1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Bizi Koruyuculardan Kim koruyacak?
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Bizi Koruyuculardan Kim koruyacak?

A+A-

Mardin’in Mazıdağ ilçesine bağlı Zenkırt köyünün Çelkani mevkiinde meydana gelen olayla ilgili yazılacak bir yazı için seçilecek en iyi başlığın, Antik Yunan Felsefeci Platon’unun kadim zamanda sorduğu, “Bizi koruyuculardan kim koruyacak?” sorusu olsa gerek.

Bu olayın irdelenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken boyutları vardır:

Bir: Zenkırt faciası,  kelimenin tam anlamıyla küçük çaplı bir katliamdır. Katliam, sözlük anlamı itibariyle umumu öldürmektir. Kavram olarak, eski zamanlardan beri savaşlarda kadın, çocuk, yaşlı, din adamları ve hatta tüm sivillere zarar verilmemelidir şeklinde genel kabul gören kuralın aksine hareket etmeyi ifade eder. Yani savaşta savaş hukukunu gözetmeden soykırımda bulunmak.

İki: Dört ülke arasında yer alan Kürdistan bölgesinde İslam öncesi Araplarda olduğu gibi kan davaları olagelmiştir. Kürdistan’daki kan davaları, aşiret savaşları belirli bir hukuk içinde cereyan edegelmiştir. Bu türden savaşlarda kesinlikle karşı tarafın kadınlarına, çocuklarına ve yaşlılarına karışılmaz. Bu mutlak surette uyulması gereken bir kuraldır(dı). Diyarbakır’ın kırsalında büyümüş biri olarak bu kurala nasıl riayet edildiğine tanık olmuşumdur. Ayrıca bu kurala uyulması gerektiği, kabilelerin bu kurala nasıl uydukları örnekleriyle daima büyükler tarafından küçüklere anlatılmıştır. Bunları söylerken, kan davalarını meşru veya normal gösterme gibi bir kastım olamaz. Kürdistan’daki kan davalarında kadim zamanlardan beri beşer tarafından ortak kabul gören savaş hukukunun önemli ilkelerine riayet edildiğini vurgulamak istiyorum. Bu hadise, bölgenin kültür yapısına yabancıdır.

Üç: Bu acı olay, Batı kültürünü, tarihini ve onların savaş anlayışını hatırlatıyor. İngilizlerin Amerika kıtasını keşfettikten sonra Kızılderililere, Fransızların Cezayir halkına, Sırpların Boşnaklara, Avrupalı Yahudilerin Filistinlilere yaptıklarını hatırlatıyor. Amerikalıların Irak ve Afganistan’da çok sayıda düğün merasimini bombalamasını anımsatıyor. Hiç kimse, bu olayın benzerinin daha önce kan davalarında yaşandığına dair örnek gösteremedi, gösteremez. Bu olay üzerinden bölgenin kültürüne saldırmak, ya cehaletin ya da kasıtlı yaklaşımın sonucudur.

Dört: Kürdistan’da, Batı Avrupa Orta Çağındakine benzer bir feodal yapı sanıldığı şekilde yaygın değildir. Bu bölgenin kahir ekseriyeti Anadolu’nun diğer yerlerindeki köylerden farklı değildir. Bu bölgedeki kan davaları, feodal yapıyı andıran bölgelere de has değildir. Ağalığın ve geniş toprak sahiplerinin olmadığı, herkesin neredeyse eşit koşullarda yaşadığı yerlerde de kan davaları vardır. Ayrıca kan davaları sadece büyük kabileler arasında olan bir hadise değildir. Eli silah tutan adam sayısı on kişiyi geçmeyen akraba topluluklarıyla kendileri kadar olan diğer akraba toplulukları arasında da kan davaları yaygındır. Kürdistan’da kendilerinden adam öldürülmeyen veya kendilerinin birini öldürmediği aşiret sayısı oldukça azdır. Ancak bu kavgaların çoğu devam etmez ve bitirilir. Buna karşılık yarım asır, bir asır devam eden kan davaları da olmuştur.

Feodal yapıyı bahane edip bu ve benzeri olaylar üzerinden bölge insanının kültürünü sorgulamaya kalmak, insaflı ve doğru bir yaklaşım değildir.

Mardin’de meydana gelen feci hadise, iki temel sebebe bağlanabilir:

Birincisi, Cumhuriyetle birlikte yürürlüğe konan din karşıtı modernleşme politikaları bağlamında çıkartılan Tevhid-i Tedrisat kanunuyla bölgede medreseler kapatılmış, halkın dini bilgi kaynağı olan ulemanın yetişeceği öğretim kurumları yok edilmiş, halkın üzerinde etkili olan ve onları dini açıdan eğiten müessir insanlar yetişemez olmuş ve bunların sonucunda  halk, dini bilgi ve eğitim bakımından zayıf bırakılmıştır. Hem dini hem de genel kültür bakımından geri kalmış bu insanların içinde özellikle kan davaları ve sorunları olan insanların eline silah verilerek korucu yapılmıştır. Kendini bilen insanlar genelde korucu olmamıştır. Korucu olanların çoğu, problemli veya problem çıkarma istidadı olan insanlar olmuştur.

