1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Bu tarz-ı siyaset
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu tarz-ı siyaset

A+A-

Yusuf Akçura yıllar önce ‘üç tarz-ı siyaset’den söz ettiğinde osmanlıcılığı, islamcılığı ve milliyetçiliği kastetmişti. Daha sonra ve halen de bu terim farklı siyasi seçenekler arasında kalmış olanlar için kullanılır. Ne var ki Akçura’nın ‘tarz’ kelimesini kullanması tamamen yanlıştı. Çünkü onun sözünü ettiği tercih siyasetin üzerine oturacağı kimliklere ilişkindi, siyasetin nasıl yapılacağına ilişkin değil... Nitekim bu toprakların aydınları uzun yıllar kimlik meselesini tartışıp ‘Türk’ milliyetçiliğinde karar kıldılar. Ama neredeyse 150 yıl geçmesine karşın hâlâ demokrasi olunamadı, sorunlar çözülemedi; bırakın bunları gerçek bir konuşma ortamı bile üretilemedi... Çünkü ‘tarz’ buydu ve hiç değişmedi. Türkiye siyaset yapma tarzını hiçbir zaman tartışamadığı, böyle bir temel sorunu olduğunun farkına varamadığı için, bugün bile toplumsal değişimin yarattığı taleplerle, toplumdan ürken bir devlet anlayışı arasında sıkışmış durumda.

Bu genel çerçeve AKP için de aynen geçerli. Bu partinin böylesine yüksek bir oyla iktidar olabilmesinin nedeni, toplumdaki hızlı değişimin ancak onu taşıma niyeti olan bir siyasi yapı ile mümkün olabileceğine ilişkin yaygın kanıydı. Bu toplum geri dönüşü pek mümkün olmayan bir değişimi, bizzat bu kavramı tehdit olarak algılayan bir devletle yürütmek gibi sancılı bir süreçle karşı karşıya. Dolayısıyla söz konusu boşluğu dolduracak, gerektiğinde değişim dinamiğini üstlenecek ve devleti değişime zorlayacak bir siyasi hareketlenmeye ihtiyaç var. Son yıllar bu imkânı küreselleşme dinamikleri içinde Türkiye’nin önüne çıkardı ve AB üyelik süreci söz konusu ivmeyi disipline eden ve denetleyen araç oldu.

Öte yandan Türkiye’nin siyasi partileri arasında sadece biri, yani AKP bu misyonun taşıyıcılığına istekle sahip çıktı. Bu nedenle son iki seçim farklı programlar veya kadrolar arasında değil, öncelikle farklı ‘niyetler’ arasında yapıldı. Ne var ki niyetin olması siyasi iradenin varlığını garantilemiyor. Ayrıca böyle bir iradenin olduğu noktada da güç ve menfaat kaygıları çok kritik olabiliyor. O zaman istediğini tam olarak yapamayan, devlet aktörleri ile dengeleri kollayan, kısa vadeli düşünen, gerçek bir stratejisi olmayan ve tüm hesabını kriz çıkarmadan iktidarda kalmak üzerine yapan bir siyaset ‘tarzı’ ile karşılaşıyoruz. Bu Osmanlı’da saray içi siyasetin tarzıydı... Şimdi 21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’ne egemen olan siyasetin de tarzı...

Sorun şu ki, bu tarz bir siyaset algısı ile ne toplumsal meseleleri gerçekten çözmek mümkün, ne de iktidar yapısı içinde parti özerkliğini ve kimliğini korumak. Bunca yıldır her hükümet olanın kısa bir süre içinde bir tür devlet bürokrasisine dönüşmesinin nedeni de bu. Bugün AKP rakiplerine oranla açık olan ‘niyet’ avantajını ‘iradeye’ dönüştürememenin sancısını yaşıyor. Bu sancı çok görünür değil, çünkü ortada ne rakip var ne de yurtdışından anlamlı bir baskı. Ama AKP’nin neredeyse hiçbir konuda sağlam bir analizi ve stratejisi bulunmuyor. El yordamıyla gidilen, sor derece esnek, her an durabilecek olan bir dizi olası ‘reform’ sürecinden söz ediyoruz. Ama hiçbirinde niyeti aşan, dönüştürücü bir irade gücü gözlemlenmiyor.

Oysa toplum umutlu ve her fırsatı bu yönde algılamaya ve değerlendirmeye çok yatkın. Düşünün ki bir süre önce Kandil Dağı’nın bombalanması bile Kürt meselesinin sivil çözümüne yönelik bir imkân olarak değerlendirilmişti. Diğer bir deyişle ‘niyetin’ her göründüğü noktada artık toplum ‘iradeyi’ de görmek istiyor ve doğal olarak beklentisini yükseltiyor.

Ama AKP o noktada zayıf. Çünkü hâlâ o eski tarzı sürdürüyor. Bir yanda askerle, öte yanda toplumla ayrı ayrı ‘siyaset’ yapmaya çalıştığı için, giderek iradesizliğe mahkûm oluyor. Oysa toplum artık eskisi kadar sabırlı değil... Üstelik eskisi gibi gözü kapalı bir biçimde devletçi de değil. Öte yandan bu partiye geleneksel olarak kuşkucu bakanlar söz konusu yalpalamayı giderek iradesizlik olarak algılar olmaktan çıkıp, bu partinin ‘gerçek niyeti’ olarak değerlendiriyorlar. Bu kesimin AKP’nin genel seçimlerdeki başarısını perçinleyen ‘cemaat dışı’ oylar olduğu düşünüldüğünde, işin önemi ortaya çıkıyor. Çünkü bu oyların nicel ağırlığı az olsa da, getirdiği meşruiyet AKP açısından paha biçilmez nitelikte. Laik kesimin demokrat oylarını yanına alamayan bir muhafazakâr iktidarın ‘devlet ‘ karşısında daha da yalpalaması ve nihayette değişime yönelik iradesini yitirmesi şaşırtıcı olmaz.

Yerel seçimlere giderken hükümetin önünde niyet tazelemek için bugün yeni bir fırsat var. Ancak bu niyetin iradeye dönüşebileceğini ima eden adımların da bugünden atılması gerekiyor. Aksi halde, alacağı oy ne olursa olsun, ‘ayakta kalma siyaseti’ AKP’yi içten içe kemirmeye devam edecek ve siyasi tarihimize bir hayal kırıklığı daha devredilecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.