1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. BİZE “CAFER’LER” LAZIM
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

BİZE “CAFER’LER” LAZIM

A+A-

 

İzzet, güç, şeref, haysiyet vs. güzellikler elbette ki Allah(cc)’a, O’nun Resulüne ve “din-i mübin” üzere gereğince yaşayan müminlere aittir. Ancak bu din üzere olanlar gerçek insanlık mertebesinde olur ve ancak bu din üzere olanlar insanlık izzet, şeref ve haysiyetini muhafaza edebilir.

Müslüman olup da İslami kavramları gereğince bilmeyen/kavrayamayan, İslami bilinci gereği üzere edinemeyen herhangi bir kimse; şerefi, izzeti, haysiyeti, gücü vs. yanlış yerde arar. Bu tür üstünlüklere dair zannî düşünceleri, insanlara zalimce tasallut eden muhteris/müstekbir/hâkim ideolojilere ve onların gayri meşru ve gayri insani popüler kavramlarına meylettirir.

İnsanlık tarihine baktığımızda, nice Peygambere gelen ilahi vahiy/hayat nizamı, zamanla insanlar tarafından gerek bilinçli gerekse bilinçsizce olsun tahrif edilmiş, aziz yapısı bozulmuş, ilahi hedef ve gayelerden sapılmıştır. Bu olgu, Hazreti Âdem’in çocuklarından başlamak üzere tarih boyunca hep olagelmiştir. Bundandır ki hak-batıl mücadelesi de insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Ne yazık ki bu sapma olgusu, günümüz Müslümanları arasında da belirgin bir şekilde görülmektedir…

İslam’ın “OKU” emriyle gelen yeni hayat nizamı, insani özgünlüğün ve özgürlüğün önünü açıyordu. Bi’setin ilk üç yılında gizli olarak yayılan İslam, üçüncü yılından sonra aleni olarak konuşulmaya, yaşanmaya ve yayılmaya başlandı. Cahiliye ölçülerinin altüst olması üzerine Müslümanlar, müşriklerin hedef tahtası haline gelmişlerdi. Güç ve kuvveti ellerinde bulunduran azgın müşrikler, savunmasız Müslümanlara dayanılmaz işkence ve zulümler uyguluyorlardı. Ama bu zulüm ve işkenceler, peygamber ile beraber Müslümanları pes ettirmeye değil daha dirençli olmaya, daha bilenmeye, peş peşe gelen ilahi emirlere daha da sıkı sarılmaya yöneltiyordu. Zira Allah, onlara tümüyle cahiliyeye karşı direnmeyi ve sabretmeyi öğütlüyor ve bunun sonucu olarak cenneti vaat ederek şöyle buyuruyordu:

“Sana vahyolunana uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (Yunus, 109)

Müslümanlar, uygulanan bütün zulüm ve işkencelere sabrediyorlardı. İnsanlar, gizli-açık cahiliyeden İslam’a yönelince Mekke müşrikleri de boş durmuyorlardı. Öyle ki Bi’setin beşinci yılında işkencelerin dayanılmaz hale gelmesi sonucu Hazreti Osman liderliğinde on dört kişilik bir Müslüman grup yurdunu, milletini, bütün varlığını bırakarak, inancını yaşayabilmek uğruna Habeşistan’a hicret ediyordu.

Bi’setin yedinci yılında azgınlıklarını daha da ilerleten müşrikler artı olarak Müslümanlara ambargo uygulamaya başladılar. Müslümanlar işkencelerle beraber bir de açlık ve susuzlukla boğuşmak zorunda kalmışlardı. Bu sefer de Hazreti Cafer liderliğinde doksan civarında nüfusa sahip Müslüman bir grup Habeşistan’a hicret etti. Ama müşrikler daha kalabalık bir topluluk olarak, Müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerinden ve yeni dinin başka ülkelere kadar yayılıp kabul görmesinden korkuya kapıldılar. Müslümanları Mekke’ye geri getirmek için Habeşistan’a bir heyet gönderdiler. Bu heyetin başında Amr b. As vardı. Amr, Arapların dâhilerinden ve Mekke’nin liderlerindendi. Amr’ın, Müslümanları Necaşi’den geri alacağına güveni tamdı. Pek çok hediyelerle Habeşistan’a varan Amr, önce Necaşi’nin yakınlarına hediyeler vererek yardımlarını istedi.

Daha sonra Hükümdarın huzuruna varan Amr; “Ey Hükümdar! Bizim aklı ermeyen bazı gençler senin ülkene sığındılar! Onlar, atalarının dinini terk ettiler! Senin dinine de girmediler! Bizim de sizin de bilmediğimiz yeni bir din icat ettiler! Onların babaları, amcaları ve yakın akrabaları onları geri yollaman için bizi sana elçi olarak gönderdiler. Onlar, bu kimselerin kusur ve yanlışlarını tabii ki sizlerden daha iyi bilirler.”

Necaşi Eshame, daha önce de Amr’ı tanıyordu ama her ne olursa olsun kendisine sığınan muhacirleri dinlemeden Amr’a vermeyi de düşünmüyordu. Necaşi Muhacirlerin kendi huzuruna getirilmesini istedi.

Saray görevlileri Müslümanları Necaşi Eshame’nin huzuruna getirdiler ama görevliler, Hükümdarın huzuruna varınca secde etmeleri gerektiğini de tembihlediler. Önde sözcü olarak seçilen Cafer b. Ebutalip vardı. Sığınmacılar secde etmeden Necaşi Eshame’nin huzuruna varınca Amr; “İşte bunlar şimdi kaybettiler! Kralın huzuruna secde etmeden gelmek neymiş, görecekler!” diye sevinç içerisinde mırıldanıyordu!

