1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Büyük Kürdistan’a hoş geldiniz! 
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Büyük Kürdistan’a hoş geldiniz! 

A+A-

 

Büyük Kürdistan’a hoş geldiniz! = Hûn bi xêr hatin Kurdistana Mezin!
 
Kuzey Irak ve Kuzey Suriye, Batı İran ve Doğu-Güneydoğu Türkiye Bölgesi Federe Devleti=KÜRDİSTAN. Bu cümleyi okuyan kalın gözlüklüler, slogan attığımızı düşünerek, kırmızıyı görmüş boğa hışmıyla üstümüze gelebilirler. Oysa bu cümle bir sloganı değil sadece var olan bir hakikati dile getiriyor. Şu anda mevcut olan ve yakın gelecekte olabilecek fiili durumu vurguluyor. Yarınlar neyi gösterir, Allah bilir, ancak “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir“ demişler. 
Ayrıca biz, Kürdistan’a olan hazımsızlıklarından dolayı, O'nu telaffuz etmemek için bin sözcük israf edenlerin beyniyle bu cümleyi kurmaya çalıştık ki boş yere ürkmesinler diye.

Malum, hepimiz Kürt, Türk, Arap, Fars… Kendimizi Ümmet-i Muhammed’in mensupları olarak görüyoruz. Birbirimize kardeş olduğumuzu iddia ediyoruz. Ramazan'dayız. İman iddiaları güçlü olanlar oruç tutuyorlar. Fakirin, yoksulun, çaresizin garibanın halini yaşayarak öğreniyorlar. Bu ise iradesi zayıf olanı strese sokuyor. Buna bir de siyasi bazı kavramların hazımsızlığının yaratacağı dengesizliği eklersek birilerinin dengesi bozulup kalpten falan gitmesin, diye. Çünkü Müslümanların birbirlerine el, bel ve dilleriyle zarar vermeleri haramdır. Mazaallah, birilerinin hazımsızlığını arttırıp günaha girmeyelim diye onların beyniyle cümlemizi kurduk. Zira onlar sırf Kürdistan dememek için bu kadar zahmeti çekip kelime israfı yapıyorlar… Ki, dinimizde israf da haramdır. 

Ancak sanırım çok yakın gelecekte, o cümleyi çok daha büyük bir kızgınlık ve hazımsızlıkla şu şekil kurmak zorunda kalacaklar: Kuzey Irak, Kuzey Suriye, Kuzeybatı İran, Güney ve Güneydoğu Anadolu Türkiye; otonom, federe, özerk ya da bağımsız veya her nasıl şekillenecekse, Kürdistan Bölgesi Hükümeti veya Devleti. Çünkü Kürdistan coğrafyasının bir karış toprağının dahi o isimle anılmasına tahammül edemedikleri “Kürdistan” daha büyük bir harita olarak karşılarına çıkacaktır. Zira Ortadoğu’nun gidişatındaki fiili mukadderat bunu gösteriyor.

Allah'ın kudreti ve zamanın devinimi nelere kadirdir değil mi dostlar?…10-15 yıl önce bu aç kurtlar kadar kızgın diktatörler arenasında, Kürdistan adlı bir devlet kurulacak diye bir iddiada bulunsaydık önce bölücü, hain diye hemen yargısız bir infaza tabi tutulurduk. 

Eğer oradan kurtulsaydık bu sefer de deli diye üstümüze bir deli gömleği giydirip mintanımıza da çıngıraklı bir teneke bağlayıp mahallenin çocuklarını peşimize takarlardı... Ama gel gör ki hakikat, kalbe yakın olandır. Allah'ın hikmetine bakınız ki yirminci asrın son çeyreğinde hiç umulmadık bir anda ve yerde, yani Saddam diktatörlüğünün hüküm sürdüğü Irak'ta, Saddam'ın ’bütün katliamlarına ve ceberrutluğuna rağmen, Federe bir Kürdistan devleti kuruldu.
Son bir yıldır Suriye’de yaşana gelen Esat diktatörlüğünün kanlı çöküşünün yarattığı kaosta bu Ramazan'ın başında buna Suriye Kürtleri'nin oluşturdukları fiili durum eklendi.

