1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Bu Bir Sırdır
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu Bir Sırdır

A+A-

Mevlana, hayatta herkesin basit ve sıradan gördüğü hadiselerin üzerindeki perdeleri kaldırıp anlamları açığa çıkaran ve bu olaylarla insan yaşamı arasında ilintiler kuran bir ariftir.

 

Mevlana, arının işlevi ve onun tatlı dünyası ile insan yaşamı arasında bir ilişki kurar, insana bir ufuk açar, insanın zihninde sorular dizisi oluşturur: Neden, niçin, nasıl… İnsanı bir sırrın peşine takar, keşf-i esrara yöneltir. Elbette Mevlana da bu konuda Kur’an’dan yola çıkar. Arı ile ilgili ayetten yola çıkarak insanı düşünmeye sevk eder. Kur’an’da arı ili ilgili şöyle bir ayet vardır:

 

“Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir diye vahy etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet(bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır.” (Nahl 68)

 

Arı ve işlevine aşina olmayan insan yok gibi. Arının tatlı, yararlı ve güzel bir dünyası var. Arının işi çiçeklerledir. Çiçek, taşıdığı faydalardan ayrı olarak güzelliği, sevgiyi, zarafeti, nezaketi ifade eder.

 

Arı, dünyadaki en güzel şeylerden biri olan çiçeklerle meşgul olur, onların tozunu toplar, yuvasını bal ile doldurur, tatlı bir dünyada yaşar ve insanlara da faydalı, şifalı bir tatlı sunar.

 

Arının tüm bu maharetleri kendinden değildir. Her insan arıyı bilir ama arının o tatlı dünyasının menşei ve sırrı üzerinde pek durmaz ve insan yaşamındaki acılarla arının dünyasındaki tatlılar arasında ne tür bir irtibatın kurulacağı üzerine zihnini yormaz.

 

Mevlana, yukarıdaki ayetten mülhem şiirinde şöyle der:

Girem in vahy-ı Nebi gencur nist

Hem kem ez vahy-ı dıl-ı zenbur nist

Çün ki “evha el-Rabbü ila el-nahl” amedı est

Hane-ı vahyış por ez helva şodı est

O bı nur-ı vahy-ı hak azze ve cell

Kerd alem ra por ez şem’ u asel

İn ki kerremna ve bala mi reved

Vahyış ez zenbur kemter key bud

 

Anlamı: “Farz edelim Nebinin kalbine gelen bu vahiy, Allah’ın sırlarının hazinesi değildir. Fakat Allah tarafından arının gönlüne vahy olunan vahiyden de aşağı değildir ya. Allah bal arısına vahyetti ayeti gelince, onun vahiy evi tatlılarla doldu. Arı aziz ve yüce Allah’ın vahyi ile dünyayı mumla, balla doldurdu. İnsan hakkında Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerim’de: Biz insanı üstün bir varlık olarak yarattık. İnsanı yücelttik, şerefli kıldık. Diye buyurdu. Bu yüzden insan ruhen yükselmektedir. İnsanın değeri çok yüksektir. Çok yücedir. Hiç insana gelen vahiy, bal arısına gelen vahiyden aşağı olur mu?”

 

Arı, ilahi bir ilham veya vahye muhatap olmasının sonucu, bal ve mum yapımcısı oldu, tatlı, yararlı bir dünya oluşturdu. Nasıl olur da genel anlamda insanoğlu ve özel anlamda Müslümanlar, vahyi mesaja bunca muhatap olmasına rağmen ilahi vahyin ışığında ve yol göstericiliğinde kendi dünyasını bal ile dolduramaz? Arı bir emirle güzel ve özgün bir dünya inşa ederken insanoğlu niçin bunca vahye rağmen  özgün bir dünya kuramaz?

 

Mevlana, insanoğluna gelen vahyin arıya gelen vahiyden daha aşağı bir mertebede olmadığına dikkat çekmekle kalmıyor, insanın çok daha yüceltildiğini hatırlatıyor ve şu ayete göndermede bulunuyor:

 

“Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Yine onları yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsra 70)

 

İnsanoğluna değerli bir makam bahşedilmiş, insanoğlu nimet ve imkanlarla donatılmış, meleklerin bilmediği kendisine öğretilmiş, Kur’an’ın nuruyla karanlıklardan aydınlığa çıkma imkanı kendisine sunulmuştur. Peki bütün bu imtiyazlara ve avantajlara rağmen neden insanoğlunun hayatı arının aksine acılarla, savaşlarla, zulümle, aşağılıklarla dolup taşar? Bir yanda bir mahluk, ilahi bir emirle baldan bir dünya oluştururken, diğer yandaki mahluk(insan) çok daha değerli, mükerrem, donanımlı ve aynı vahye çok daha zengin bir tarzda muhatap olmasına rağmen neden ve niçin arı gibi güzelliklerle uğraşıp bal gibi tatlı bir dünya kurmakta zorlanır?

