1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. ÇAĞIMIZ SORUNLARI VE AİLE İÇİ İLETİŞİM-2
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇAĞIMIZ SORUNLARI VE AİLE İÇİ İLETİŞİM-2

A+A-

 

Toplumsal sorunlardaki artış gittikçe toplumsal bir tehdit ve kaos haline gelmektedir. Kuşaklar arası çatışmadan, aile içi anlaşmazlıklardan, akrabalık bağlarının çözülmesinden, bireyin toplum içinde dahi yaşadığı yalnızlıklardan, yaşanan stres ve gailelerden, ahlaki çöküntüden ve geleceğe dair endişelerden dolayı pek çok insanın hayatı bir kaosa dönmüştür/dönmektedir.

Toplumun yaşamakta olduğu sorunlar giderek çığ gibi büyümekte ve toplumsal denge gün geçtikçe bozulmaya devam etmektedir. Avrupai yaşam tarzı bünyemize enjekte edilerek toplumsal bünyemiz bu enjekte ile ciddi enfeksiyonlara maruz kalmaktadır. Zira her bünyenin farklı olduğu gibi, her toplumun bünyesi de farklı olduğu gerçeği bilinçli olarak göz ardı edilmektedir.

Örneğin, kadın cinayetleri ile ilgili olarak alınan her yeni önlem ile cinayetler azalma yerine artış göstermektedir. Ve şimdiye kadar alınan önlemler, bu gidişle alınacak yeni önlemlerin de herhangi bir fayda sağlamayacağının habercisi olmaktadır. Zira sorunların çözümü konusunda alınmakta olan önlemlerin tamamı, sorunların kaynağına inerek bertaraf etmek yerine, mevcut sorunu/sorunları yüzeysel bir şekilde varlığını göstermekten ibaret kalmaktadır. İnsanın fıtratı adeta yok sayılmakta, insan, bir nesne şeklinde ele alınmaktadır. Oysaki bu gün bütün insanlık âlemi ile beraber bizim toplumumuz da büyük bir manevi boşluk girdabına, kültürel yozlaşmaya, inanç erozyonuna maruz kalmış bulunmaktadır.

Kadın cinayetlerinin önlenmesi için erkeklerin peşinen potansiyel suçlu olarak değerlendirilmesi ve erkeğe yönelik cezai müeyyidelerin arttırılması çalışmaları, sorunu çözüme kavuşturma yeteneğini şimdiye kadar gösteremediği gibi, şimdiden sonra da gösteremeyeceğine işaret etmektedir. Oysaki her insanın peşinen suçsuzluk karinesi vardır. Eğer ortada bir suç işlenmiş ise, suçun saikleri detaylı olarak araştırılmalı ve bulgular adil bir şekilde değerlendirilmelidir. Hatta suçtan daha önemlisi, suçun işlenmesine uygun olan ortamın düzeltilmesi gerekir. Hazreti Ömer ile ilgili şöyle bir rivayet vardır: Hazreti Ömer atadığı bir valisine;

-Şehirde biri hırsızlık yaparsa ne yaparsın?

Vali hemen cevap verir;

-Elini keserim ya Ömer!

Hazreti Ömer o meşhur sözünü söyler;

-Sorumlusu olduğun şehirde biri bana ‘açım’ diye gelirse, ben de senin kafanı keserim!

Evet, suçtan önce insanı çevreleyen sosyal, ekonomik, kültürel, eğitsel, ahlaki vs. ortamın suça teşvik etmemesi, suç işlemeye elverişli olmaması, hatta insanı suça iten etmenlerin ortadan kaldırılması gerekir. İnsanın deruni dünyasının mamur olması gerekir. İnsanın fitnelerden, fesatlardan, iblisi ortam ve saldırılardan emin olması gerekir. Elbette ki bütün bunlar ve benzeri durumlar da ceza verme yetkisini kendisinde bulunduran merci tarafından yapılmalıdır.

