1. YAZARLAR

  2. M.Yasin Haskanlı

  3. BU DÜZENDEN İYİLİK ÇIKMAZ
M.Yasin Haskanlı

M.Yasin Haskanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

BU DÜZENDEN İYİLİK ÇIKMAZ

A+A-

 

Uluslararası ilişkilerin çıkar esasına göre yürüdüğü bir dünyada iyilik tesis edilemez. İnsanın tarihsel gelişimi, var olmak için kendisini şartlandırdığı kurallar bütünü, ihya ve inşa üzerine kurulu değil. Var olmak için ezmek, sömürmek, saldırıya uğramamak için ilk saldıran olmak, kaynakları tekelleştirmek ilişkilerin temelini oluşturmakta.

Son dönemde bizim şahitliğini yaptığımız dünya, eski çağların yaklaşımlarından çok da uzak değil. Araçlar değişse de temel yaklaşımlar aynı. Binlerce yıllık yaşamın, deneyimin topluluk yaşamına yönetimsel anlamda olumlu katkıları maalesef çok da müspet olarak yansımamıştır. Makyajlanmış yönetim şekilleri sadece modern algı yönetimlerine hizmet etmektedir. Politik duruşlar çıkarların belirlediği ekseni takip etmekte. Bu anlamda tesis edilen uluslararası kuruluşlar egemen devletlerin çıkarlarına hizmet etmek zorunda.

Bu durumu özellikle Ortadoğu’da, yakinen görmekteyiz. Birçok İslam ülkesinde şiddete dayalı sorun çözme yönteminin esas kabul edilmesinde başat etken kurulu dünya düzenidir.  Yönetebilmek için savaştıran bir anlayış Müslüman coğrafyada inanılmaz bir kısır döngüye sebep olmakta. Lokalden bakıldığında farklı tezahür eden olgular küresel pencereden çok daha basit ve anlaşılır görünmekte.

-Türkiye’de hem içeride hem dışarıda süren Kürt sorunu ve çatışma alanı,

-Irak’ta mezhep çatışması, Özerk Kürt Yönetimi ve merkezi yönetim arasında süren problemler,

-Suriye’de sebebini bile unuttuğumuz iç savaş,

-Afganistan’da 40 yıllık dış müdahale ve iç savaş,

-Lübnan’da yaşanan siyasi istikrarsızlık,

-Mısır’da darbelerle ve neticesindeki diktatör rejimin hükmetmesi,

-Libya’da iç savaş,

-Keşmir özerk yönetiminin uğradığı abluka ve şiddet,

-Filistin’in Siyonist rejim tarafından işgal edilmesi,

-Körfez ülkelerinde yaşanan baskıya dayalı rejimlerin devamı,

Bu liste uzar da gider…

Her bir ülkeyi ve sorunu irdelediğimizde altında yatan gerekçeler farklı olacaktır. Ancak temelde bütün bu coğrafyalarda yaşananlara en önemli sebep, egemen emperyalist sistemin küresel politik yaklaşımları olarak görülecektir.

Ya yönetim umut vaat ediyorken bu umudu tüketmek için kargaşalar çıkarılır, yönetilebilirlik yok edilir ya da toplum umut vaat ediyorken toplumu törpülemek için baskıcı rejimlere başvurulur. Her iki dayatmada kazanan, bölgenin ya da 3. dünyanın ayağa kalkmasını engelleme arzusudur.

Buna en iyi örneklerden birisi 4 ülkeyi kapsayan Kürt meselesidir. Kadim zamanlarda Osmanlı ve İran arasında toprakları bulunan Kürtler, Osmanlının tasfiyesi sonrası Irak, Türkiye ve Suriye arasında paylaştırıldı. Dört ayrı parçaya dönüşen Kürtler 100 yıllık önemli bir çözümsüzlüğün parçası haline getirildiler. Bu dört ülkede farklı alt başlıklarla, farklı üslup ve taleplerle kendini gösteren sorun, temelde bölgenin istikrarsızlığı üzerine kuruludur. Kürtlerin bu şekil ayrıştırılması/paylaştırılması algı olarak farklı bilinmesine rağmen gerçekte batı emperyalizminin dünya savaşları sonrası dayattığı ve belli bir öngörü ile yapılan sınır düzenlemeleri ile gerçekleşti. Kürtlerin yaşadığı bölgenin sınırları bölge ülkeleri tarafından oluşturulmamıştır.