Bu işin sırrı nedir?

Bu sır nasıl çözülür?

Bu esrar nasıl keşfedilir?

 

Bir çok okuyucunun, “Bu dünya imtihan dünyasıdır. İnsan da imtihan için gönderilmiştir. İmtihan gereği insanoğlu bir çok zorlukla kuşatılmıştır. Nimet ve donanımın yanında irade ve özgürlük gibi imkanlar, onun nefis ve şeytandan yana tavır koymasına da imkan hazırlamıştır ve ila nihaye…” şeklinde şerhler düşeceklerinin farkındayım. Bu şerhler, zihin dünyasındaki temel soruları gideremiyor kanaatindeyim. Çünkü insanoğlu, Allah u Taala ve Tebareke’nin kendisine bahşettiği deruni ve biruni imkanlarla çok tatlı, anlamlı, özgün ve yararlı bir dünya kurabilir. İnsanoğlu, bu güce sahiptir. Potansiyel olarak bu güç kendisinde vardır.

 

Potansiyel halindeki bu güç nasıl harekete geçirilebilir?

Hareketin istikameti nasıl korunabilir?

 

Ulema ve urefanın dini tecrübeleri,  arayış içinde olanlar için yoldaki işaretleri belirlemiştir denebilir. Ulema ve urefanın dini tecrübeleri aynı amaca matuftur; her ne kadar birinde öğrenerek bilmek, ötekinde yaşayarak görmek öncelenmiş ise de.

 

Bazılarına göre hatem’ül arifin olan Mevlana’nın şiirlerinde bu işin sırrına ilişkin iki örneğe değinmek yerinde olsa gerek.

 

Mevlana’nın insanın olgunlaşmasına, insanın olgunlaştıkça hakikati görmeye yaklaşacağına, tatlı bir dünya kuracağına dair inancından söz etmek mümkün. Kendisine hayatının özeti sorulduğunda dört kelime ile cevap vermiştir:

 

Ham budem, pohtem suhtem

Çiğ idim, olgunlaştım/piştim ve yandım. Bu cümle arifane yaşamın veciz bir özetidir. Olgunlaşmanın sonuçlarıyla ilgili verdiği örneklerden biri de cenin konusudur. Ana rahmindeki cenin ham olduğu için kan ile beslenir. Cenin olgunlaşma sürecini tekamüle erdirince ana rahminden çıkar ve süt ile beslenmeye başlar. Kan ile yaşamdan süt ile yaşama geçmek, hamlıktan olgunlaşmaya geçmekle mümkün olmaktadır.

 

İkinci örneği de çiğ ve olgunlaşmış meyveden verir. Dünyayı ağaca, insanoğlunu da ağacın dallarındaki ham meyvelere benzetir. Çiğ meyve, dalına sıkı tutunup yükseklerde durur. Olgunlaştıkça tatlılaşır ve dalından koparak toprağa doğru iner. Mütevazi olur ya da maddiyattan kopar.

 

İn cihan hemçün dırahtast ey ğolam

Ma ber o çün miyvehayı nim ham

Saht gired hamha mer şah ra

Zı anki ziba nist  ve derhor kah ra

Çünki poht u geşt-ı şirinleb gezan

Sost gired şah ra b’ad ez an

Sahtgiri ve taassüb hamist

Ta cenini kar hun aşamist

 

Mükerrem ve müşerref olarak yaratılan insanın vahyi mesajdan maksimum düzeyde yararlanarak özgün bir dünya kurmasının sırrı olgunlaşmaktan mı geçiyor? Tekamül, insana varlık aleminin üzerindeki perdeyi kaldırma imkanını verir mi?

 

Kaşki hesti zebani daşti

Ta zı hestan perdeha berdaşti

 

Varlık alemi! Keşke senin dilin olsaydı da varlığın üzerindeki perdeleri kaldırsaydın. Bunu diyen insan, perdenin arkasını görüyor olsa gerek.

 

İnsanoğlunun zaaflarla kuşatıldığı kadar büyük bir güçle donatıldığı da muhakkak. Bu gücü arı gibi tatlı bir hayatın inşasında kullanabilmenin sırır nedir?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.