Kürtler açısından bu, şu anlama geliyor. Ortadoğu’da Kürtlere dair, parçaları eksik veya kayıp bir fotoğraf var ortada.. Zaman geçtikçe bu fotoğrafın kayıp parçaları bir araya geliyor. Ta ki tablo tamamlanana kadar bu böyle devam edecek. Bu, bir grup veya örgütün eseri falan değil, var olan bir hakikatin kendi tabii mecrasına akışının sonucudur. 40 milyonluk mazlum kürt halkına dayatılan zulmün doğal ömrünü tamamlayışının bir sonucu. Biraz da mistik bakarsak, bu halkın haklılığının ilahi kabulünün bir yansımasıdır, diyebiliriz. Bu kabule karşı durmak zalimlere çok pahalıya mal olacak.

Bu parçaların hiçbir zaman bir araya gelmemesi için yüksek sesli itirazları olanların eften püften bahanelerini duyar gibiyiz. Onlara girmeden önce konu ile ilgili hakikati ortaya koyacağız.. Ardından buna itirazı olanları empati yapmaya çağıracağız. Yapabilirlerse ne ala. Yapamazlarsa, o da onların sorunu. Kendilerine tek tavsiyemiz gidip vicdanlarını bir şekilde tamir etsinler, diyelim.

Vicdanları kirlenmemiş ilim sahiplerinin konuyla alakalı olarak ortaya koydukları hakikat şudur:

1-Ortadoğu’da Kürdistan diye bir coğrafya var. Bu coğrafyada yaşayan sayıları 40 milyonu bulan, kendine özgü bir dili, dini, edebiyatı, tarihi, kültürü ve örfü olan Kürt diye bir millet var.

2-Bu milletin çoğunluğu, tıpkı Arap, Fars ve Türkler gibi Müslüman olan ve dinine bağlı bir millet. 

3-Bu millet, etrafındaki Müslüman kavimlerle bin yıllarca kader birliği yapmış. Oysa buna rağmen bu milletin başta dili, kültürü ve kavmi aidiyeti olmak üzere her şeyi söz konusu Müslüman kavimlerce inkâr edilmiş, yasaklanmıştır. Onuru rencide edilmiştir. 
4-Dünya ekonomisinin beyni bir petrole, doğal gaza, güneş enerjisi, fosfat, demir… ve diğer madenlere, önemli su kaynakları, tarım alanları ve hayvancılık potansiyeline sahip olmasına rağmen dünya ölçeğinde Afrika’dan sonra yoksulluğa en fazla maruz ve mahkûm bırakılmış bir millet.

5-Bu milletin toprakları 1.Dünya savaşından bu yana, ki ortalama yüz yıldır, dört beş ülke arasında paylaştırılmış.

6-Ortadoğu şöyle dursun, dünyada nüfusu bu kadar kalabalık olup bir statüsü, yani kendilerine ait bir devleti veya bir yönetim biçimi olmayan veya böyle adaletsiz bir şekilde yönetilen başka bir millet yok.

7-Bütün parçalarında bu sözde kardeşler tarafından kendilerine yönelik toplu veya bireysel katliamlar yapıldı. Yapılmaya devam ediyor. Her şeyleri ölümcül bir şekilde yasaklandı. Bu zulme itirazı olan önemli şahsiyetleri; âlim, şeyh, ağa, mir ve beyleri ya kurşunlarla veya darağaçlarıyla öldürüldüler. Ya sürgün edildiler veya zindanlarda çürütüldüler.

8-En ufak insani bir haklarını istedikleri zaman, topraklarının her parçasına hâkim çağdışı ırkçı rejimler, sözümona Müslümanlık iddiası da olan ırkçı rejimler tarafından büyük katliamlara maruz kalmış, kalmaya devam eden bir millet.
9-Söz konusu parçalarda 1. Dünya savaşından bu yana sırf temel insani haklarını talep etti diye değişik kılıflar altında öldürülen, kurşunlanan, katliam ve kıyımdan geçen Kürt sayısı milyonları geçmiştir.

10-Şunu rahatlıkla söylememiz mümkün: Kürtlerin son yüzyılı bu haksız zulme karşı isyanla geçti. Bu isyanlar başta Türkiye olmak üzere Irak, iran ve Suriye’de değişik ton ve çapta yapılmaya devam ede geldi. Türkiye’de 1925’lerden bu yana Şeyh Said, Dersim-Seyit Rıza, Ağrı, Koçgiri, Sason… ve irili ufaklı isyanlar hiç kesilmedi. Bu isyanlara katılan sayısız insan idam edildi, kurşunlandı.