Hiçbir sosyal sorunun bir tek etkeni olmadığı gibi, kadın cinayetleri de sadece kendi içinde ve tek başına bağımsız ve bağlantısız bir sorun değildir. Toplumsal sorunların her birisinin, muhakkak ki toplumun ve hayatın pek çok yönüyle ilişiği vardır. Toplum içerisinde yaşanan bu sorunlar elbette ki toplumsal sistemin birer parçası halindedir. Onun için herhangi bir sorun ele alınınca, o sorunun ilişkili olduğu alanlar da konuya dâhil edilmelidir.

Ele alınan konu eğer kadın cinayetleri ise; kadının ve erkeğin toplumsal kıstaslarımıza, kültürümüze, ananelerimize; özellikle de inanç kodlarımıza göre konumları, hakları, yetkileri, yerleşik/kadim değer yargılarına göre yükümlülükleri nelerdir? Bu hak, yetki ve yükümlülükler ne derece ifa edilmekte veya ne derece ihmal edilmektedir? Eş olmanın, aile olmanın, vefakarlık ve fedakarlığın anlam ve önemi içselleştirilmelidir. Bu tür can alıcı noktaların evvela bilinmesi ve daha da önemlisi toplum bireyleri tarafından özümsenmesi/inanması gerekir. İnanç kodlarımızda eşlerin birbirine karşı nasıl davranmalarının gerektiği konularına açıklık getirilmekle beraber; bunun faydaları, aile açısından önemi, ailenin ve dolayısıyla toplumun huzur ve güveninin devamı açısından taşıdığı değeri... gibi konulara ağırlık verilmelidir. Eşler/aileler, bütün bu verilerden yoksun/bihaber olunca ve üstelik çağımızın getirdiği sorun ve sıkıntılar da duruma eklenince insanlar patlamaya hazır birer bomba haline gelirler/gelmektedirler.

“Kadınlara Yönelik Şiddetin Nedenleri” resmi olarak şu şekilde sıralamaktadır:

“1-Kadın-erkek eşitsizliği,

2-Kıskançlık,

3-Yoksulluk,

4-Alkol-madde bağımlılığı,

5-Evlilikte uyumsuzluk,

6-Psikolojik-kişisel bozukluklar,

7-Zayıf ekonomik güvence,

8-Yetiştirilme tarzı.”

“MEB, Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele 2022 Yılı Faaliyeti”nden “Kadınlara Yönelik Şiddetin Nedenleri” başlığı altında sıralanan maddelerdir. Sıralanan bu maddelerin elbette şiddetin vukuunda etkisi vardır. Ama şiddeti tetikleyen etkileri önem ve etki sıralamasına koyacak olursak, bu maddeler çok ama çok geride kalacaklardır. Artı, bu maddelere neden olan saiklerin ortadan kaldırılması gerekir. Çünkü saiklerin şiddeti ölçüsünde suç oranı da artar. Kaldı ki suç işleme durumunda olanlar, bu suçlardan korunma iradeleri oldukça zayıf durumdadır. Zira günümüz insanının iradesi manevi yoksunluktan dolayı çepeçevre baskılanmaktadır. İrade bir bakıma ipotek altına alınmaktadır.

Yukarıdaki maddelerden ilki “kadın erkek eşitsizliği” olarak tespit edilmiştir. Haddi zatında/yaratılış olarak kadın erkek birbirine eşit değildir. Eğer batı safsatası olan bir kavram ile kadın ile erkeği eşitlemeye kalkışırsanız, hem kadına ve hem de erkeğe en büyük haksızlığı yapmış olursunuz! Zira kadın kadındır ve erkek de erkektir; fıtratları farklıdır. Bu farklılık, canlı olarak sadece insana da has değildir! Yaratılmış bütün canlılarda erkek ve dişinin yaratılış/fıtrat farklılığı bir gerçektir. Bunları eşitlemek ilahi gerçeğe karşı gelmek olacaktır ki; bu, insanın haddi de değildir, görevi de değildir. Ve insanın yıkımını getirir!

