1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Bu topraklarda demokrasi bir hayal mi?
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu topraklarda demokrasi bir hayal mi?

A+A-

 

 Türkiye’nin toplum yapısı sert bir veridir. Yığma taş tekniğiyle yapılmış bir binayı andırır. Taşlar binayı ayakta tutarlar. Ama, iç içe geçmezler. Bu topraklarda her biri ayrı bir toplumu andıran kültürel, yerel, etnik farklı topluluklar yan yana yaşar. Ortak öyküleri elbet vardır. Ne var ki, varlıklarını, pazarlar ve ödevler dışında, fazla temas etmeden, farklı ve ayrı cemaatler halinde sürdürürler.

 

Bu topluluklar içinde iki büyük kesim, “dindar-muhafazakâr” ve “seküler-laik” cemaatler 150 yıldır, gerek varlıkları gerek ilişkileriyle belirleyici rol oynarlar. Bu iki büyük cemaat birbirlerini yaşam biçimlerine tehdit olarak görür, uzlaşmaz iki değer sistemini temsil ettiklerini düşünürler. Kah iktidar, kah siyaset, kah gelenek üzerinden kendi alanlarını ötekinin aleyhine, keyfi biçimde genişletmeye çalışırlar. Bu iki farklı tasavvur bu yolla ve birlikte, siyasi ruhumuza yıllar yılı cemaatçi bir siyasi kültür zerk etmişlerdir. Kimlikçi algılar, keskin doğrular, bu nedenle biraz da kader gibi, siyaset anlayışımızın temelini oluşturur.

Çatışan, karşılıklı kimlikçi hamlelerle konuşan bu iki topluluk arasındaki ilişki eşitsizdir ve kuvvet unsuruna dayalıdır. Kemalizm örneğinde olduğu gibi denge, bir topluluğun diğeri üzerinde kuvvet yoluyla değer, hukuk, hak, imkan kullanma açısından egemenlik kurmasına dayanmıştır. 

Bu denge sistem açısından hassastır.

Nitekim ülkenin yaşadığı büyük krizler, önemli ölçüde bu cemaatler arasındaki kuvvet dengesinin bozulmasından kaynaklanacaktır. (27 Mayıs, 28 Şubat) Keza, tüm demokratik zıplamalar da, (Menderes ve Özal dönemi) başta bu iki kesim olmak üzere farklı topluluklar arasındaki temasların artması, özgürlük alanının genişlemesiyle yaşanmıştır.

Fakat bu açıdan hiç bir sayfa, 1990’ların ikinci yarısında açılana benzemez. 90’ların başında Berlin duvarının yıkılmasıyla gelen değişim rüzgarları, yeni ekonomik dinamiklerle iç içe girerek Türkiye’yi de etkiledi. Bu on yılların ortasına doğru farklı toplulukların siyasi davranış biçimleri değişmeye başlamıştı. İslami kesim merkez sağdan, Kürtler merkez soldan kopuyor, kimlik hareketleri dönemi açılıyordu. Kaldı ki, bu yeni zeminde Türkiye başka bir haraketlilik daha yaşıyordu. Ülkenin iki büyük kütlesinden biri olan, dindar-muhafazakar topluluk bir kabarma içindeydi, her açıdan sistemin merkezine doğru hareket ediyor ve yerleşik dengeleri sarsıyordu. Bu hareketlilikle sarsılan sadece kesimler arası dengeler değildi. İslami kesimde iç dengelerde de bir seyyaliyet vardı. Yeni politik ve ekonomik girdilerle muhafazakâr-dindar topluluk sınıfsal olarak da kımıldıyor, ekonomik ve kültürel unsurlar üst üste biniyor, İslami kesimde sisteme entegre olma, onu entegre olarak etkileme, bunu yaparken yerli ve evrensel değerleri iç içe sokma emareleri görülüyordu. Siyasi açıdan RP’ye yansıyan bu öykü, FP’deki yenilikçilerle biçim aldı, AK Parti’yle doruğa çıktı.

İddia yeni, devasa ve çarpıcıydı. Karşıt toplulukların birbirleriyle ve farklı değer sistemleriyle temas kurma, ortak bir alan oluşturma, demokrasi üzerinden topluluklar ötesi bir toplum üretme ve tarihi determinizmi yenme umudu ve iddiası...

Cumhuriyet tarihinin kaçınılmaz ve büyük kırılma anlarından birisiydi bu.

İddia hem cemaatler arası eşitlenmeyi hem bir sentezi vadediyordu. Muhafazakarları etrafında topladı. ANAP tarzı seküler muhafazakar temsili yapılar yerlerini adım adım bu dalgayı temsil eden AK Parti gibi dindar muhafazakar yapılara bırakmaya başladılar.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.