Geçenlerde Başbakan devletin resmi ağzı sıfatıyla sadece Dersim'de devletin resmi kayıtlarına göre 14.000’den fazla insanın katliamdan geçirildiğini açıkladı. Mezkûr diğer isyanların bilançosunu ise bilmiyoruz. Son otuz yıllık isyanın rakamları ise 50.000 civarında telaffuz ediliyor. Ki sayı büyümeye hala devam ediyor. Zira eski başbakan ve cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel buna 29’uncu isyan diyor. 

İran'da 1946'da Mehabat Kürt Cumhuriyeti kuruldu. Kısa süreli bu cumhuriyet, Kurucusu Kadı Muhammed ve arkadaşlarının idamıyla son buldu.

Irak'ta Molla Mustafa Barzani’nin 1930’larda başlattığı isyan, azılı katillerin dayattığı sürgünler, Halepçe ve Enfal Katliamlarıyla yüz binlerin canına mal olduktan sonra oğul Barzani ve Celal Talabani’nin ittifakı sonucu ve Amerika'nın Irak'ı işgali sonrası 2000’li yıllar sonrası Irak içinde kendine ait bir bayrağı, yerel resmi dili Kürtçe olan, bir ordusu ve diğer resmi kurumları olan Federal bir devlet şeklinde sonuçlandı. 

Suriye’de ise malum yaklaşık 50 yıllık faşist bir azınlık Nusayri dikta rejimi söz konusu. En ufak bir talep kanla bastırılıyor.”Baba Esat, 1980’lerde ülkenin Hama şehrine dayattığı 21 günlük bombardıman sonucunda 40.000, ülke genelinde 70.000’den fazla insan öldürüldü. 30.000 kayıp var. 2 milyon insan ülkeyi terk etmiştir. Burada 3 milyon’a yakın Kürt yaşıyor. Bu nüfusun yarısına yakını rejim tarafından “Ecanip”(Yabancı),”Mevali”(Yersiz yurtsuz), "Maktumin”(Kayıt dışı) olarak adlandırılıyor. Resmi hiçbir işlemlerini yapamıyorlar. Resmi olarak kendi adlarına ev, arazi alamıyor, evlenemiyor, çocuklarını nüfusuna kayd ettirip okutamıyor, seyahat edemiyor. Devletin gerekçesi, bu insanların Türkiye’de cumhuriyet döneminde yaşanan isyanlar ve sürgünler sonucu oraya yerleşmiş olmalarıdır.”.(1) Türkiye’ye geri dönülsün istiyor 

Suriye’nin şu anda içinde bulunduğu durum ve Kürtlerin savaştan en az bir zayiatla kurtulmak adına kendilerini korumak için aldıkları tavır ortadadır. Ve bu tavrın kopardığı fırtına da ortadadır.

Bütün bu açıklamaların ışığında Kürtlerin durumunu anlamak son derece insani bir şekilde empati yapalım. Evet, yukarıda bir empatiden söz etmiştik, o da şudur: Kürtlerin bir hak kazanımına itirazı olan sizler; hangi kavim, din veya mezhebe mensup olursanız olun, fark etmez; sizler bu zulme maruz kalsa idiniz ne yapardınız? Veya bu zulümlere maruz kalmak sizi rahatsız edip çözüm arayışlarına itmez mi?

Bazı kuru tekrarlara girmenin veya Suriye bölünüyor, PKK devlet kuruyor gibi bir takım mazeretlere sığınmanın kimseye bir yararı olmaz.

Aşağıda alıntıladığımız soruları kendinize sorun lütfen ve kirlenmemiş bir vicdanla cevaplarını vermeye çalışın, o zaman daha rahat anlaşırız, diye düşünüyorum.

"Suriye'nin bir bölgesinde Kürtler ekseninde gelişen süreç çeşitli yorumlara neden oluyor. Açık yüreklilikle şu sorulara cevap verilmelidir:

1-Devlet kurmak(bütün bu kavimler ve din mensupları için, yani Türk, Arap, Fars, Beluc, Hindu… Ermeni, Yahudi, Hristiyan… vb. meşru bir hak da neden sadece Kürtlerin hakkı değil) Kürtlerin hakkı değil midir? 