Sorunlu insanlar korucu adı altında silahlandıktan sonra, devlet-PKK çatışmasında militarist güçlerin siyasal hedefler uğruna işledikleri hukuksuzluklara ve yaptıkları desiselere tanık olmuş ve yeni bir dünyayla tanışmışlardır. Ağırlıklı olarak devlet güçleri, zaman zaman da PKK güçleri bölgede siyasi hedefleri için her türlü eylemi meşru görmüştür. Korucular, her iki gücün silahla oynadığı oyunları görmüş ve bu kirli oyunlardan ilham almıştır. Taraflardan birinin sivilleri topluca öldürdüğünü, sivillerin olduğu bir bölgeye patlayıcı yerleştirdiğini ve bu olayın karşı tarafın üzerine yıkıldığını görmüş ve savaşta ahlaksızlığı, savaş kurallarına uymamayı, kan üzerinden çıkar toplamayı öğrenmiştir. Ergenekon’un bu konuda koruculara önemli katkı sağladığı muhakkaktır.

Siyasi hedefi olmayan korucular, devletin silahlı güçlerinin hukuk dışı uygulamalarından ve PKK’nın taktiklerinden öğrendiklerini, kendi dünyalarındaki küçük hesapları için kullanmaya kalktılar. Bugüne kadar işledikleri suçlar, büyük çaplı olmadığı için çok ses getirmedi. Mardin’deki olay, belki devletin silahlı güçlerinin veya PKK’nın bile cesaret edemeyeceği türden bir cinayettir. Cinayetin büyüklüğü, korucuların cesaretinden değil, cehaletinden kaynaklanıyor. Cahil insanın eline silah verir, onu militarizmin çirkin çehresiyle aşina kılar ve siyasi amaçlar için nasıl cinayet işleneceğini öğretirsen, sonucun böyle olması kaçınılmaz olur.

İkinci sebep, Türkiye’de silahlı güçlerin kontrol sorunudur. Türkiye’de neredeyse bir asırdır silahlı güçler kontrol altında değildir. Aksine kontrol edici konumdadır.

İç ve dış güvenliğin sağlanması amacıyla oluşturulan özel güvenlik birimleri ve silahlı kuvvetler kontrol altına alınmadığı, sivil birimler tarafından sıkı denetlenmediği sürece, güvenliği sağlamak için oluşturulan güvenlik birimlerinin bizzat kendileri güvensizlik kaynağı olur. Koruyucu olmaktan çıkar saldırgan olur. Mardin’deki olayda olduğu gibi, “koruyucu” olanlar, dehşetli saldırgana dönüşür.

Balık baştan kokar demişler. Silahlı güçlerin en organizelisi ve en büyüğü olan ordu kontrol dışı olursa, sırasıyla istihbarat birimleri, polis ve korucular da kontrol dışına çıkar. Dolayısıyla ordu kontrol altına alınmadan diğer istihbarat ve güvenlik birimleri de kontrol altına alınamaz.

Bağlı olduğu, amiri olduğu Başbakanı darbeyle görevden alıp idam ettiren bir orduya sahibiz. Üç kez darbe yapan, yani üç kez büyük bir suç işleyen orduya sahibiz. Elindeki silahı, bağlı olduğu siyasi iradeye karşı kullanan bir orduya sahibiz.

Başbakana bağlı olduğu halde darbe hazırlıklarına karışan, darbeyi bağlı olduğu sivil iradeye bildirmeyen bir istihbarat teşkilatının olduğu ülkeyiz. Her darbede darbecilerin yanında yer alan bir istihbarat teşkilatı var.

Ordu ve istihbarat teşkilatları böyle davranınca, polis de bu işlere bir şekilde  karışmıştır.

Bütün silahlı güçler kontrol dışı olunca ve istediğini yapınca, silahlı güçlerin en alt kademesinde yer alan korucular neden büyüklerini örnek almasınlar?

Çözüm, ordudan koruculara kadar tüm silahlı güçlerin sivil unsurlarca en ince ve en ayrıntısına kadar kontrol altına alınmasını ve aykırı hareket edenlerin en şiddetli şekilde cezalandırılmasını sağlayacak anayasal, yasal ve tüzük değişikliklerinin yapılması ve gerekli olmayan veya zararlı olan güvenlik birimlerinin dağıtılmasıdır.

Türkiye’de güvenlik güçleri kontrol altına alınmadığı sürece, bizi korumakla görevli silahlı güçlerden nasıl korunacağımıza dair sorunlar yaşamaya devam edeceğiz. Darbelerden korunmak için ikinci bir ordu, polisten korunmak için ikinci bir polis teşkilatı ve koruculardan korunmak için yeni korucular oluşturulamayacağına göre, yapılması gereken tek şey, millet adına ve milletin parasıyla silahlandırılan güçlerin milletin iradesine ram edilmesi, memur haline getirilmesi, millete ve onun iradesine muti kılınmasıdır.

Aksi halde bizi koruculardan kim koruyacak diye çok sorarız.

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.