1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Biraz da 'Kürt ümmet' olalım!
Biraz da 'Kürt ümmet' olalım!

Biraz da 'Kürt ümmet' olalım!

A+A-

  Etnik kimliğin önemi yoksa neden Kürt olmayalım? Bu güne kadar Türk ümmet olduk, biraz da Kürt ümmet olalım, desek Türkiye ayağa kalkar. Her şey hakkaniyet içinde tanımlanmalı. İşte renkler, diller, tanış olsun diye farklı yaratıldı.

  Sözünün arkasında dursun, risk alsın, düşük yoğunluklu bir devrim yaratsın, yönetimi demokratikleştirsin diye bu millet AKP'ye oy verdi. Benim soldan arkadaşlarımın bir kısmı Başbakan'ı destekledi. Ancak hayal kırıklığına uğradılar...

  AKP hükümetinin Kürt meselesinde tutarsız yaklaştığını görüyoruz. Mesela Almanya'da asimilasyoncu politikalara karşı çıkan bir Erdoğan, gönül isterdi ki buradaki Kürtlere uygulanan kimliğin reddi politikalarına da karşı çıksın. Ama yok.

  Ötekiler birbirinin acısına bakabildiği zaman çok şey değişir. Şu anda Türkiye'nin en ağır gündemlerinden birisi, taştan, bilyeden sebeplerle gözaltına alınan ağır cezalar alan çocuklardır. Bu başörtü meselesinden çok daha önemli bir mesele.

Çocukların bilyeden sebeplerle tutuklanması başörtüsünden çok daha ağır bir mesele

O bir kadın, yazar ve eczacı aynı zamanda bir barış aktivisti. Ortadoğu barışı için uzun yollar katetti, bir çok ülke gezdi. İkna Odası, Bağdat Fragmanı, Zilha Günü, Derin Siyah gibi kitaplarında ötekileşme ve barış temalarını işledi. Başörtülü kadınların Türkiye'de yaşadığı baskılanmayı anlattığı İkna Odası adlı roman çalışması büyük yankı topladı. Bir çok kimliğine rağmen 'Başörtülü islamcı kadın yazar' olarak tanımlandı. Bu tür tanımlamaları 'odacıklara hapsedilmek' olarak yorumlayan Yıldız Ramazanoğlu ile ötekileştirme sorunları ve tüm ötekiler arasındaki empati gücünü kendi deneyiminden yola çıkarak konuştuk. CHP'nin 'çarşaf' açılımını da önemsediğini söyleyen Ramazanoğlu, taş atma gerekçesi ile tutuklanan çocukların başörtüsünden daha büyük bir sorun olduğunu söylüyor.

Sizin pek çok kimliğiniz var. Kadın, yazar, barış aktivisti ve başörtülüsünüz. Siz kendinizi hangi kimliğe daha yakın hissediyorsunuz

Kimlik dediğiniz zaman tabi bu aidiyetlerle alakalı bir şey. Kendimi birçok yere ait hissediyorum, birbirinden farklı gibi gözüken pek çok kimliği taşıdığımı düşünüyorum. Elbette ben de bütün kadınlar gibi Türkiye'de doğmuş büyümüş bir Cumhuriyet kadınıyım, Müslüman kimliğim ise en belirleyici olanı. Fakat ne zaman ki insanların üzerinde bir takım baskılar oluşuyor bir takım ayrımcılıklara maruz kalıyor o zaman baskılanan kimliği, baskılanan aidiyeti öne çıkıyor. Baskılanan, dışlanan hangi kimliğimizse, o kimliği daha fazla kuşanırız doğal olarak. Örneğin sokakta yürürken içimden, kadınım, başörtülüyüm, yazarım diye düşünerek gitmiyorum. Bu kimlikleri ahenk içinde taşırız. Bu kalbin çalışması gibi bir şey. Kalp arızalanana kadar kimse bir kalbi olduğunu ve her an kan pompaladığını fark etmez. Bir kimliği sürekli fark etmek, üzerine düşünüp durmak oldukça travmatik ve patalojik bir durum.

Baskılanmak mı sizi tercihe itiyor?

Acıyan yerinize yoğunlaşıyorsunuz ister istemez. Bir yolculukta Hrant Dink'le bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk. Aslında Ermeni olmak üzerine yoğunlaşmak istemiyordu. Bu ülkenin insanı, vatandaşı, yedi ceddi buralı, yetimhanede büyümüş. Yetimliğin ırkı olur mu? Bir Türk ya da Kürt hayat için ne mücadele vermişse oralardan gelmiş o da. Üniversite, hakça paylaşma için ideoloji, yoksulluğu yenme. Kimlik politikası yapmak istemiyor, ama ne zaman ki ayrımcılığa maruz kalıyor, baskıları hissediyor, ister istemez bunun nasıl bertaraf edileceğini konuşmak istiyor. Ben de başörtüsünü konuşmak istemem. Ama ötekileşme hali bunu mümkün kılmıyor. Bir anda başörtüsü ile tanımlanan biri oluyorum. Bu her şeyin üzerini örten bir durum.

Dışlanan kimlik her zaman kendini savunmak ve belirgin kılmak durumunda mı kalıyor?

Evet..Varoluşları bütün zenginliğiyle kavramaktan yoksun kalmamız hem kişilere hem de ülkeye zarar veriyor, bizi güçsüz kılan bir şey,

Peki Yıldız Ramazanoğlu bu haksızlığı nasıl yaşıyor? Başörtülü bir kadın değil, onun başka kimlikleri de var, görün diyor musunuz?

Mesela bizim kitaplarımız edebiyat raflarında yer almaz. Çünkü edebiyat dünyası bir yöne bakanlarca kurgulanmış. Sadece o yönden üreten yazan, çizen insanlar 'esas' kabul edilir. Bu çok da bizim sorunumuz değil artık, görmeyenlerin sorunu. Ben Türkçe yazan yazarları okumaya çalışırım, her kim olursa, bu ülkenin birikimine eğilmeyi önemsiyorum doğrusu. Bazen de şöyle tanımlanırız : Başörtülü İslamcı kadın yazar. Uçurtmanın kuyruğu gibi uzayıp giden bir kodlama. Şimdi burada geçen her tanım beni küçük küçük odacıklara hapseden, varoluşumu dışarıda bırakan bir şey. Bu kavramlara ne yüklediğinizi bilmediğimden tabii bu tekinsiz durum. Kendimizi tanımlayabilirsek sözümüz kesilmeden, o zaman kelimeler yerini bulabilir. Aslında böyle tek düze algılanmak, dışardan zoraki tanımlanmak ta bir şiddettir, diye düşünüyorum. Kendimi şiddete uğramış sayarım böyle durumlarda. Bu tür tanımlar ve önyargı üretme süreçleri herkes için yapılıyor aslında.

İnsanlar bir biçimde, istemeden, tercih etmeden bir takım kategorilere tabi tutuluyorlar, öyle mi?

Evet. kategoriye tabi tutan size aslında yerinizi gösteriyor, size yerinizi gösteren, haddinizi de bildiriyor. Hepimize haddimiz bildiriliyor. Okul dışında başörtü örtmesinin bile kötü örnek olacağı gerekçesiyle bir öğretmenin görevden men edilmesini onaylamıştı Danıştay. Bu bütün başörtülü kadınları içine alır. Başörtülüsün, başörtüsü kötü bir şeydir ve sana seçilme hakkı yok. Başörtülü belediye meclis üyesi bile olunamaz. Açıkçası siviller de bu ülkede devlet gibi davrandığından, başörtülü bir kız Kardelen de olamaz maalesef.