2- Diğer milletlerin hakkı olan bir şey hangi ahlaki ve dini gerekçelerle Kürtlerden esirgeniyor?

3- Bölgede kurulan bütün ulus devletler değil de neden sadece Kürt devleti ümmetin birliğini parçalıyor, bozuyor?
4-Kürtler devlet kurmayı hak etmemiş ilkel bir topluluk mudur?

5- Ümmeti parçalayan ulus-devlet örgütlenmesidir. Nasıl oluyor da Osmanlı'nın bakiyesi üzerine kurulan ulus-devletler ümmeti parçalamıyor da, bir devlete bile sahip olamayan Kürtler ümmeti parçalıyor?

6-Bölgede kurulan ulus devletler barışı zedelemiyor da, kurulacak Kürt devleti mi barışı zedeliyor.

7- Suriye'de kuruması muhtemel bir Kürt devletine karşı Suriye'nin bütünlüğü savunuluyor. Belki de sorun Suriye'nin bütünlüğüdür. Kürtler söz konusu olunca neden herkes Esat gibi zalim bir diktatörü bile destekleyebiliyor?

8- Bir devlete sahip olduğunda bu kadar tehlikeli olacak Kürtlerin aslında kendi ontolojik varlıkları da tehlikelidir anlamına gelmiyor mu?"(2)

Bir de şu yazıdan biraz alıntı yapalım: “Türkiye, demokrasisini derinleştirmezse 'bağımsızlık' talepleriyle başa çıkamaz.
Merkezin ağır baskısı altında ezilen etnik veya dinsel azınlıklar için iki çıkış yolu var; ya tam demokrasi ya da ayrı bir bağımsız devlet.

Bu seçenek menüsü tüm ülkeler için geçerli. Demokrasiyle temel hak ve özgürlükleri garanti altına alınmayan, iktidara ortak edilmeyen azınlıklar bağımsızlık peşine düşerler. Bu talebi salt 'milliyetçi' veya 'sekteryen' bir girişim olarak okumak eksik olur.
Küresel bir çağda yaşıyoruz; özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ne olduğu, başka toplumlarda nasıl yaşandığı sır değil. Bilen biliyor ve bilenler birinci sınıf haklar istiyor. Bunu vermeyen devletler de derin meşruiyet krizleri yaşıyor.
Eğer talep edenler ülkenin ana etnik veya dinsel gövdesine ait olmayanlarsa, onlar da kendi devletlerini kurarak haklarını elde etmeye çalışıyorlar. Bu tür denemelerden de otoriter rejimler çıkmıyor değil, ama azınlıklar bunu denemekten geri durmuyorlar.

Kısaca, merkezde demokrasi hâkim olmadan bölgesel özerklik bile ülkesel bütünlüğü muhafaza etmeye yetmiyor. Farklı etnik veya dinî grupları bir arada tutmanın yolu tam demokrasi ve çoğulculuk... Türkiye de sorunun vahametini kavramalı ve elini çabuk tutmalı. Demokrasisini derinleştirmezse 'bağımsızlık' talepleriyle başa çıkamaz.”(3) 

Bütün bu açıklamaların ışığında Kürtlerin etrafını sarmış ve onlarla öldürücü bir kardeşlik hikayesidir tutturanlara şu soruyu sormak çok yerinde ve ahlaki olsa gerek: Gerçekten de Kürtlerle kardeş olduğunuza inanıyor musunuz?. Kardeşiyseniz, kendize helal ve meşru olarak kabul ettiklerinizi onlar için neden haram ve gayrimeşru olarak görüyorsunuz. Hakikatte veya özde onlarla dost musunuz, düşman mısınız? Hangisi? Bunu bilmek herkesin en doğal hakkıdır. Çünkü bu saatten sonra içi boş masal ve hikâyeler artık kimsenin karnını doyurmaz ve hiç kimseye bir fayda da getirmez. 
------------------ 
(1)Mazlumder Suriye İnsan Hakları Raporu-2010 
(2) Bir Kürt Aydının Sesine Kulak Vermek -Yusuf Yavuz YILMAZ- Ufkumuz
(3)Ya demokrasi ya ayrı devlet-İhsan Dağı 03.08.2012-Zaman Gzt. 
 



Kaynak: http://www.haberdiyarbakir.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.