1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Biz artık nesneyiz
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Biz artık nesneyiz

A+A-

Her neslin kendisini iyi hissettiği bir dönem vardır... Bu özgüven sadece hayat koşullarının iyileşmesiyle, kendimizi başarılı hissetmemizle bağlantılı olarak ortaya çıkmaz. Kendi neslimizin bizden öncekilerden daha ‘iyi’ olduğuna dair bir kanaatin dışavurumu olarak yaşanır.

Geniş olarak bakıldığında benim neslim de 1940 ila 1960 arasında doğanları kapsıyor... Doğal bir ivmeyle sola doğru savrulan bizler Batı’daki 68 olaylarının gölgesinde yetiştik. Bazılarımız kendince onun göbeğinde yer aldı, diğerlerimiz ise onun gölgesini ve kokusunu taşıdı. Bu ‘dış dinamik’ artık farklı bir dünyanın eşiğinde olduğumuzun ve bizden bir önceki neslin atıl hale geldiğinin işaretiydi. Böylece büyük bir kolaycılıkla, başkalarının emeği, enerjisi ve aklı üzerinden sebeplendik. Bu yetmezmiş gibi kendimizin de aynı 68 ruhuyla dolu olduğumuzu, özgürleştirici bir çizgi izlediğimizi sandık.

Söz konusu yanılgının zaman için nasıl bir zihinsel çarpıtmaya dönüştüğünü kavramak için şimdilerde pek revaçta olan ‘özel olan politiktir’ sözüne bakmak belki de yeterli... Bugün örneğin feministler ve genelde özgürlükçü olduğunu öne süren siyasi hareketler, bu sözü ‘yeterince’ şeffaf bulmadıkları özel hayatları kamusal hale getirmenin gerekçesi olarak kullanıyorlar. Ancak bunun birçok vakada yararlı bir işlevi olduğu öne sürülebilse de, zihniyet açısından bakıldığında epeyce ikircikli bir ahlak anlayışına ve sığlığa tekabül ettiğini görmezlikten gelemeyiz... Nitekim söz konusu sloganın geçmişi tam da o 68 serüvenine dayanmakta ve şu anki kullanımından epeyce farklı bir anlayışı ifade etmekte. Özel olanın aynı zamanda politik olması, o dönemde insanların bizzat kendi özel hayatlarını kamusal alana açmalarına yol açmıştı. Bu nedenle son derece radikal bir tutumdu, çünkü müstehcenliğe varabilecek bir ‘gözetleme’ aktivizminden değil, toplumun sahte ahlaki değerlerini mahkûm eden, politize edilmiş bir umursamazlıktan besleniyordu.

Bizler 68’de bir itiraz sesi olarak yükselen yeni zihniyeti kavrayamadık... Aynı dönemde benzer gözüken şeyler yaptığımız için kendi zihniyetimizin de farklılaştığını sandık. Ama zamanın öğütmesiyle birlikte bizim itiraz sandığımız sesimiz kolaylıkla en koyu siyasi muhafazakârlıkların parçası oldu. ‘Sol’un günümüzdeki hazin hali bu durumun açık bir göstergesi...

Bu tutuma paralel olarak bizim neslimiz baskı ve adaletsizlik karşısında da aciz kaldı. Devleti eleştiren, bu uğurda kendilerini feda eden birçok kişinin çabası da sonuçta kaybolup gitti. Çünkü nesil olarak cesur bir duruş sergileyemedik. Devlet karşısında hep temkinli olduk, çekindik, kendimizi sakındık ve yeri gelince de sindik. Bir zamanların ‘devrimcilerinin’ nasıl da aniden sistemin işbirlikçileri haline gelebildiğini şaşkınlıkla izlerken, bu ‘arkadaşları’ da gereğince eleştirmedik.

Benim neslim kolaylıkla mahkûm edilebilecek kadar akıl ve ahlak yoksunu değildi kuşkusuz... Ama aptallığa ‘aptal’, ahlaksızlığa ‘ahlaksız’ deme cesaretini de gösteremedi. Aptallığa ve ahlaksızlığa kızdık, onun teorisini yaparken de siyasallaştırarak mücadelemizin muhatabı kıldık. Böylece o aptallığı ve ahlaksızlığı normalleştirdik, yaşanabilir hale getirdik, onun üzerinden kendi siyasetimizi anlamlı kıldığımızı sandık.

Bu yaklaşım artık miadını doldurdu... Şimdi bizim bu tutumumuzu bizatihi ‘aptalca’ ve ‘ahlaksızca’ gören yeni bir gençlik kuşağıyla karşı karşıyayız. Bu yeni nesil öfkeli... Bazılarının sıdkı iyice sıyrılmış... Sözünü esirgemezken biraz çiğ... Ama haklı... Sergiledikleri farklılık söz konusu öfkeyi taşıyan cesaretlerine yansıyor. Aptallığı ve ahlaksızlığı fark edip işaret etmek kendiliğinden akıl ve ahlak ima etmese de, ortaya farklı bir dürüstlük ve samimiyet koyuyor.

Bu yeni pozisyon karşısında benim neslimin kendini ‘özne’ sanma macerası da sonuna gelmekte. Çünkü karşımızda bizleri ahlaki açıdan sıkıntıya sokan bir siyasi ve insani duruş var. Bu kıskaçtan ne geçmişin kalıplaşmış teorileriyle ne de kendi afyonumuz haline getirdiğimiz bir tür aktivizmle çıkmak mümkün değil. Kabul etmekte yarar var... Biz artık ‘nesne’yiz... Yeni kuşaklar şimdi bizim ne olup ne olmadığımızı anlatacaklar ve biz de dinleyeceğiz. Onlar bizim önümüzden yürüyecek ve biz takip edeceğiz.

Belki bu süreci yaşamak haddimizi de bilmeyi, daha hakiki olmayı, düşündüğünü söyleyebilecek bir kişilik ortamında buluşmayı sağlar. Ben kendi adıma, kendilerini aldatma eğilimine karşı duran günümüzün öfkeli gençlerini umutla karşılıyorum... Hayatı aydın diline dökülmüş bir riyakârlık içinde geçirmektense, tüm hayatlara sahip çıkmaya çabalayan bu dürüstlük arayışının kıymetini, benim neslimin de bileceğini sanıyorum...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.