Bugün Kürt sorunu etrafında yaşananlar üzerinden bölgeye ayar yapanlar sorunun aslında temelini oluşturanlardır. Zira 100 yıl önce onlarca devlet yeniden kurulurken (bunların birçoğu ihtiyaç olmadığı halde kuruldu. Körfez ülkeleri buna en güzel örnektir. Bazı ailelere devlet bahşedildi) pekâlâ bölgenin önemli nüfus potansiyeline sahip ve en kadim halkı olan Kürtlere de devlet olma imkânı sunulabilinirdi. Ancak bu durum çağın normali kabul edilen ulus devlet ihtiyacının eksik bıraktırılması ile hem hâkim devlete hem devletten yoksun bırakılmış Kürtlere çatışma ve savaşma alanı oluşturuldu. Devlete, oluşturduğu devlet yapılanması aracılığı ile zulmetme,(bölge ülkelerinin hangisi batılı egemen devletlerden bağımsız politika üretebildi? Halepçe'de Kürt halkına yapılan katliamın kimyasalını Saddam’a veren kimdi? Batının izni olmadan kendi paralarını bile harcayamayan, hükümet kuramayanların bu kadar önemli sorunlarda bağımsız olmaları mümkün mü?); Kürtlere, devlet olma hakkı vadiyle savaşma telkini hep batının bir yaklaşımı oldu. Kurdukları tezgâh net, çözüm çözümsüzlüktür. Devletin ordusunu donattılar, muhaliflerin örgütlerini donattılar her ikisine ürettikleri silahı verdiler uygun zaman ve mekânda savaşın denildi…

Türkiye’de çözüm süreciyle doğan çözüm umudu bekli de batının konuya olan duyarlılığının bir sonucu olarak sekteye uğradı. Kimse mikrofon önünde ve süslü toplantılarda konuşulanlara ve verilen beyanatlara aldanmasın. Kimsenin Kürtlere özgürlük gibi bir derdi yok maalesef. Batı ilkesel olarak da bu konuda sabıkalıdır. Zira kendi mahallesinde baskıladığı örttüğü sorun doğuda desteklenen ve çatışmaya itilen sorundur. Çatışmayı yaratma konusunda mahir olan batı bunu ustalıkla icra ediyor. Bölerken kazanıyor, çözüm ararken kazanıyor, kendince sonuç oluşturunca kazanıyor. Her sonuç egemen devletlerin lehine oluyor. Bu durumu dile getirirken halkımızın özgürlük bağımsızlık vb. taleplerinin eleştirisini yapmıyorum. Dile getirdiğim şey batının aklı ile yola düşülünce sonucun çözümsüzlük olacağıdır. Zira niyet başka, amel başka… Doğunun zaaf ve saflığı batının kurnazlığına yenilmekte…

Avrupa’da bağımsızlık talep eden bölgeler;

Hırvatistan – Istria

Çek Cumhuriyeti – Moravya

Polonya- Katoviçe (Yukarı Silezya)

Romanya- Sekelistan

Danimarka – Bornholm, Danimarka-Faroe Adaları

İtalya- Lombardiya, İtalya-Veneto

İspanya - Bask Bölgesi, İspanya-Katalonya

Fransa-Korsika, Fransa-Bretonya

Belçika-Flanders, Belçika-Valon Bölgesi

Almanya-Bavyera

Birleşik Krallık-İskoçya, Birleşik Krallık- Galler, Birleşik Krallık - Kuzey İrlanda

