1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Bireysel ve Toplumsal Çürümüşlüğe Karşı Yeni Strateji (Hicret)
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Bireysel ve Toplumsal Çürümüşlüğe Karşı Yeni Strateji (Hicret)

A+A-


İnsanlık tarihi boyunca hak-batıl mücadelesi hep varolmuştur. Hak yolunda mücadele edenler, batıl yolunda olanlar tarafından her türlü hile ve desiselere maruz kalmışlar, ve kalmaya da devam edeceklerdir. Yaşadıkları tarihsel süreçte sabredenler, sıkıntılara gögüs gerenler ve birbirlerine destek olanlar bu mücadelenin galipleri olmuşlardır. İnananların birbirlerine olan desteği, inkarcıların birbirlerine olan desteği kadar olmazsa, yeryüzünde büyük bir kaos ve fitnenin çıkacağına dair Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"İnkârcılar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz Allah'ın emirlerini yerine getirmezseniz, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur." (Enfal 73)

Bu apacık uyarıyla paralel olarak günümüzde müslümanların içerisinde bulundukları gafleti ve vurdumduymazlığı görmezden gelemiyoruz maalesef. Yeryüzünde özellikle müslüman olarak kendilerini gören halkların yaşadığı yerlerde kan ve gözyaşının eksik olmadığını üzülerek seyrediyoruz. Müslüman Allah'tan almış olduğu emirleri kayıtsız şartsız kabul etmesi gerekirken günümüzde bunun gerçekleşmediği aşikardır. Davetçi konumunda bulunması gereken birey ve kurumların kendi kişisel çıkar ve menfaatleri peşinde mücadeleye tutuştuklarını görmemek mümkün değildir.

Allah'ın emir ve yasaklarını öncelikle kendi yakınlarımıza ve çevremize yaymamız bir zorunluluktur. İslami literatürde tebliğ olarak isimlendirilen bu emri tüm müslümanların yerine getirmeleri farzdır.

Teblîğ, İslâm dînini ve onun esaslarını anlatarak, insanların bu emirler istikâmetinde yaşamalarını sağlamaya çalışmaktır. En meşhur tâbiriyle teblîğ “emr-i bi’l-ma’rûf, nehy-i ani’l-münker: İyi ve güzel olanı emretmek, kötü ve çirkin olan şeyden menetmek” diye bilinmektedir.

"Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir grup bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)

Tebliğ, peygamberlerin sıfatlarından ve onların gerçek vazifelerindendir. Bu gerçeği ifâde eden bir ayetin meâli şöyledir:

 

"Ey elçi, Rabbinden sana indirileni duyur. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur" (Mâide 67)

 

Peygamberler, tebliğ vazifelerini yerine getirirken, çeşitli sıkıntılarla karşılaşmışlardır. Ama hiç bir zaman yollarından sapmamışlar ve davalarında taviz vermemişlerdir. Hayatları bu hususta ibretli olaylarla doludur.

 

Bu şekilde sabırla davranarak tebliğde bulunmak, insanları hikmetli sözler ve güzel öğütlerle Allah'ın yoluna davet etmek Allah'ın, Kur'an'a kulak veren her mümine ilâhî bir emridir:

 

Sahâbe-i kirâmdan Ebzâ el-Huzâî (r.a.) anlatıyor:

“Bir gün Resûlullâh minbere çıkarak bir konuşma yaptı. Müslümanlardan bâzı cemaatleri hayırla andıktan sonra şunları söyledi:

“–Bâzılarına ne oluyor ki, komşularına meseleleri anlatmıyor, bilmediklerini öğretmiyor, onları anlayışlı hâle getirmiyorlar. Onlara mârûfu emretmiyor, onları münkerden (dînin hoş görmediklerinden) sakındırmıyorlar?

Birtakım kimselere de ne oluyor ki, bilmediklerini komşularından sorup öğrenmiyor, anlayışlı olmaya çalışmıyorlar?

Allâh’a yemin ederim ki, bilgi sâhibi olanlar ya komşularına öğretir, onları anlayışlı hâle getirir, mârûfu emreder, münkerden sakındırırlar; diğer taraftan bilmeyenler de komşularından sorup öğrenir, dînî meseleleri idrâk etmeye çalışırlar ya da onları (her iki grubu da) mutlakâ dünyâda cezâlandırırım.”