Kadın ile erkek arasında eşitliği değil, adaleti sağlamak gerekir. Eğer bir yerde adalet yoksa, orada birlik de olmaz, dirlik de olmaz, düzen de olmaz. Kadın ve erkek birbirinin eşiti değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. İnsan olmalarından kaynaklı ikisi de aynı değerdedir. İkisi de eşrefi mahlûkattır. İkisi de hayır üzere oldukları sürece değerini muhafaza eder ve ikisi de şer üzere oldukları sürece değersizleşirler, alçalır.

Erkek de kadın da karşı cinse; insan olması hasebiyle değer vermelidir. Üstünlük, kadın veya erkek olmaktan değil; hayır üzere olmaya, adil olmaya, dürüst olmaya, fıtratını korumaya bağlıdır. Hazreti Âdem yaratılırken yanında Hazreti Havva vardı. Birbirini tamamlayan “yarım”lardı. İkisi de aynı maddeden yaratılmışlardı.

Aile içi şiddetin ve buna bağlı olarak kadın cinayetlerinin elbette psikolojik, sosyolojik, ekonomik yanları vardır. Ailenin mukaddesliği, kültürel ve inanç değerlerimiz açısından eşlerin hak ve sorumlulukları, hoşgörü, vefakârlık, fedakârlık, hasbi olmak, diğerkâmlık türü değerlerinin yitirilmesi, bu şiddetin yaşanmasında elbette ki çok büyük etkisi vardır. Eşler arasındaki makul ünsiyetin kurulması ve korunması, salt güvenlik tedbirleriyle, cezai müeyyidelerle sağlanması muhaldir. Haliyle polisiye tedbirlerden ziyade vicdani hassasiyet, sadakat, samimiyet, merhamet, izzet gibi insani ve İslami erdemler öncelenmelidir.

Kur-an’i ölçülerin ve Peygamberi örnekliklerin benimsenmesi, hayatın temeline alınması var olan her türlü şiddetin önlenmesinde en etkili tedbirlerden daha etkili ve verimli olacağı muhakkaktır. Rabbimiz aileyi ve aile ortamını sevgi, saygı, ülfet, muhabbet ve huzur ortamı olarak beyan eder ve şöyle emir buyurur: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi, merhamet var etmesi de O’nun(varlık ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 21)

Bir eş (erkek olsun, kadın olsun) eğer dışarıdan evine girdiğinde sevgiyle, güler yüzle, muhabbetle karşılanmıyorsa; eğer bir eş dışarıdan evine girdiğinde huzur bulup, günün stresini, yorgunluğunu, yıpranmışlığını atmıyor veya unutmuyorsa, o kişiden ve o aile ortamından saadet, mutluluk beklenemez. Eğer bir eş gün boyunca dışarıda kaldıktan sonra evinin kapısından içeriye adımını attığında zevkle, sabırsızlıkla, özlemle içeriye adımını atmıyorsa, o aileden ve o eş(ler)den ne huzur, ne de mutluluk, ne sevgi ve ne de saygı beklenebilir.

Evlilik geçici heveslerin dinginlendiği bir yer değildir, olmamalıdır. Evlilik, hem evlenenlerin katında, hem toplum katında ve hem de Allah katında verilmiş sadıkane bir sözdür, yapılmış sadıkane bir ahiddir. Evlilik, Allah huzurunda ve helal bir şekilde mutluluğa, huzura, sadakate, ömür boyu beraberliğe ve hepsinden de önemlisi/hayırlısı bir insan olarak, bir kul olarak karşı cins ile bir ahitleşmede bulunarak bir birliktelik oluşturmaktır. Eşler hakkında Âlemlerin Efendisinden şöyle bir rivayet nakledilir: “Sizin en hayırlınız, eşine ve aile bireylerine en hayırlı olanınızdır. Ben, bu konuda sizin en hayırlınızım.” (İbni Mace, Nikah, 50)

Aile ve toplum saadetine erişebilmek için saadet ahlakını, erdemini, inancını kuşanmak gerekir. Bu kuşanmalara haiz bir toplum yapısına, aile yapısına ve kişilik yapısına erişmek dualarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.