Müslümanlar Necaşi’nin huzurunda, müşriklerin karşı tarafında göz göze gelecek şekilde oturmuş, salonda bulunan herkes heyecanla olacakları bekliyorlardı.

Necaşi; “Niye secde etmediniz?” diye sordu.

Hazreti Cafer; “Dinimiz, sadece ‘Allah’a secde edilir, başka hiç kimseye secde edilmez’ diye buyurur” dedi.

Cafer’in bu sözleri Necaşi’nin hoşuna gitmişti. Tekrar sordu: “Benim ülkeme neden geldiniz?”

Hazreti Cafer; “Ey hükümdar! Ben önce üç söz söylemek istiyorum. Doğru söylersem siz de doğrulayın. Yok! yalan söylersem, siz de beni yalanlayın ve gereğini yapın. Ama önce şunlardan (Müşriklerden) da yalnız birisi konuşsun” dedi.

Mekkeliler adına Amr, kendisinin konuşacağını söyledi.

Necaşi, “Ey Cafer, önce sen konuş” dedi. Cafer söze başladı: Şu adama (Amr’a) sorunuz.

1- Biz, yakalanıp efendilerimize teslim edilecek köleler miyiz?

2- Acaba biz, birilerinin kanını mı döktük de kanını döktüklerimize mi verileceğiz?

3- Bizler, birilerinin mallarını aldık da üzerimizde onların hakları mı var?

Necaşi bu soruları tek tek Amr’a sordu ve hepsine de “hayır” cevabını aldı.

Necaşi Amr’a dönerek; “Peki ne diye bunları benden size geri vermemi istiyorsunuz?

Amr; “ Bunlar bizim dinimizi bıraktılar. Kavmimizi ikiye bölüp, birbirine düşürdüler. Putlarımızla alay ettiler. Bizleri akılsızlıkla suçladılar” dedi.

Necaşi; Hazreti Cafer’e; “Siz bunların dinini bırakmışsınız. Benim dinime de girmemişsiniz. Anlatın bakalım bu yeni dininiz nedir?

Hazreti Cafer söz aldı:

“Ey hükümdar! Biz cahiliye halkından bir kavimdik. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan eti yerdik. Bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilerimizi keser, akraba hakkı gözetmezdik. Komşularımızı unutur, komşuluk vazifelerini yerine getirmezdik. İçimizden güçlü olanlarımız, güçsüz ve zayıf olanlarımızı ezerdi.

Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz, güvendiğimiz Resulü gönderinceye kadar biz hep bu kötü durum ve tutumda idik. O Peygamber bizi, bizim ve babalarımızın Allah’tan başka taptığımız, taştan, ağaçtan, altın ve gümüşten yapılmış bütün putları bırakarak, Allah’ın birliğine inanmaya ve yalnız ona ibadet etmeye davet etti.

Yine o Peygamber; doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akraba haklarını gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlardan uzak kalmayı, kan dökmekten geri durmayı bize emretti. Yine o peygamber, bizi her türlü çirkin, yüz kızartıcı söz ve işlerden, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten de menetti.

Peygamber ayrıca, hiçbir şeyi kendisine eş ve ortak tutmaksızın, yalnız Allah’a ibadet etmemizi, namaz kılmamızı, zekât vermemizi, oruç tutmamızı da bize emretti. Biz onu doğruladık ve ona iman ettik. Allah tarafından getirdiği şeylere göre ona tabi olduk. Bir ve tek olan Allah’a ibadet ettik, ona hiçbir şeyi şirk koşmadık. Onun bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal olarak kabul ettik.

Bunun üzerine, kavmimiz bize düşman kesildi. Bizi dinimizden döndürmek, Yüce Allah’a ibadetten vazgeçirip putlara taptırmak, öteden beri helalleştirip serbestçe işleye geldiğimiz tüm kötülükleri tekrar işletmek için bizi işkenceden işkenceye uğrattılar. Onlar kuvvetli olup bize zulmettikleri, bizimle dinimiz arasına girdikleri ve zulümlerini arttırdıkları zaman, biz senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık.

Senin himayende bulunmayı ve sana komşu olmayı başkalarına tercih ettik.

Ey hükümdar! Biz senin yanında hiçbir zulme uğramayacağımızı umuyoruz.” (İbn Hişam, Siret-i Nebi, C 1, s. 336.)

Hazreti Cafer tam da Kur-an’dan pasajlar okuyup Kur-an diliyle konuşuyor, vahyin kendi hayatlarında oluşturduğu anlamlı inkılâbı en veciz şekilde anlatıyordu. Vahyin yepyeni kavramlarının anlam derinliklerini, iman edenlerin zihin dünyasında açmış olduğu yepyeni ufukları, insanın yüreğine doldurduğu huzur ve güveni, öğretmiş olduğu insani değerleri anlatırken, Necaşi’nin pür dikkatlerini üzerine çekiyor, iç dünyasına bir huzur veriyordu…

Necaşi, bu dosdoğru sözleri Hazreti Cafer’den duyduktan sonra şunları söyledi: “Vallahi ben ne onları size teslim ederim ne de onlar hakkında herhangi bir kötülük düşünürüm.”

Gelen müşrik heyetinin hediyelerini de kabul etmeyerek onları kovarcasına huzurundan ayrılmalarını istedi.

Not: Hazreti Cafer, hükümdarın huzuruna çıkınca, O’nun gönlünü alayım, O’nu memnun edeyim diye hiçbir kaygı, endişe içinde olmadı. Lafı asla eğip-bükmedi. Aziz Kur-an’dan öğrendiğini, biricik önderin kendisini terbiye ettiği şekilde dosdoğru olanı söyledi ve yaptı.

Günümüz Müslümanları olarak Hazreti Cafer gibi olabilmek/davranabilmek dua ve temennilerimle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.