1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Bozuk Terazi
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Bozuk Terazi

A+A-
Terazi, adaletin simgesidir. Terazide asıl olan, terazinin iki tarafının birbirine denk olmasıdır. Arada tam eşitlik olmalıdır. Tartıda hile yapanlar, taraflardan birinin lehine terazinin dengesiyle oynar ve ölçüyü/mizanı bozar. Terazinin kefeleri arasındaki denge bozulmuşsa, terazi bozuktur ve bozuk terazi, kesinlikle haksız olarak birinin aleyhine ve ötekisinin lehine işliyor demektir. Böyle bir durumda da adalet yitirilir.
Batılılar, Doğu ile Batı arasındaki terazinin dengesini kendi lehlerine ve Doğuluların aleyhine bozmuş durumdadırlar. Dünyanın terazisi bozuktur. Bozuk terazi, adaletin değil, adaletsizliğin simgesidir. Doğu ile Batı arasındaki terazinin kefelerinden biri dibe vurmaktadır. İşte birkaç örnek:
Amerika altı yıl önce Felluce'de katliam gerçekleştirdi. Bu soykırımda 600 kişi hayatını yitirdi. Amerika'nın ne tür silahlar kullandığını kimse bilmiyordu. Sonraları kendileri beyaz fosfor kullandıklarını itiraf ettiler.
Independet gazetesinin yayınladığı rapora göre Felluce'deki kanser vakalarının oranı, İkinci Dünya Savaşı'nda atom bombası saldırısına uğrayan Hiroşima ve Nagazaki'deki orandan daha yüksektir. Doktorların bildirdiğine göre, yeni doğan çocuklar anormaldir. Kimisi iki başlı, kimisi felçli, kimisi bir başka hastalıkla doğuyor. Bir başka araştırmaya göre de 14 yaş ve atındaki çocuklarda görülen kanser vakası, Ürdün'dekilerin dört katı, Kuveyt'tekilerin sekiz katı fazladır. Felluce'deki araştırmayı yürüten ekibin uzmanlarından Chris Busby'e göre halkın genleri, bir şeyin etkisiyle değişme uğramıştır.
Kuşkusuz genleri etkileyen şey, Amerika'nın kullandığı silahlardır. Amerika, geliştirdiği nükleer ve kimyasal silahlarını Doğulu insanlar üzerinde deniyor. Geliştirdikleri silahın etkisini, Doğulu insanların katliamı pahasına deniyor, sonuçlarını gözlemliyor. Doğulular, Amerika için nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar için yapılan deneylerde kullanılması gereken denekler hükmündedir. Saddam'ı kimyasal ve biyolojik silah bulundurmakla suçlayıp Irak'ı işgal eden Amerika, aynı silahları bu kez kendisi Irak halkı üzerinde kullandı. Saddam'a kimyasal silahları verenler de kendileriydi.
Fransa'nın da Cezayirli insanları nükleer silahların deneyinde denek olarak kullandığı ortaya çıktı. Olayın patlak vermesinden sonra mağdurların tazminat başvurularına da cevap vermedi.
Aynı Fransa'nın, Cezayir'i işgal altında tuttuğu yıllarda bir buçuk milyon Cezayirliyi öldürdüğünü de hatırlayalım.
Soru bir: Hangi İslam ülkesi Avrupa veya Amerika'da nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları kullanmıştır?
Soru iki: Hangi İslam ülkesi Avrupa veya Amerika vatandaşlarını bu tür silahların etkisini ölçmek için denek olarak kullanmıştır?
Soru üç: Hangi İslam ülkesinin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları vardır?
Bu üç sorunun cevabı da 'hiç biri' şeklindedir. Öyleyse Doğu ile Batı arasındaki terazi bozuktur. Denge ve mizan bozulmuş, adalet kaybolmuş ve yerini adaletsizlik almıştır.
Adalet, yanlışa yanlış ile karşılık verilerek sağlanamaz. İslam ülkelerinden biri de Amerika ve Fransa vatandaşlarını nükleer silah denemelerinde denek olarak kullanmasıyla adalet sağlanmaz. Adalet, karşı tarafın zulmüne son vererek ve sorumluları cezalandırarak sağlanır. Dolaysıyla İslam ülkeleri de aynı cinayetleri işleyerek karşılık versin demiyorum. Sorguladığım şey, neden bizim insanımız katliama uğratılıyor ve niçin bizim insanımız katliama maruz bırakılıyor konusudur. Cezayirli insanların suçu neydi? Fransa bunun hesabını vermelidir. Amerika Felluce'nin hesabını vermelidir.