Avrupa kıtasında neredeyse dünyanın geri kalanı kadar bağımsızlık talebi var. Bunlarda en popüler olanı İspanya/Bask ve Katalonya bölgelerinin bağımsızlık mücadelesidir. Avrupa kendi içerisinde bağımsızlık taleplerini hiç de dünyanın geri kalanına salık verdiği gibi bir yöntemle gündem haline getirmiyor. Doğuda teşviklere konu meseleler Avrupa söz konusu olunca sumen altı oluyor. İspanya’da onlarca yıldır birçok yöntem deneyerek bağımsızlık mücadelesi veren Katalanlar barışçıl ve medeni bir tarz ile sorunu güncelleseler de gerek İspanya hükümetlerinden gerek Avrupa birliğinden gereken ya da olması gereken destek ve anlayışı göremedi. Katalan Özerk Yönetimi Başkanı dâhil birçok siyasetçisinin AB kurumlarının (sözüm ona demokrasi havarilerinin) gözleri önünde tutuklanmaları, haklarının gasp edilmesi, bir kısmının ülkeyi terk etmek zorunda kalmaları, çifte standardı gösteren önemli bir örnektir. Ve En kötüsü de bu topluluklara kanat gerecek hiçbir uluslararası mekanizmanın olmaması.

Evinde taviz vermeyen batılı devletler geri kalan dünyayı olan ya da olmayan sorunlarla domine ediyor. Bunun farkındalığından yoksun bizler sonucu olmayacak usullerle birbirimize saldırmanın bedbahtlığını yaşıyoruz. Bunun örneği, 40 yıldır ülkede devam edip binlerce cana mal olan ama sonuca ulaşmayan Kürt sorunu. Bu ve benzeri örnekler neredeyse tüm 3. dünyada ülkelerinde mevcut.

Olayın bir diğer yanı bölge devletlerinin batıya gösterdikleri uyumdur. Her biri kendi içerisinde ciddi hak ihlalleri yapan rejimler durumunda. Bu rejimler yaptıkları ihlaller ile batılıların müdahale etmesine, sorunları istismar etme ve yararlanma imkânı bulmalarına sebeptirler. Bu yönetimler içerden gelen talep ve çağrılara kör ve sağır kalarak ayrı bir sıkıntının kaynağı olmaktalar. Kendi evinde muazzam sıkıntılara imza atan bu yönetimler pusuda bekleyip komşu ülkelerin çok da farklı olmayan sorunları üzerinden saldırıyı kaçırmazlar.

Bunun en iyi örneğini Türkiye’nin Rojava’ya düzenlediği “Barış Pınarı Harekâtı”nda gördük. Bölge ülkeleri bu harekât üzerinden dünyayı ayağa kaldırdılar. Görünürde bu duyarlılık insanın gözünü yaşartır cinsten. Ancak olay gözüktüğü gibi değil. Örneğin Suudi Arabistan yıllardır orantısız bir güç kullanarak Yemen’i hakkı olmadığı halde harap etti. Binlerce kadın, çocuk, yaşlı katledildi. Uygulanan ambargo ve savaş koşulları salgın hastalık ve sağlıklı beslenmenin imkânsızlaştığı bir sürece sebep oldu. Suudi yönetimi, kendisinin yaptığı katliamları unutup başka bir ülkenin suçunu afişe etmeustalığını sergilemekten geri durmadı(!) Aynı şekil Suudi’nin Yemen’de yaptığı katliamları bugüne kadar görmezden gelen Türkiye’deki iktidar, Suudi’nin harekâtı kınamasının ardından birden bire Yemen’i hatırlar oldu. Yemen’de yaşanan büyük dram sadece birbirine karşı kullanılan bir konuya dönüştü. Aynı şekilde, Türkiye, Mısır, İsrail, Irak, İran, Lübnan, Suudi Arabistan ve diğer komşu ve sözde kardeş devletler günahlarını unutup başkasına ahkâm kesmenin derdinde. Bu duruma en güzel cevap şu olur: “İçinizden günahsız olan ilk taşı atsın.”

Kendi bahçesinde adil olmayı başaramayanların başkasını adil olmaya çağırması ne kadar garip bir durum. Özgürlüğü balkanlarda soydaşlarına talep edenlerin kendi vatandaşlarına farklı uygulamaları reva görmeleri ne kadar büyük bir tezattır.

Bu yaşadıklarımız politik ahlak yoksunluğunun ve adaletsizliğin dünyada geçerli olan kural oluşunu göstermektedir. Bu yaklaşımlarla kimsenin mutlu olacağı da sorun çözeceği de yoktur. Her şeyden önce saltanatı/iktidarı mutlu olmak için, ihya ve inşa için talep etmek gerekir. Amaç bu olmayınca işin başında fırsat kaybedilmiştir.

                                         

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum