1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. 'Boş sözler', 'timsah gözyaşları'...
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

'Boş sözler', 'timsah gözyaşları'...

A+A-

 


Ölüm oruçlarını hükümetin 'irade beyanı' bitirir. 'Ölüm değil yaşam hakkı kutsaldır' sloganının gizleyeceği 'timsah gözyaşları'dır...

Kurban Bayramı’nın bugün son günü. Yarın ise Cumhuriyet Bayramı. Suriye’deki ateşkesin de son günü. Uzayıp uzamayacağını göreceğiz. Kurban Bayramı, Türkiye’de 58 hapishanede 50’si ‘tehlike eşiğinde’, 700 dolayında kişinin ‘açlık grevleri’nin sona erdirilmesine vesile olmadı.

Ama ‘açlık grevleri’ne ilişkin ‘toplumsal duyarsızlık’ ile ‘medyatik suskunluk’ da sona erdi. Bütün bayram günleri, ‘açlık grevleri’, başka bir deyişle ‘ölüm oruçları’ konusunda haberler, tartışmalar, hatta polemiklerle geçti.

Ortalıkta dolaşan, baktığınızda itirazı mümkün olmayan, yani ‘doğru’ gibi görünen ama bir sürü ‘boş’ laf var. Örneğin, “Ölüm değil, hayattır kutsal olan. Bayramların bayram olabilmesi için yaşam’a, yaşam hakkına sahip çıkmak zorundayız” gibisinden güzel sözler...

Bu sözler, ‘açlık grevlerinin sona ermesi’ için ‘ne yapılması gerektiği’ne dair, somut ve elle tutulur hiçbir şey söylemiyor. 
‘Ölümün değil, hayatın kutsal olduğunu’ herhalde ‘ölüm orucu’na girişmiş olanlar da biliyor, kendilerine ‘ölüm orucu’na girişmeleri çağrısı yapanlar da. Zaten yüzlerce tutukluyu ‘ölüm orucu’na, ‘açlık grevi’ne sevk eden, ancak böylesine ‘dramatik’ bir yöntemle ‘siyasi sonuç’ elde edebileceklerini düşünmeleri.

Nedir o ‘siyasi sonuç’?

Abdullah Öcalan’a bir yılı aşkın süredir uygulanan ‘tecrit’ politikasının sona ermesi. 
Bu nedenle, yukarıdaki türden ‘Pollyanna söylemi’ yerine ‘siyasi yaklaşım’ benimsenmediği takdirde, ‘ölüm oruçları’nın önünü almak kolay olmayacak ne yazık ki.

Ayrıca, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ve Kandil Dağı’ndaki PKK yetkililerine “Yapılanın doğru olduğuna inanıyorsanız, niçin siz ölüm orucuna girişmiyorsunuz?” sorusunu ortaya atmanın ve onları da ‘açlık grevi’ne davet etmenin ‘polemik değeri’nden öteye ‘pratikte değer’ taşıyabileceğine inanıyor musunuz? Bu polemik dili, açlık grevlerini bitirmek için derde deva olabilir mi? Hapishanelerdeki yüzlerce kişi, akıllarına hiç gelmemiş olduğunu varsaysak bile, bu polemikçi çağrıyı duyduklarında, “Doğru yahu, bak bunu hiç düşünmemiştik. Niçin BDP yöneticileri ile Kandil’dekiler ölüm orucuna yatmıyorlar?” diye açlık grevine son verirler mi?

Ya ‘siyasetçi’ye ne demeli? Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kalkıp bayram günü Diyarbakır’a gidiyor ve Büyükşehir Belediye Başkanı (BDP’li) Osman Baydemir’in önünde bir yığın laf kalabalığı yapıyor: “İnsan, bedenini eğer ölüme yatırıyorsa bunun üzerinde oturup düşünmemiz lazım. İnsan hayatından daha değerli bir şey yoktur. Arzu ederim, eğer bu çağrım kabul edilirse son derece memnum olurum. Ölüm oruçlarını bıraksınlar.” 
Kılıçdaroğlu, içi boş bu kadar sözcüğün yanında bir de ‘bravado’da bulunmuş; “Sorunun çözümü siyasi hayatıma mal olacaksa feda etmeye hazırım” demiş.