Almanların Yahudileri katlettiği söyleniyor. Doğru veya yanlış. Doğru olduğunu kabul edelim. Avrupalılar bu soykırımdan ötürü kendilerini suçlu hissediyor ve suçlarını telafi etmek için Yahudilere milyonlarca Filistinliyi mağdur etme pahasına Filistin topraklarını veriyor. Almanların suçunu neden Filistinliler çeksin? Batılılar yaptıklarını telafi etmek istiyorduysa, Avrupa'da veya Amerika'da bir yer verseydiler Yahudilere. Oralarda bir devlet oluştursaydılar. Yahudilere kendilerini af   ettirmek için bir milleti daha yok ettiler! Batının suç faturasının bedelini neden Doğulular ödesin? Almanlar, Fransızlar, İngilizler veya Amerikalılar ödeseydi ya! Şimdilerde de bu işi görebilirler. Yahudilerin Filistin'de işgal ettiği yer kadar bir yer versinler onlara. Avrupa veya Amerika kıtasında uygun bir yer bulabilirler. Adalet, cezayı suçu işleyenin çekmesini gerektirir. Adalet, Almanların Yahudilere kendi topraklarında bir yer vermesini gerektiriyor. Amerika ve diğer Avrupa ülkeleri de bu projeyi desteklemek zorundadır. Avrupa ve Amerikanın birleşip Yahudilere Filistin topraklarını vermesi ve bir milleti yok etmesi, zulmün katmerleşmiş halidir. Adalet terazisi, adalet dengesi çok fena şekilde Doğuluların aleyhine bozulmuştur.
Siyonist rejim, Gazze'ye saldırdığında da fosfor bombalarını kullanmıştı. Filistinliler mi Yahudileri katletti ki, bedelini fosfor bombaları altında kalarak ödesinler? Siyonist rejimi kuran da onu koruyan da Avrupa ile Amerika'dır. Bu zulmün banisi onlardır ve teraziyi bozan da onlardır. Amerika ve Avrupa halkları bir şekilde terazinin bozulduğunu görmek zorundadır. Ya kendi rejimlerini düzeltirler veya terazinin bozukluğundan onlar da kendilerine düşen payı almak zorunda kalırlar.
 
Gazze saldırıları sırasında yayınlanan görüntülerin birinde yaralanıp hastaneye getirilen küçük bir kız çocuğunun yaşadığı şok halini, o görüntüyü görenlerin unutmamış olması lazım. Çünkü unutulacak gibi değildi. Yara bere içindeki küçük kızın titreyen çenesi, gözlerindeki korku, yüzündeki dehşetin etkisi insanın yüreğini parçalıyordu. Neden doğulu çocuklar vahşetin kurbanı oluyor? Eğer o küçük kız çocuğunun yaşadığını, Doğulular Amerika'daki küçük bir kız çocuğuna yaşatsaydı, dünyayı yıkarlardı Doğuluların başına. Çocuklar emanda olacaksa, dünyadaki tüm çocuklar emanda olmalı. Batılılarınki güvenlik içinde ama Doğulularınki ateş ve dehşet altında olacak. Bu terazi bu sıkleti çekmez.
Bütün bu zulümlerin fiili baş kahramanı Amerika'dan başkası değildir. Böyle bir şer odağının kendi şom amaçlarına hizmet eden askeri üsslere ve mühimmata kendi topraklarımızda hangi gerekçe ile yer vereceğiz? Bunu hangi kriterlere göre benimseyebileceğiz?
***
Yorumlara Dair
Bir önceki yazıya yorum gönderen Fatma adlı okuyucumuz, konuya ilişkin ne tür önerilerde bulunabileceğimi soruyor.
Bireysel olarak nelerin yapılabileceğine doğal olarak bireylerin kendisi karar verir. Toplu olarak yapılacaklara da toplulukların kendisi veya onların temsilcileri karar verir. İster birey, ister topluluk halinde olsun elbetteki yapılabilecek çok şey vardır. Sorumluluk duyanların her vesileyle hakkı haykırması ve zulme karşı çıkması gerekir. Bu görevi ifa ederken medya yoluyla tepkilerimizi dile getirme, konferanslar düzenleme, bildiri yayınlama, gösteri yapma gibi bilinen yöntemlerin yanında orijinal tepkiler de geliştirilebilir. Örneğin Irak'ta fırlatılan ilk ayakkabının etkisini herkes hatırlar. Kuşkusuz daha keşfedilebilecek çok sayıda etkili eylem türleri geliştirilebilir. Hükümeti ve devleti doğru karar almaya zorlayacak etkinlikler geliştirebiliriz. Milletvekilleri, bakanlar, başbakan, meclis başkanı, parti başkanları, partilerin il ve ilçe başkanlarını telefonla arayabilir, mektup gönderebilir, mümkün olanlarla yüz yüze görüşerek tepki ve taleplerimizi iletebiliriz. Hiçbir iktidar, halkın tepkisini yok sayamaz. Irak'ın işgali sırasında ortaya konan tepkiyi ve onun olumlu sonuçlarını gördük. İktidarların yanlışları, halkların baskısıyla düzeltilebilir. İktidarları suçlamakla görevimizi yapmış olmayız. Onları yanlış politikalardan vazgeçirip doğrusuna yönlendirdiğimiz zaman görevimizi yapmış ve başarı kazanmış oluruz.
