1. YAZARLAR

  2. Oral Çalışlar

  3. "Bizim mahalle" öfkeli...
Oral Çalışlar

Oral Çalışlar

Radikal
Yazarın Tüm Yazıları >

"Bizim mahalle" öfkeli...

A+A-

90 yıldır Türkiye'ye egemen olan, kendisini 'birinci sınıf' gören kesimlerde; 'dış mahalle'lerin mensuplarının iktidara egemen olmasına bir tahammülsüzlük var. Muhalefetin etkisizliği, bu bunalımlı psikolojiyi şiddetlendirici etki yapıyor... Öfke bir çaresizlik işaretidir. Çaba ise umudu yeşertir.

Çok eski bir arkadaşım yazlığından telefon etti. “Yine Tayyip'i övmüşssün, hiç eleştirilerini söylemişsin...” şeklinde (dostça) bir sitemde bulundu. Kendisine, yazının ana konusunun Avrupa'nın Erdoğan'dan nefretini tahlil etmek olduğunu, ama eleştirilerimi de dile getirdiğimi anlattım. Polisin gençleri öldürmesi, gündelik yaşam ve medyaya müdahaleler dahil, eleştirilerime yer verdiğimi söyledim. “Görmedim” dedi. Israr edince, yeniden bakacağını söyleyerek, bir seçici algı sorunu olabileceğini kabul etti. 

"Bizim mahalle"deki öfke devam ediyor. Objektiflikten veya sakin bir değerlendirme biçiminden bahsetmek, genelde son derece zor. En son, Tayyip Erdoğan'ın, “Benim için afedersin daha çirkinini söylediler Ermeni dediler...” şeklindeki sözleri, arkadaşlarımı ayağa kaldırdı. Dikkatle dinlediğim o söyleşide, Başbakan'ın ifade tarzını; milliyetçi tortuların, önyargıların bir dışa vurumu olarak algılamıştm. Söylemek istediklerinin ötesinde, tam anlamıyla yanlış bir noktaya sürüklenmişti. Belki milliyetçiliği, insanların kökenleri nedeniyle aşağılanmasını eleştirmek niyetiyle söze başlamış olsa da; hiç duymak istemediğimiz sözcüklerle bitirdi. Bir Başbakan, 76 milyonun Cumhurbaşkanı olmak isteyen bir siyasetçi, böyle gaflar yapmamalı. 


Şimdi ben “gaf” dedim ya, “ne gafı, adam zaten Ermeni düşmanı, Alevi düşmanı, Kürt düşmanı” diye düşünenler olacaktır... Bu noktada şunu söyleyebilirim: Ülkedeki çoğunluğu oluşturan, kendini "Türk" ve/veya "Sünni" olarak gören kitlenin(ki ulusalcıların büyük kısmı da bu kitlenin parçası) iç dünyasındaki genel düşmanlık duygusu, bize elbette yabancı değil.

Eksiler artılar 

Azınlık vakıflarıyla ilgili çıkarılan kanunlar, uygulamada zorluklarla yüz yüze gelse de, geçmişteki bir çok haksızlığın düzeltilmesi noktasında bir adım olmadı mı? 1915 Tehcir/Soykırım nedeniyle tarihimizde ilk kez bir başbakan yakınlarını yitiren Ermenilere taziyede bulunmadı mı? Kürt meselesinde bir makulleşme yok mu? 

Kürt meselesi, Alevi meselesi, Ermeni meselesi konusunda; Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin eleştirilecek pek çok yönleri de bulunuyor. Cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşmaması, ciddi bir toplumsal dert. Yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi, Ermenistan sınırının açılması gibi noktalarda da, ısrarcı olmamız gerekiyor. 

Başbakan'ın sert polemikçi dilini, özellikle de şu siyasi gerginlik ortamında, doğru görmüyorum. Kılıçdaroğlu'nun Aleviliğini sürekli vurgulayışı da, kabul edilebilir bir yaklaşım değil. 

Duygularımızın esiri olmayalım 

Kişisel duyguların ve (haklı da olsa) hassasiyetlerin ötesinde, geniş çaplı toplumsal gerçeklere de bakmak gerekiyor. Şunu kabul edelim ki, toplumun belirleyici bir kesimi (Cumhurbaşkanlığı anketlerini baz alırsak yarısından fazlası), Erdoğan'ın yaptıklarını beğeniyor. 

Tabii şu da bir gerçek: Toplumun yaklaşık yarısı da, Tayyip Erdoğan'ı onaylamıyor. Onun karşısındaki partilere, adaylara yönelim gösteren geniş kesimler var. Ayrıca, AK Parti seçmenleri içinde de, birçok değişik eğilimden söz edilebilir. 

Ancak bir başka gerçek var ki, 12 yıldır, toplumun çok büyük bir ağırlığı; Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin yönetimi yönünde oy kullanıyor. 

90 yıldır Türkiye'ye egemen olan, kendisini "birinci sınıf" gören kesimlerde; "dış mahalle"lerin mensuplarının iktidara egemen olmasına bir tahammülsüzlük var. Muhalefetin etkisizliği, bu bunalımlı psikolojiyi şiddetlendirici etki yapıyor. 

Çevrenin merkezi ele geçirmesi 
Türkiye'yi yönetenler, "egemenliklerine yönelik bir tehdit”le yüzyüze geldiklerini hissettikleri anlarda; askeri müdahaleler dahil, her yönteme başvurdular. Başarılı da oldular. İktidarı çok uzun bir dönem boyunca ellerinde tutabildiler. 

Bu kez, ulusal ve uluslararası koşulların da uygun düşmesiyle, ülkenin "ağırlık merkezi" el değiştiriyor. İlk defa, gerçekten kalıcı olacağı netlik kazanan bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüm sürecinin; yaşam tarzından kültüre, kültürden ekonomiye, ekonomiden dış politikaya dek uzanan, birçok sorunlu ve itiraz edilebilecek boyutu da var elbette. 

Ne olursa olsun, bu kadar gerilmeye ve "nefret objesi" üretimine gerek yok. 

Öfke bir çaresizlik işaretidir. Çaba ise, umudu yeşertir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.