CHP Genel Başkanı’nın Kürt sorununun çözümü halinde ‘feda etmesi’ gerekecek kadar, vazgeçilmez bir ‘siyasi hayatı’ şu ana kadar olmadı; zaten yok.

Sorunun çözümü için neyi savunuyor ki siyasi yaşamını bile bunun karşılığında büyük bir özveriyle fedayı kabulleniyor? Onun CHP’si, Anayasa Hazırlık Komisyonu’nda, yeni anayasada yer alması gereken vatandaşlık maddesinde, bırakın BDP’yi, AK Parti’nin bile gerisine düşmüş, MHP ile aynı hizada buluşmuş bir parti.

Kaldı ki, Kılıçdaroğlu, daha birkaç gün önce, bayram arefesinde sorunun çözüm yeri olarak TBMM’yi gösterirken –çözüm arama yeri olarak söylediği doğru- Abdullah Öcalan ile çözüm arayışına toptan karşı bir dil kullandı; Abdullah Öcalan’ın çözüm girişimlerinde muhatap alınmasına karşı çıktı. Oysa açlık grevlerinin temel talebi, Abdullah Öcalan’a yönelik ‘tecrit’in kaldırılması.

O ne demek?

Abdullah Öcalan, çözüm amaçlı müzakerelerde ‘muhatap’ alınsın demek; muhatap alınarak, müzakerelerin başlaması için önce ‘tecrit’in kaldırılması gerekiyor. O demek.

Kılıçdaroğlu, Kürtlerin en temel ve en asgari siyasi talepleri karşısında, AK Parti’den bile geri bir çizgide durursa, Diyarbakır’dan da olsa, yaptığı açıklamaların ne hükmü olabilir? Sırf o memnun olsun diye kimse açlık grevini durdurmaz. Bu bakımdan ‘sorunun çözümü’ için ‘siyasi hayatını feda etmesi’ne de, siyasi performansı bu haliyle kaldığı, değişmediği sürece, hiç gerek yok.

Diyarbakır’da STK temsilcileri kendisine, ‘akan kanın durması, açlık grevlerinin durdurulması, Kürt sorununun çözümü için Oslo sürecinin yeniden başlatılmasına’ yönelik taleplerini ilettiler.

Diyarbakır STK’larının sunduğu raporda, ‘her iki taraftan yüzlerce insanın, Oslo müzakereleri sona erdikten sonra yaşamını yitirdiği’ vurgulanıyor ve ‘Oslo sürecinin yeniden başlatılabilmesi diyalog ve uzlaşı arayışlarını güçlendirecektir’ deniyor.

CHP buna ne diyor? Önemli olan bu. Oslo sürecinin canlandırılması önerisi, sorunun ‘TBMM içinde ele alınması’na karşı değil. “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” diyalektik ilkesi gereği, ‘Oslo süreci’ bir öncekinin aynısı olamayacağı için, yeni formatta bir ‘Oslo süreci’ ile sorunun ‘TBMM’de ele alınması’ birbirlerini tamamlayıcı iki husustur.

‘Yeni Oslo süreci’nden kasıt, hiç kuşkusuz, Abdullah Öcalan çevresindeki ‘tecrit’in kaldırılması ve onun ‘çözüm için partner’ haline getirilmesi demektir.

‘Ölüm oruçları’nı bitirecek olan da hükümetin bu yöndeki bir ‘irade beyanı’dır.

Bir soru da hükümete sorulabilir: “Buna var mısınız?”

Bu soruların cevaplarından gayrısı “Ölüm değil yaşam hakkı kutsaldır” sloganının gizleyeceği ‘timsah gözyaşları’dır...

Önceki ve Sonraki Yazılar