***
Adar adlı okuyucu da yazıda geçen 'ülkemiz' kavramına ilişkin eleştiride bulunuyor.
Her insanın iki vatanı vardır. Birincisi, doğduğu ve büyüdüğü köyü, ilçesi ve ilidir. Bu yere olan ilgi fıtridir. İnsanın dini, dili, ırkı, fikri ne olursa olsun her insan doğup büyüdüğü yere karşı tarifi güç duygular besler.
İkincisi, mensubu olduğu ve birlikte yaşadığı ulus veya ulusların üzerinde hayatlarını sürdürdüğü ve sınırlarının siyasi olarak belirlendiği 'ülke' olarak adlandırılan siyasi coğrafyadır. Kadim zamanlarda insanlar, siyasi anlamda bir ülkeye ait olmadan yaşayabiliyordu ancak modern zamanlarda bu imkansız hale geldi. Herkes bir siyasi coğrafyaya aittir. Kişinin bu aidiyeti reddi veya kabulü, realitede hiçbir şeyi değiştirmiyor. Siz Türkiyelisiniz ve dünyanın hiçbir yerinde vatandaş muamelesi göremezsiniz; her hangi bir ülkenin vatandaşlığına geçmeden. Kaldı ki, bugün çok az ülke bir başka ülkenin vatandaşına vatandaşlık hakkı veriyor. Adar dostumuzun yurt dışına çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Çıkmamışsa başka yere değil, Güney Kürdistan'a gitmesini öneririm. Bir Kürd olarak gitsin oraya, ülkenin ve siyasi sınırların ne anlama geldiğini görsün. KDP üyesi ve sorumluluk sahibi birisiyle sohbetimde kendisine bu konuyu sordum. Bana durumu daha iyi anlamam için kendisiyle ilgili bir konuyu anlattı. Avrupa'da ikamet ediyormuş ve oradan bir eşi varmış. Sonra Güney Kürdistan'a dönünce eşini de getirmiş ve ona vatandaşlık almak istemiş. Yaşadığı zorlukları anlattıktan sonra gerisini sen düşün dedi.
Modern ulus-devletlerin varlığı ve kökleşmesinin yol açtığı sonuç, Kuzey Kürdistanlı biri için Güney Kürdistan vatan ve ülke değildir. Suriyeli bir Arap için Irak vatan ve ülke değildir. Din, dil ve ırk birliği gibi temel kavramlar, siyasi sınırlarla bir bakıma anlamsız hale getirilmiştir. Sizin sözünüz sadece kendi ülkenizde geçer. İnanmayanlar, yurt dışına çıkarak, oralarda yaşayarak öğrenebilirler ülkenin ne demek olduğunu.
Kendi ülkemizdeki Kürt-Türk sorunu da kendi sorunumuzdur. Bu ülkede yaşayanlar bu sorunu çözebilir. Birlikte yaşıyoruz, birlikte bir çözüm bulmak zorundayız. Sorunlarımızın varlığı, ülkesiz olduğumuz anlamına gelmez. Yine de isteyen istediği gibi düşünme hakkına sahiptir. Ya gerçekçi düşünüyordur veya vakıanın dışında.
Konumuz açısından meseleye baktığımızda da mevzu Kürdistan, Türkistan, Arabistan meselesi değildir. Amerika'nın üssleri tümünde vardır. Ben konuyu ırk ve din bazında ele almadım. Hatta sadece İslam dünyası bazında da değerlendirmedim. Konuyu Doğu-Batı ekseninde işlemeye çalışıyorum.

Kendi iç sorunlarımız, dünyaya gözümüzü kapatmayı, dünyamızı küçültmeyi gerektirmiyor. Öyle yaparsak, kafamızı kuma sokmuş olur, avcılara yem oluruz. Yerel durup evrensel bakabilmeliyiz.

www.fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.