Resûlullâh, bu konuşmayı yaptıktan sonra minberden inip evine gitti. Bâzıları:

“–Öyle sanıyoruz ki (Yemenli) Eş’arîleri kastetti, çünkü onlar fakîh kimselerdir, komşuları ise kaba, sert mizaçlı, su başlarında göçebe hayâtı yaşayan kimselerdir.” dediler. Eş’arîler durumdan haberdâr olunca, Allâh Resûlü’ne geldiler ve:

“–Yâ Resûlallâh! Sen bir kavmi hayırla, bizi ise şerle yâd etmişsin. Bizim hangi hâlimiz sebebiyle böyle oldu?” dediler.

Allah Resûlü hiçbir şey söylemedi, sâdece önceki sözlerini tekrarladı. Eş’arîler kastedilenin kendileri olup olmadığını anlayamadılar. Tam olarak öğrenmek için bunu Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e birkaç defâ daha sordular. Resûlullâh ise her defâsında aynı sözlerini tekrarlıyordu. Bunun üzerine Eş’arîler:

“–Öyleyse bize bir sene mühlet ver!” dediler.

Resûlullâh de komşularını eğitip onlara dînî meseleleri öğretmeleri için kendilerine bir sene müddet tanıdı ve sonra şu âyetleri okudu:

“İsrâîloğulları’ndan küfredenler, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ diliyle lânetlenmişlerdir. Bu, onların isyân etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi. Onlar, işledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. And olsun yaptıkları ne kötüdür!” (Mâide, 78-79)

(Heysemî, I, 164; Ali el-Müttakî, III, 684/8457)

 

Tebliğ kapsamında yapılacak her türlü faaliyet, bazı kesimler tarafından kabul görülmeyecektir. Türlü hile ve desiselerle müminlerin önüne engeller çıkaracaklardır.

İşin tabiatı bu şekilde devam edecektir. Bizim asıl üzerinde durduğumuz husus ise, müslümanlar arasında vuku bulan anlamsız rekabet ve mücadeledir. Şartların getirdiği imkanları İslam toplumunun refahı ve kalkınması için kullanmamız gerekirken, bunları kişisel ve cemaatsel ihtiraslara kurban etmemiz en büyük hayal kırıklıklarına yol açmaktadır. Bu hayal kırıklıklarının yavaş yavaş tüm topluma yayılması, beraberinde toplumsal kaos ve fitneleri de getirecektir. Davetçiler arasında anlamsız rekabet, güç savaşı, üste çıkma, mevki makam mücadelesi, hırs, politik didişme vb. onlarca yeni hamle, günümüzün handikapları olarak sayılabilir.

 

Tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur

 

"Kim, Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde yerleşecek çok yer ve bolluk bulur. Kim, evinden Allah’a ve Rasülüne muhacir olarak çıkarsa, sonra da ölüm kendisine erişirse, muhakkak onun sevabı Allah’a düşer. Allah, bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Nisa 100)

 

Hicret, imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere taşınmaktır.

 

Hicret, "Bittim ya Rab!" diye dua edene, "Yettim kulum!" diye gelen icabettir.

 

Hicret, elde etmek için feda etmek, sahip olmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek, kalkmak için (yola) düşmek, girmek için çıkmak, kalmak için gitmek, kavuşmak için terk etmektir.

 

Hicret düşmanla sınanmak, dostu sınamaktır. Yaşanılan bunca şeyden sonra yeni mekanlar ve coğrafyalar arayışı ile bu mücadelede yeni stratejiler belirleme hamlesidir.

Hicret, çeşitli naslarda dile getirildiği üzere, bir daralma ve sıkıntı halinden veya mekânından çıkarak inanç ve idealleri gerçekleştirmek amacıyla yeni imkânlar ve yerler aramaktır. Hicret, aslında zulümden kaçış değil zulme karşı direnmenin başka bir adıdır. Sindirilmek istenmeye karşı mevzi değiştirmenin başka bir boyutudur. Evet, hicret kaçmak değil, İslami tebliğ davetçisinin kendine yeni İslami tebliğ daveti yapabileceği sahalar açmaya çalışması ameliyesidir.

Bu yönüyle Müslümanların hayatlarında Hicret, zamanın belli bir sürecinde gerçekleşmiş ve bitmiş tarihsel bir olay değildir. Hicret, idealler ve inançlarla çatışan ve onları baskı altında tutan şartları değiştirme, insanın kendisine yeni imkânlar aramasının bir sembolüdür. Öyleyse belirli şartlar dahilinde Hicret, her ferdin ahlaki görevi ve yükümlülüğüdür.

Hicret, Allah yolunda olanların yolda kalmayacağının ispatıdır. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.