1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Biraz da samimiyet...
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Biraz da samimiyet...

A+A-

Sol tartışmasının bugünlerde yoğunlaşmasının apaçık konjonktürel bir nedeni var... AKP iktidarının uzun süreli olma ihtimalinin tetiklediği bir kimliksel ayrışmanın içindeyiz. Sağı liberalizm- kapitalizm- emperyalizm üçlemesinin oluşturduğu yelpazenin içinden algılayan bir sol için hayat uzun süre çok basit oldu. Dindarların gerici, tutucu, bağnaz ataerkil dünyası geride kalmıştı... Mücadele edilmesi gereken karşı siyaset ‘neoliberal’ yaftası altında kolayca toparlanmaktaydı. Öte yandan bu hayali bir düşman da değildi, çünkü liberal siyaset pratiğinin son çeyrek yüzyılda yaşadığı ve kaba bir güç relativizmine yol açan savrulma gerçekten de eleştirilmesi gereken küresel bir duruma işaret etmekteydi. Sol ise zaten ‘evrensel’ olması gerektiğinden de hareketle, kolayca küreselin içine sığınıverdi...


Ne var ki aynı ‘neoliberal’ ve küresel süreç yereli de dönüştürmekte, onu yeniden siyasi bir aktör haline getirmekte idi. Ve sol, aniden karşısında çoktan mahkûm etmiş olduğu ama şimdi başa çıkamadığı yeni bir sağ buldu. Modernliğin kalıcı bir veri olarak kabullenilmesi, modernliği aşan ve dönüştüren yeni siyasallaşmaların anlaşılmasını zorlaştırdı. Günümüzün somut sorunlarıyla bağlantılı olarak tanımlandıklarında özgürlük, eşitlik gibi ideallerin modernliğin ürettiği ideolojiler üzerinden çözümlenmesinin ne denli ütopik olduğu ortaya çıktı. Örneğin hiçbir kimliksel talebin ‘sınıf’ örtüsü altına girmek istemediği bir dünyada, sol da kendisine yeniden bakmak zorundaydı.


Öte yandan ‘kendine bakmanın’ iki türü vardı... Biri ana kaynaklara dönen, esas kuramın ve denklemlerin devam ettiğini savunma ihtiyacı hisseden fundamentalist bir tavırdı ve maalesef Türkiye’deki örgütlü sol da bunu yaptı. Karşılarındaki düşmanı büyüterek ve bizatihi ideolojikleştirerek, kendi sol anlayışlarını meşrulaştırdıklarını ve belki de ebedileştirdiklerini sandılar. Buna karşılık ‘kendine bakmanın’ diğer türü ise kendi ideolojine mesafe almayı ve ona ‘öteki’ üzerinden bakmayı gerektiriyordu. Bunu yaptığınızda modernliğin kendi siyasetiniz ve zihinsel yatkınlıklarınız üzerinde ne denli belirleyici olduğunu da görebiliyordunuz. Eğer samimi olmayı becerebilirseniz, modernlik içinde onu savunan ve ona karşı çıkan iki farklı solun oluştuğunu ve üstelik aynı bölünmenin ‘sağ’ içinde de yaşandığını fark ediyordunuz.


Birinci sol ‘aktivizmin’ peşinde giderken, ikincisi ‘anlamayı’ öne çıkardı. Ne de olsa anlamadığınız bir şeyi değiştirme kapasitenizin sınırlı olacağı da açıktı. Ancak Türkiye’deki örgütlü sol ‘zaten anladığını’ varsaymaktaydı. Bu yaklaşım sadece güncel olanın kavranmasında ve doğru siyasi pozisyon almada sorun yaratmakla kalmadı... Aynı zamanda geçmişi de sabitleme, arındırma, dondurma ve böylece fetişleştirme eğilimini güçlendirdi. Ortodoks solun cemaatleşmesinin psikolojik temeli de bu oldu... Bugüne dokunamayan sol giderek kendisini ‘dün’ üzerinden tanımlarken, bu ‘dün’ü de titizlikle koruma altına alma ihtiyacı hissetti.


İşte Deniz Gezmiş etrafında yaşanan sorgulamanın anlamlı bulunmasının ve bu denli tepki çekmesinin nedeni budur. Kütahyalı’nın yazılarına cevap veren Orhan Gazi Ertekin, Kütahyalı gibilerin çok az sayıda olduklarını söylemesine rağmen, kendini yanıt verme zorunda hissediyor. Dahası kendi sol geçmişinin ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı bir duruş olduğunun Gezmiş’in savunusu üzerinden yapılmasını bir ‘zorunluluk’ olarak tanımlıyor.


Acaba bu ‘zorunluluğun’ nedeni ne? Eleştirel bakmayı şiar edinmiş olan bir ideolojik duruşun kendi geçmişini her boyutuyla aklama isteği ne anlama geliyor? Bu ‘solun’ artık sol olmanın gerekli zihnî altyapısını taşımadığını göstermekten başka...


Ertekin’e göre 68 bir gençlik hareketiymiş ve daha önceki ‘genç insanlar pratiğinden’ farklıymış... Evet, bir fark var: O pratik devletin öncülük ettiği saldırganlıkları ima ederken, 68 devlete karşıydı. Ama bu sadece bir siyaset farklılaşması. Modernliğin içinden yapılan kategorik bir ‘iyi/kötü’ ayrışmasının kolaycı sonucu. Oysa zihniyete bakıldığında her iki yanda da aynı devletçiliği ve otoriter yaklaşımı görmek mümkün. Sırf devlete karşı bir gençlik hareketi olunduğu için ırkçı olunmadığını varsaymak ise, herhalde bu solcular için bile pek inandırıcı değil...


Türkiye’deki örgütlü sol modernlikle olan bağının ne denli belirleyici olduğunu kavramadıkça, bu ülkede siyaseten anlamlı da olmayacak ve giderek sadece ‘laikliği’ temsil edecek. Çünkü bu sol, solculuğu hâlâ bir kültürel kimlik olarak taşıyor ve her kültürel kimlik gibi cemaatleşiyor. Öte yandan salt solcu olmanın iyi, doğru ve ahlaklı olmak olduğunu sanan böylesine anakronik bir yaklaşımın, belki de yaşamayı sürdürmesinin başka bir yolu yok...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.