1. YAZARLAR

  2. Yıldıray OĞUR

  3. Bunun kime faydası var?
Yıldıray OĞUR

Yıldıray OĞUR

Türkiye Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bunun kime faydası var?

A+A-

 

 Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Kayseri İl Kongresi’nde Macron ve Fransa üzerine konuşurken, tribünden dev bir pankart açılıyor “Bu bir sevda öyküsü Hazardan Balkanlara”, sonra diğer tribünde başka dev bir pankart “Büyük millet canlanıyor.”

Eğer bu kongre iki ay önce yazılsaydı, muhtemelen  Cumhurbaşkanı’nın hedefinde Yunanistan Başbakanı Miçotakis olurdu. Tribünlerde ise Hazarlı değil, Akdenizli, Meisli, Yunanistanlı bir pankart açılırdı.

Üç ay önce yapılsaydı Libyalı, Trablusgarplı, Mavi Vatanlı bir pankart görürdük. 

9 ay önce yapılsaydı Suriyeli, İdlipli, Afrinli.

Nitekim bundan bir yıl önceki yerel seçimlerde Nevşehir’den Zeytinburnu’na bütün meydanlarda Yeni Zelanda’daki cami saldırısının videoları izletilmiş, cami basan teröristle başlayan cümleler ustalıkla HDP’ye ve Millet İttifakı’na bağlanıvermişti.

Bundan bir yıl önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de meydanların konusu, Suriye’de süren operasyonlardı. Cumhurbaşkanı her şehirde öldürülen son terörist sayısını açıklamış, her yerde “Bizi Afrin’e götür” pankartları açılmıştı. 

Ondan bir yıl önceki referandum mitinglerinde de anayasa paketinden üç bahsedilmişse, Hollanda ve Almanya’dan beş bahsedilmişti. Niğde’den, Bağcılar Meydanı’ndan Hollanda Başbakan’ına Nazi artığı denmiş, Samsun’dan, Şırnak’tan Merkel’e seslenilmiş, Kılıçdaroğlu’na meydan okumalarla, Avrupa Birliği’ne meydan okumalar birbirine karışmıştı. 

Yani Cumhurbaşkanı ilk defa meydanlarda, kongrelerde dış politika konularına girmiyor. Dış politikanın iç politikada kapladığı alan giderek artıyor. 

Çünkü artık iktidarın en çok satan hikayesi bu. 

Muhafazakar kesimde pek çok insan oyunu kendi şehrindeki yol, su meselesi için değil, Arakan için, Gazze için veriyor. 

Ekonomik, siyasi meseleler büyüse de iktidarın içerideki hikayesinin ikna ediciliği günden güne azalsa da Türkiye’nin çıkarları ve tüm dünya Müslümanları için mücadele eden lider ve ülke hikayesi büyük kitleleri heyecanlandırmaya devam ediyor, yaşanan sorunlar karşısında sabırlarını ve motivasyonlarını artırıyor. 

Ekonomideki sorunlar, dünyayla kapışmanın katlanılması gereken bir bedeline dönüşüyor. 
Otoriterleşme ve hukuksuzluklar, dünyada bu kadar ülkeyle mücadele halindeyken işi sıkı tutma zorunluluğuyla, Batı’nın Türkiye’ye müdahaleleri, içerideki adamlarını kışkırtması, ülkemizin iç işlerine karışmasıyla meşrulaştırılıyor. 

İçerideki muhalefet, kolayca dışarıdaki muhalefetin devamı, onların buradaki temsilcisine dönüştürülüyor. 

Dünyayla milli çıkarlarımız, Türklük, bayrak ve İslam için mücadele eden, kavga veren bir iktidarı eleştirmek, muhalefet etmek bile gayrimilli bir eyleme dönüşüyor. 

Yani dış politikayı iç politikada böyle kullanmak siyaseten işe yarıyor, seçim kazandırıyor, söylem üstünlüğü veriyor, kitleleri motive ediyor. 

Sokak röportajlarında ekonomi çok iyi diyen fanatik partililerin bile artık sadece mizah malzemesi olabildiği şartlarda, Kayseri’de, Malatya’da tek kelime ekonomiden bahsetmeden Paris’e, Washington’a meydan okuyarak kitleyi heyecanlandırabilmek büyük bir lüks. 

Peki aradan diplomat, büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı’nı çıkararak, diplomatik dil, nezaket gibi filtreleri kaldırarak doğrudan meydanlardan dünyaya, Kayseri’den Paris’e, Malatya’dan Washington’a, yürekten dile yapılan şeffaf bir dış politikayla elde edilenler, içeride verdiği haz duygusuna değiyor mu? 

İçeride iktidar için faydalı olan dışarıda Türkiye için, dünyadaki Müslümanlar için de faydalı mı?  

Örneğin son Fransa krizi...

Cumhurbaşkanı, AK Parti Kayseri İl Kongresi’nde “ Bu Macron denilen zatın İslam ile, Müslümanlar ile derdi ne? Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan bir devlet başkanına başka ne denilebilir? İkide bir Erdoğan'la uğraşıyor. Zaten seçim olacak. Yolunun pek uzun olduğunu sanmıyorum. Fransa’ya bir şey kazandıramadı ki ülkesine kazandırsın” dedi, akşamında Elysee Sarayı açıklama için “kabul edilemez” diyerek, Fransa'nın Türkiye'deki Büyükelçisi geri çağrıldığını duyurdu.

Büyükelçi’nin geri çağrılması telafi edilemez bir hasar değil. 

Macron’un bu sözleri hiç hak etmediği de söylenemez.

Ama bu sözlerle atılan taş ürkütülen kurbağaya değdi mi? 

Bu sözler kimin işine yaramış oldu?

Tabii ki Macron’un.

Çıkarmaya hazırlandığı yasayla ülkedeki Müslümanlara yönelik baskı politikalarına imza atmak üzere olan Macron’a AB’den eleştiri değil, destek geldi. 

AB, Dış Politika Yüksek Komiseri Josep Borrell, Erdoğan’ın Macron’la ilgili sözlerini kınadı, Türkiye’yi gerilimi artırmaması için uyardı, 'böyle yaparsanız daha da izole olursunuz' dedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.