeki psikolojik, fizyolojik, davranışsal, algısal, uyumsal, bedensel ve benzeri sayabileceğimiz türlerden nice etkileri, önümüze yürek dağlatıcı acı tablolar sermektedir.

Teknoloji-bilişim-iletişim ve sosyal medya mecraları hiçbir mahremiyet, ahlaki ve manevi sınır tanımamaktadır. Buna bağlı olarak her yaşta insanımız, acımasız bir şekilde bunların tuzağına düşmekte ve bu çarkın dişlileri arasında kişiliğini, benliğini, karakterini kaybetmektedir. Bu nedenle aile kavramı gittikçe zayıflamakta, yuvalar dağılmakta ve nice çocuk korumasız kalmaktadır. Ar, namus, hayâ, iffet, izzet, şeref gibi toplumsal hasletlerimizi ifade eden; toplumumuzun birliğini ve dirliğini korumanın mayası olan kavramlarımız anlamsızlaşmakta, toplumumuz tehlikeli bir meçhule doğru yol almaktadır.

Aslında biraz üzerine parmak basmaya çalıştığımız bütün bu sorunlar, tabii ki sadece bizim toplumumuzu ilgilendiren, bizim toplumumuza has sorunlar değildir. Küresel bir çıkmaza saplanma durumuna gelen insanlık, aslında bu handikaptan kurtulma derdine düşmüş bulunmaktadır. Ne yazık ki bu sorunlardan kurtulma çareleri arama çabaları dahi, çözüm ve çarelerin yanlış yerlerden aranması nedeniyle daha da büyük sorunları beraberinde getirmektedir. Bu durumun en bariz halini kendi ülkemizde tecrübe etmekteyiz. Her ne kadar toplumsal sorunları çözmeye yönelik hukuki/cezai, maddi ve sosyal önlemler alınmakta ise de, hayat realitemiz giderek daha da çetrefilleşmekte ve toplum olarak yaşadığımız bunalımlar azalacağına daha da derinleşmektedir.

Batı/Avrupa yaşamının/anlayışının ve değer yargılarını benimsemenin doğal sonucu olan dünyevileşme/sekülerleşme, bir salgın misali bütün dünyayı etkisi altına almış bulunmaktadır. Başka bir ifade ile kendisini birinci sınıf insan kategorisine koyan batı insanı/toplumu, kendi dışındaki insanlara tepeden bakarak ikinci sınıf insanlar/toplumlar olarak görme hastalığına müptela olmuştur. Bu üstten bakış sendromu, bütün bir dünyayı kargaşaya, huzursuzluğa itmiştir. Böylesine hastalıklı bakış ve kendisini beğenmişlik algısı, mutlak olarak bir adaletsizliği, bir dengesizliği de bünyesinde barındırır. İşte bu nedenle son birkaç asırdan beri dünyaya hükmetme iddiasında olan batı, insanlığı bir bakıma kamplara ayırmış bulunmaktadır. Haddi zatında sömüren ve sömürülen/ezen ve ezilen diye kastlara ayırdıkları insanları; güçlü olanı haklı görme anlayışsızlığını bütün bir dünyaya yerleştirme sefihliğine saplanmışlardır.

Ne yazık ki gücü elinde bulunduran batı/Avrupa insanı, her türlü aymazlığı, zorbalığı, sinsiliği, hoyratlığı; elhasıl fıtratı bozucu her türlü yola gitmeyi, her türlü gayri meşru yöntemi kullanmayı, her türlü zulmü ve cürümü işlemeyi kendisine mubah görmektedir. Bütün bunları “ÖZGÜRLÜK” adına yaparken, sonuç olarak günümüzde; “çağdaş dünya” dedikleri “çağdaş cahiliye” hayatı dünyanın dört bucağında hüküm sürmektedir, topluca bir zillete duçar olunmaktadır. İşte bu yüzdendir ki özellikle son bir kaç asırdır İslam âlemi de asil benliğini yitirmiş ve çağdaş cahiliyetin peşine takılmıştır. “İnsanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet olma” vasfını yitirmiş olan İslam âlemi; asli sorumluluğunu da yitirmiş bulunmaktadır.

Kendi rotasını yitirip, batıl bir rotaya saplanmış olan Müslümanlar arasında her ne kadar batıllaşmaya karşı yerel ve kısmi direniş ve karşı çıkış hareketleri görülmekte ise de, son derece yetersiz olmakta, kitleler tarafından destek görememekte ve sonuç olarak akim kalmaktadır. İslam toplumlarının zaaf göstermeleri neticesinde istikbar tarafından difize edilmiş olup; farklı anlayışlara, farklı fırkalara, farklı kutuplara ayrıştırılarak birbirine hasım topluluklar haline getirilmektedir. İşin acı olan yanlarından birisi de oluşturulan her fırka, sahip olduğu anlayışı, görüşü, fikri; “DİN” haline getirip, kendisinden olmayanı yok etme hakkını kendisinde görme gibi iz’ansız ve bir o kadar da acımasız anlayışlar geliştirmektedir.

İslam âlemi olarak elimizde Kur-an olmasına ve belki de çoğu kez bu Kur-an’ı okumamıza rağmen, Kur-an’da belirtilen hayat ölçülerini ya anlamamaktayız veya anlamazlıktan gelmekteyiz. Gözlerimizin önüne serilen onca hayat tecrübelerinden istifade etme yoluna gitmemekteyiz. Maruz kaldığımız saplantılardan kurtulmak için ise çağdaş cahiliyeden medet ummaktayız

Dünya meşgalesi, nefis, heva ve hevesler, kibir ve gurur, dünyaya dair uzun emeller bizleri Kur-an’ı anlamaktan, kavramaktan ve yaşamaktan alıkoymaktadır. Toplum olarak ölümü, hesabı, mizanı ve sonuç olarak adli ilahiyi düşünmeyi ve bu gibi gerçeklere zaman ayırmayı aklımıza getirmekten bile imtina eder duruma gelmişiz. Rabbimizin şu fermanı bizim bu gaflet halimizi ifade eder gibidir: “Onlar, o kimselerdir ki; dünya hayatını ahrete tercih ederler! Allah’ın yolundan çevirirler! O yolu karıştırmak/eğriltmek/saptırmak isterler! İşte onlar uzak bir sapkınlık içindedirler!” (İbrahim, 3)

Ümmet olarak ölçülerimizi yitirmemiz, sapkın batıyı taklit eder duruma gelmemiz ve onların meş’um hayat tarzını benimsememiz neticesinde dünya hayatını ahrete; batıl ölçüleri hakk ölçülere tercih eder olmuşuz. Hayatımızın büyük bir kısmında gayri İslami ölçü ve kurallar yer etmektedir. Toplumsal kurallarımız haktan değil, batıldan beslenir hale gelmiştir! Bunun sonucu olarak toplumsal buhranlara maruz kalmaktayız. Aileler dağılmakta, inançlar yozlaşmakta, ibadet kavramı yok olmakta, adalet mefhumu anılmamakta; yalan, hile, iftira, iki yüzlülük, samimiyetsizlik insanlarımızın temel karakteri haline gelmektedir.

İslam, müminleri tarihin öznesi yapmıştır. Rabbimiz, iman ile insana; insan olma elbisesini giydirmiş, şeref ve haysiyet sahibi kılmıştır. İnsanı aynı zamanda tehlikelerden, sapmalardan korunmaları için hem hidayete erdirici bilgiler ve hem de yol gösterici önderler göndermiştir. Hayatını İslam üzere yaşayanları bir bakıma mutlak korumaya almıştır. İnsana ölçüyü vermiş ve ölçüyü kullanma konusunda asla cebre de başvurmamıştır. Bu ölçüyü amacına uygun kullanmanın ve tersine kullanmanın insanı nasıl bir sonuca götüreceğini de ayrıca bildirmiştir.

Çağımızın hastalıklarına müptela bir toplum haline gelişimiz, hayatımızda Rabbani ölçüleri yitirmemizdendir. Ya Rabbani ölçülere yeniden dönüş yaparak batıl kaynaklı hastalıklara Rabbani çözümler bulmaya yöneliriz! Ya da maazallah saplanmış olduğumuz, mukallidi haline geldiğimiz batılı/batıyı izlemeye devam eder ve hem dünyasını hem de ukbasını yitirenlerden oluruz.

Şu fermanına İlahiye dikkat edelim: “Mahşer günü huzurumuza çıkacaklarını hiç hesaba katmayan, dünya hayatını ahret hayatına tercih ederek nihai mutluluk, tatmin ve huzuru onda arayan ve hem kevni, hem de kavli ayetlerimize büsbütün ilgisiz kalanlara gelince; kazandıkları günahlar yüzünden onların varacağı yer cehennemdir.” (Yunus, 7-8)

Ey Yüce Rabbim!

Bizleri, mahşer gününü düşünerek yaşayanlardan eyle! Rabbim! Bizleri, ahret hayatını dünya hayatına tercih edenlerden eyle! Rabbim! Bizleri huzur ve itminanı; kendi rızanda arayanlardan eyle! Rabbim! Bizi, hem kevni ve hem de kavli ayetlerini idrak edip, hayatında tatbik edenlerden eyle! Rabbim! Bizi azabından emin, affına nail olanlardan eyle. ÂMİN.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.