1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. BU GİDİŞ NEREYE?
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

BU GİDİŞ NEREYE?

A+A-

 

İçinde yaşadığımız dünya cadı kazanı gibi kaynıyorken, kabilin çocukları hiç ama hiç rahat durmadan bu kazanı karıştırıp duruyor. Savaşlar, ne idüğü belirsiz bulaşıcı hastalıklar, her türlü musibet ve felaketler sürüp gidiyor. Bir kısmı doğal olan bu bela ve musibetlerin hatırı sayılır bir kısmı ise kabilin çocuklarının eliyle peydahlanıyor. İçinde yaşadıkları dünyanın sakinleri ise bu ayak oyunlarından artık sersemleşmiş koyunlar misali bir o yana, bir bu bayana savrulup duruyor. Kendi hastalıklı ve buhranlı akıllarınca, Tanrıyı kıyamete zorlayarak şu artık pinpon topuna dönmüş dünyayı murdar ettiler. Aslına bakarsanız bu her zaman için var olan bir durumdu. Yani hak ve batıl mücadelesi hiçbir zaman hız kesmedi, hatta hızı daha bir şiddetlenerek artıp duruyor. Bir de gelişen teknolojinin rüzgarını arkalarına alarak bu fitne kazanını daha çok kaynatıp duruyorlar. Bir de kendilerine sorsanız; Kur’an’daki tabiriyle, onlara: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde: 'Biz sadece ıslah edicileriz' derler. (Bakara/11) Şamar oğlanına dönmüş insanoğlunun önce aklını başından alıp daha sonra olmadık senaryolarla onu tokatlayıp duruyorlar. Hani derler ya, onun başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi diye. Her canları sıkıldığında ‘bana mazlumu getirin’ deyip mazlumu rahatlayıncaya kadar tekme tokat dövüp kovan serkeşler gibi, insanoğluna etmediklerini bırakmıyorlar.

Dünyanın kendisi zaten bir tiyatro sahnesi iken öyle zamanlar oluyor ki artık insanın havsalasının almadığı şeyler yaşanıyor. Şu an yaşanmakta olan Rusya’nın Ukrayna saldırısında gördüğüm bir manzara beni artık anlamlandıramadığım duygu ve düşünceler içine sevk etti. Bu saldırılarda insanlar, Ukrayna’nın en büyük tiyatro binasına sığındılar. Hatta, tiyatronun sahnesine kadar yataklar serilerek insanların orada gecelemeleri ve korunmaları için düzenlemeler yapıldı. O manzarayı gördüğüm an kendi kendime; ‘dünya hayatı zaten bir tiyatro oyunu, bir tiyatro oyunu olan bu dünya hayatının içinde de ayrıca oynanan bir tiyatro. Yani tabiri caizse, oyun içinde oyun, rol içinde rol.’ Kim bilir bu tiyatro sahnesinde ne roller sergilenmişti ne savaşlar canlandırılmıştı. Ve şimdi bu sahne, rollerin gerçeğe evirildiği, oyunun gerçeğe yansıtıldığı bir duruma şahitlik ediyor. O insanlar, o sahnede uyurken, bir zamanlar seyircilerin karışışında rol icabı uyuyan insanların aksine, gerçeğin ta kendisi olan dünya hayatının acı rollerini hayata yansıtıyorlar.

Evet, oyun içinde oyun, rol içinde rol. Bu nasıl bir yaman çelişki, bu nasıl bir acı sahne. Gözyaşlarımızı tutamadığımız acıklı sahnelerin yanında, bu sahneleri izlerken herhalde gözyaşı yerine kan ağlamak gerek. Bu oyun, şu yeryüzünde ne ilk ne de son olacak. Kim bilir daha oyunlar sahnelenecek. Çok şeylere şahitlik eden dünya tiyatrosunun bu sahneleri daha ne oyunlara ev sahipliği yapmıştır. Ne nemrutlar İbrahimlere ne firavunlar Musalara ne Ebu Lehebler Muhammedlere musibet olmuştur bu sahnelerde. Dünyanın mazlumları her zaman ve zeminde bu zalimlere göğüs germiş, Rablerinin onlara biçtiği rolleri eksiksiz oynamışlardır. Dünyada hiçbir an olmuyor ki bu oyunlara ara verilsin. Dur durak bilmeden sergilenen bu oyunlarda roller, rol sahiplerince talep edilmekte, kim kimi seviyorsa onunla aynı tarafta yer almakta, bu konuda tamamıyla bir gönüllülük esas kabul edilmekte.

Çoğu zaman zalim rolündekiler, rollerine o kadar çok kendilerini kaptırırlar ki yer yüzünde taş üstünde taş bırakmazlar. Tarihe kara harflerle geçmiş bu tür zalimlere, nefislerine aldanan gafillere, şeytanın aklını çeldiği sefillere, kaderin ona fırsatlar sunduğu halde bunu değerlendiremeyen heriflere Yaradan, yüce kelamında şu şekilde seslenmekte; “Fe eyne tezhebûn?” ‘Bu gidiş nereye’ (Tekvin/26) Daha dünya hayatının son perdesi oynanmadan Yaradan bu uyarıyı yapıyor ki yarın mahşerde bu zavallı nasipsizler sızlanıp durmasınlar. Bu ilahi hitap herkese, her kesime. Soluk alıp veren her insan, bu nidadan nasibini almalı, gidişinin nereye doğru olduğunu, istikametini, rotasını buna göre ayarlamalıdır. Kur’an’ın cihanşümul ve evrensel hükümleri, her zaman ve zemini kapsamakta, her kesi kapsamakta, her şeyi bağlamaktadır. Çağlar üstü olan bu nida, bu sesleniş, bu ferman, bu hüküm, şeytana, nefsine aklını kaptıran kullara bir uyarı niteliğindedir. Onu her türlü gaflet uykusundan kaldıracak, kendisine gelerek çeki düzen vermesini sağlayacak bir hükümferma niteliğindedir. İşittik ve itaat ettik diyenlere ne mutlu, işittik ve isyan ettik diyenlere de o hesap gününün sahibinin ne diyeceğini Yüce Kelam fazlasıyla açıklamaktadır.

“Fe eyne tezhebûn?” ‘Bu gidiş nereye’ (Tekvin/26) ile ilgili okuduğum çok ilginç bir anekdotu da belirtmeden geçemeyeceğim. İstanbul’da bir dolmuşta, Arap ırkından olduğu anlaşılan bir yolcu ile şoför arasında, yolcunun ineceği durak ile ilgili bir anlaşmazlık doğuyor dilden dolayı. Bu diyaloğa şahit olan biri, acaba nasıl bir şey yapılsa da bu yolcunun ineceği durak ile ilgili olarak, diye düşünürken, daha önceden ufaktan da olsa, Kur’an okumuşluğu olduğu için, bu ayet geliyor aklına ve aniden bu ayeti olduğu gibi, soru niyetine o Arap yolcuya soruveriyor. “Fe eyne tezhebûn?” Yolcu, bu soru karşısında, şoförü rahatlatan cevabı veriyor; ‘Gaziosmanpaşa’ O yolcu, bu soruya böyle bir cevapla, nereye gideceğini belirtiyor, ancak, biz Âdemoğlu bu soru karşısında istikametimizi, nereye doğru gideceğimizi rahatlıkla belirtebiliyor muyuz acaba? Asıl mesele bu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.