1. YAZARLAR

  2. Yaşar ÖZKAN

  3. Bunalım Çağı, Değişim ve Mümince Yaşama Çabası      
Yaşar ÖZKAN

Yaşar ÖZKAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bunalım Çağı, Değişim ve Mümince Yaşama Çabası      

A+A-

 

  

             

Sosyal kültürel değişme sürecinin yol açtığı yapısal ve toplumsal sorunlar, endüstri çağının en güncel konuları arasında yer alır. Devrim, kalkınma, gelişme, kentleşme, çağdaşlaşma, hatta, savaş  ve barış, kavramlarının ortak paydasında değişme olgusu bulunuyor. 

 

Bölgesel ve toplumsal  değişmelerdeki hız farkları anamalcı, toplumcu ve “bloksuz ülkeler” bloklarını yarattı. Gelişmişler ve gelişme yolundakiler  yanında  gelişmemişler ve değişme konusunda şimdilik kararsız gibi görünen toplumlar var. 

 

Bloklar ve toplumlar arasındaki ilişkilerde değişmenin biçimi ve yönündeki anlaşmazlıklar, toplum içi ilişkilerde ise değişimden yana olanlarla değişmeye karşı koyan güçler arasındaki çatışmalar giderek yaygınlaşıyor ve yoğunlaşıyor. Değişen toplumlar  belli bir ülküde birleşip bütünleşirken, öteki  cephelerde bölünüp çözülüyorlar. 

 

Geri  kalmış ülkeler, endüstrileşmiş batı ile aralarındaki teknoloji  uçurumunu kapatmak için batılılaşırken, teknoloji devriminin bol tüketim aşamasına ulaşmış refah toplumları, “kültürel geri kalmışlık” diyebildikleri  “yabancılaşma” sorunların çözümünü doğu kültürlerinde arıyorlar. 

 

Varlıklısı yoksulu, batılısı doğulusu gelişmişi gelişmekte olanı, sömürgeci  ülkeleri  ve siyah Afrikanın genç ulusları, velhasıl tüm İslam ve insan dünyası,  büyük değişme sorunlarının ağırlığı altında ezilip gidiyor. Bu koşullar içinde, bilgi, tutum ve davranış ayrılıklarının ideolojik kutuplaşması, sıcak ve soğuk savaşlar kaçınılmaz oluyor. Bazı tarihçiler olup bitenlere kısaca bir ad koymuşlar: “Bunalım çağı”.     

 

Bunalım çağını bilim ve teknoloji  yarattı, bunalımın çözümü yine bilim ve teknolojiden bekleniyor. İyimserlere göre  bunalım bitecek ve barış gelecek. Kimi sosyal bilimcilere göreyse toplumun ve uygarlığın temelinde çelişki ve çatışma var. Bunalım hep sürüp gidecek insanla birlikte.  

Çıkmazların Kaynağı

 

Tarih ve bilimsel kavramlar ne yazık ki güncel sorunlarımızın düğümünü  çözmeye yetmiyor. İdeolojik sayısı kadar kuram, ne kadar kuramcı varsa o kadar çelişik yorum var. Kimi iyimser kimi kötümser hepsi de insanlık için girişilen fakat çoğunlukla insanın beklentilerine ters düşen çabalar bunlar, sözün doğrusu kötü bir çıkmazdayız. 

 

Bu evrensel  çıkmazın “ bilimsel diye niteleyebileceğimiz  iki nedeni var. 

1- İdeolojilerden bağımsız yada ideolojiler üstü düzeyde sosyal bilim yapılamıyor. 

 2- Kuram çokluğuna eklenen tarih bilinci eksikliği ve kavram kargaşası olup bitenleri yeterince anlamamızı engelliyor, ya da güçleştiriyor. 

 

 Aydınlanma dönemi, bilimsel ve modern diyebileceğimiz çağ, bu kavram ve kuramlarla doğdu, gelişti ve büyüdü. Bu çağa, batı uygarlığı, küresel   anlamda başta ekonomi  olmak üzere sosyal/kültürel sistem ve yapı üzerinden yenilikler getirerek kendi damgasını vurdu. Değişimle gelen bu yenilikler, teknolojiyi araçsallaştırarak, aynı zamanda bu küreselleşen dünyada büyük ve devasa sorunlar bıraktı.

 

 Müslümanların Değişimin Getirdiği Kavram ve Kuramlara Yabancı Kalması

 

Elbette, batının değişimle beraber getirdiği her kavram ve kuramın insanlığın sorunlarına köklü çözümler getirmediğini belirtmiştik. Ancak batı uygarlığı, ister beğenelim, ister beğenmeyelim dünya halklarına; Batılısından doğulusuna, Hristiyanından, Yahudisine, Müslümanından Budistine , beyazından siyahına kadar bir yaşam modeli benimsetmiştir ve bunu güç ve kendi bilgi sistemi üzerine kurmuştur. 

 

Yüzyılın sonunda bu yaşam modelini, farklı insanlardan, farklı inanç gruplarına, küresel anlamda herkes taklit etmeğe çalışmıştır. Farklı inanç grupları, düşünce ve amellerini sadece ritüellere taşımıştır. Müslümanlar hariç diğer din ve inanç sistemleri, pek de bundan rahatsız değiler.  

 

Son tahlilde, batının getirdiği bu ”küresel dünya sistemi” tüm insanlığı bir uçuruma ve çıkmaza taşımaktadır. Hem bu dünyaya, hem de ahirete dair sözü olan Müslümanlar belli ideali ve retoriği geleceğe taşıya bilirler. Ancak son yy’lardaki degişimi yeterince analiz edip,kendi sosyal/kültürel sistemlerini ortaya çıkaramadılar. Tabi bunun bir çok nedeni olmakla birlikte, kendi geçmiş tarihi yazılı ve sözlü kaynaklarını bugüne taşmakta zorluk çekmeleri ve zamanın ruhunu  algılayamadıklarından ve değişimi ıskalamaklarındandır. 

 

Her şeye rağmen Müslümanların belli bir çabanın içinde oldukları gözlenmektedir. Eğer geçmişte olduğu gibi, insanlığa yepyeni  bir heyecan getirecekse, klasik bilgi sistemlerini sorgulayarak, bütün insanlığın algısına hitap ederek bir anlam katabilirler. Yoksa, anlamın ölümünün gerçekleştiği bu medeniyette, insanların ve insanlığın yok olduğu nice zamanlar daha yaşanacaktır. Yaşanmaması için öze dönüş eylemselliğinin gelişime açık bilgi sistemini vücuda getirmesi elzem olandır. 

 

 

                   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum