1. YAZARLAR

  2. Ali Bilmez

  3. Boş vakitlerinde ne yaparsın?
Ali Bilmez

Ali Bilmez

Yazarın Tüm Yazıları >

Boş vakitlerinde ne yaparsın?

A+A-

 

Boş vakitlerinde ne yaparsın?

Bu soruya muhatap olmayanımız ya da bu soruyu başka birine sormayanımız neredeyse yoktur. Her birimizin kendince bir cevabı vardır elbet. Ancak, acaba bu soru doğru bir soru mu? Ya da bu soru bize ait bir soru mu?

Şüphesiz ki zaman, insanın sınırlı be belirli bir miktarda sahip olduğu en büyük varlıktır, nimettir. Yeryüzündeki birçok varlığın, nimetin alternatifi veya yitirilmişse telafisi mümkün iken, geçen hiçbir ânın geri getirilmesi asla mümkün değildir.

İnsanın fıtraten sahip olduğu nimetlere yönelik tahribatlar, tehditler yine insan eliyle olmak üzere tarih boyunca iyi veya kötü amaçlarla hep var olagelmiştir. İyi niyeti özellikle belirtmemin sebebi çıkış amacıyla birlikte yerinde ve zamanında iyi olan bazı şeylerin zaman ve mekânsal farklılıklar ile kötü amaçlara hizmet edebilir hale gelmesi veya insanın fıtratına zarar vermesinin ihtimal dâhilinde olmasıdır.

Bilgimiz nispetince ve dilimiz döndüğünce bu yazıda, boş zaman kavramının tarihsel gelişimini, günümüzde ne ifade ettiğini irdelemeye ve inancımıza göre aslında boş zamanımızın olup olamadığını hatırlamaya, hatırlatmaya çalışacağız inşallah.

“Boş zaman” Antik Yunan döneminde ilk kez kavramsallaşmış ve sadece erkeklere ait olan bedensel eğitimlere dair bir manada kullanılmıştır. Felsefi ve düşünsel odaklı bedensel eğitimlerin ağırlıklı olduğu antik Yunan dönemine nazaran, Roma uygarlığı döneminde savaş endeksli bedensel eğitim en önemli boş zaman aktivitesi haline gelmiştir. Sanayi devrimiyle başlayan yeniçağda, insan gücüne olan ihtiyacın azalması, çalışma saatleri denilen kavramı oluşturmuş ve insanların gün içinde sahip olduğu boş zaman süresini uzatmıştır. Yakın çağ ve modern çağda ise çalışma zamanı ile boş zaman bir birine zıt iki kavram haline gelmeye başlamıştır. Birine üretim, diğerine ise tüketim esas olmuştur.

Var olma amacından, duygu ve hissiyatlarında bağımsız olarak çalışma saatlerinde adeta bir makineye bürünen, büründürülen insan, boş zamanlarında ise yine aynı şekilde ve ölçüsüzce kazandığını harcamaya adeta mahkûm hale gelmiş, getirilmiştir. Zira boş zamanlarını eğlence mekânları, AVM’ler, lüks restoranlar, konserler vb. yerlerde geçirmek bir statü kazanma vesilesi olarak görülmekte ve daha iyi işler ve kazançlar

için basamak olarak kullanılmaktadır. Hâsılı uyku hariç neredeyse günün tamamı artık insanlar için kazan-harca ikileminden başkaca bir değer ifade edemez hale gelmiştir.

Marx’a göre boş zaman insan gelişimine katkı sağlayan bir alandır. Ona göre, “boş zamanı olmayan, tüm yaşamı uyku, yemek ve benzeri şeylerin getirdiği fiziksel kesintiler dışında kapitalist için çalışmakla geçen kişi, yük hayvanından bile aşağıdır. Kendi dışına yönelik zenginlik üreten bir makinedir yalnızca”

Teoride güzel dursa da maalesef Marx’ın boş zamana dair bu fikrinin pratiğe yansıyan bir yanı olmamıştır.

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi (gün) veya güneşin ekseni etrafında dönmesinde (yıl-ay) zamansal olarak her hangi bir değişim yoktur. Yıllar hep 365 gün, aylar 12 ve günler hep 24 saattir. Ancak insanların ekseriyeti zamanın gittikçe hızlı aktığından şikâyetçidir. Yapmak istedikleri çok ve fakat geriye dönüp baktığında yaptıkları hep azdır. Bir saniye sonrasına garantisi olmadan yaşayabileceği ortalama ömür 70-80 yıldır insanın ve bunun aksini söyleyebilecek bir babayiğit yoktur. Allah’a ve O’nun indirdiği kitaba inananlar için ayetler, inanmayanlar için ise tarih ve mezarlıklar buna somut delildir, şahittir.

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk Suresi 2)

Yaşadığı en küçük zamandan sorulacağı bilinciyle hareket edip zamanı değerlendirerek “iyi ve aydınlık” kılacak da, aksini yaparak onu “kötü ve karanlık” hâle getirecek de insanlardır. Yani bizleriz.

Yüce Rabbimiz, Resûl-i Ekrem Efendimizin şahsında her birimize; “Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel. (İnşirah 7-8) diye buyurmaktadır.

Asr suresinde zamana yemin ile başlayan Rabbimiz, bu surede; iman, salih amel, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edilmeyen zamanların israf edildiği ve bunların dışında zamanı kullananların zararda olduğunu, kaybedenlerden olacağını bizlere bildirmektedir.

Mümin’in vasfı “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (Mu’minin Suresi 3) şeklinde tarif edilmiştir Yüce Kur-an’da.

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Ruhul Beyan tefsirinde bu ayeti şöyle açıklar: “Bir İnsanın hiçbir iş yapmaksızın boşu boşuna oturması veya dinini yâda dünyasını ilgilendirmeyen işlerle meşgul olması düşünce sakatlığına akıl zayıflığına ve gafletin insanı esir almasına işarettir.” der.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in (sas) insanlara dair şu tespiti, aslında bizlere çok ciddi bir ikazdır, uyarıdır. “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”[Buhari, Rikâk, 1]

Bir başka hadis-i şerifte ise, “İnsanın dört şeyden hesap vermeden Allah’ın huzurundan ayrılamayacağını” ifade buyurmuştur Peygamber efendimiz. Ebu Berze (ra)’ın anlattığı bu hadise göre şöyle buyrulmuştur: “Kıyamet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılamaz: ‘Ömrünü nerede harcadığından, ne amelde bulunduğundan, malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından, vücudunu nerede çürüttüğünden.”(Tirmizî, Kıyamet: 1)

Ayet ve hadislerde zaman şuurunun her zaman canlı tutulması gerektiğini görmekteyiz, anlamaktayız. Geçmişin hatırlarına ve geleceğin hayallerine takılıp, anı ihmal etmemizi Kur’an kesinlikle bizden istemiyor. İnsanın sahip olduğu tek zaman dilimi andır ve anın planlanması, gereğince yaşanması ve en iyi şekilde değerlendirilmesi bizden beklenmektedir. Diğer bir deyişle insanın boşa geçireceği tek bir anı yoktur.

Sanırım ölçümüz şu olursa Allah’ın rızasına uygun olarak zamanı değerlendirmiş oluruz. Her ne yapıyorsak bunun bir amacı, sebebi olmalı. Yaptığımız iş, kurduğumuz ilişki, söylediğimiz söz doğruluk ve güven ekseninde, anne-baba, eş-evlat, dost-akraba diyaloglarımız sevgi ve muhabbet ekseninde ve sadece Allah’ın rızası gözetilerek olmalı.

Müslüman’ın modern manada kullanılan tabirle kendine ait bir zamanı yoktur, olmamalıdır. Hele ki kendisine ve içinde yaşadığı topluma her hangi bir faydası olmayacak şekilde atıl geçirilecek boş bir zamanı kesinlikle yoktur.

Yüce Rabbimiz insanın atıl ve işlevsiz bir şekilde zaman seline kapılıp gitmemesi için ona günlük, aylık, yıllık reçeteler, yönergeler sunmuş, göndermiştir. Kelime-i Şahadet ile anlık, 5 vakit namazla günlük, Ramazan’da oruç ile aylık, Zekât ile yıllık, Hac ile ömürlük olmak üzere Müslümanların zihinlerinde bir zaman mefhumu oluşur. Örneğin namaz ile adeta gün içerisinde insana 5 defa balans ayarı çekiyor Yüce Allah (cc). İnsanın bozulan ayarını, bozulan istikametini düzeltmek için günde 5 defa huzuruna çıkmasını emrediyor. Çünkü insanın vücut duygusuyla, varlık bilinciyle vakit bilinci arasında çok büyük bir ilişki vardır. Vakit mefhumunu kaybeden insan, varlık bilincini de kaybeder.

Varlık bilincimizi diri tutmak adına başladığımız her işte niyetimiz, yaptığımız her işte gayemiz sadece ve sadece Allah’a iyi bir kul olmak olmalı ve Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.