Başkaları da bunu yaşıyor, dediniz. Onlar nasıl yaşıyorlar

Şimdi TRT 6 kuruldu ve ne kadar zenginleştik. Bu ülkede insanlar yıllarca ana dilini konuşamadı. Şimdi bölünmedik ve daha dostça bir hava esiyor. İsviçre'de insanlar nasıl üç dili gündelik hayatta konuşuyorlarsa biz de Arapça Kürtçe hatta Ermenice bilsek, bölgenin kültürüne insan birikimine daha çok hakim olsak fena mı olurdu. Bölgeye atanan bir doktor, gelen hastasını Türkçe konuşamadı diye azarlamak yerine Kürtçe öğrenip halini hatırını sorsaydı mesela! Yaşadıklarımız başkalarının acılarını da görme gücümüzü artırdı. Ön yargıların, korkuların bizi ne çok azalttığını görüyoruz. Dar kutucuklara konup baskı rejimlerindeki gibi sürekli denetim altında olmak edebiyatı, bilimsel çalışmaları, siyasi ufku her şeyimizi daraltıyor.

Öteki kimlikler birbirleri ile buluşabiliyor mu sizce?

Maalesef farklı ötekiler, bütün bu baskıların aslında aynı yaklaşımların bir yansıması olduğunun tam da farkında değil. Baştan beri temel çatışma, hakim sınıfın aşağı gördüğü sınıflarla iktidarı paylaşmayı reddetmesi şeklindeydi. Bazı istisnai birliktelikler dışında geniş kitleler bazında farklı ötekiler buluşamıyor. Kendi aramızda başkalarının da acısına eğilmeyi konuşuyoruz hep. Hak ve adalet arayışının sadece kendimizi hedeflemesi çok bencilce. Bu insanları yaralayan, zalime dönüştüren bir durum. Bu hafta içinde birkaç eyleme katıldım. Bunlardan bir tanesi İzmit'te 200'üncüsü yapılan başörtüsüne özgürlük eylemiydi. 200 hafta yaklaşık 4 yıla tekabül eder. Bu kadar uzun soluklu eylemler güçlerini haklılıklarından alır. Ama bir de bakıyorsunuz, aynı biçimde yıllardır eylem yapan Cumartesi anneleri var. Cumartesi annelerine destek vermek için daha çok başörtülü arkadaşımın katılmasını isterdim. Ama fazla gelen olmadı.

Ne düşünüdünüz o zaman

Bu beni acıttı tabi. Biraz umutsuzluk ve bıkkınlık da var. Beyhude bir iş yaptığımızı düşünüyorlar herhalde. Biz başkalarını görmezsek, başkaları da bizi görmez. Kaldı ki insani bir destek ödünç verilen bir şey değil, herkes kendine yakışanı yapar. Bir insana yapılan kötülük her insana yapılmış sayılır aslında. Bunlar birbirine bağlı. Ötekiler birbirinin acısına bakabildiği zaman çok şey değişir. Şu anda Türkiye'nin en ağır gündemlerinden birisi, taştan, bilyeden sebeplerle gözaltına alınan ağır cezalar alan çocuklardır. Bu başörtü meselesinden çok daha önemli bir mesele. İnsanların fiziksel varlığına kasteden, gencecik çocukların geleceğini ellerinden alan bir durum. Gerçi başörtülü kızlara da reva görülen budur bir bakıma. Bütün meseleler aslında birbirinin içinden çıkıyor. Birini görmeseniz, bundan cesaret alan baskıcılar öteki ayrımcılıkları devreye daha kolay sokuyor. Filistin'deki acılara bigane kalıyorsan, buradaki Kürt sorununa da şifa getiremezsin mesela. Tersi de doğrudur.

Tayyip Erdoğan 2005 yılında Diyarbakır'da çıktı, söylediğiniz biçimde Kürt sorununu tanıdı. Ama aynı Erdoğan bir yıl sonra 'Kadında olsa çocukta olsa gereği yapılır' dedi. Milliyetçi formları öne çıkardı. Siz bu iki Erdoğan ve AKP arasındaki ilişkiyi nasıl ele alıyorsunuz? Böyle bir siyasi anlayışın dinle ilişkilendirmesinden rahatsızlık duyuyor musunuz?

Aslında başından beri kendisini muhafazakar demokrat bir parti olarak tanımladı AKP, ama aynı zamanda halkın dini hassasiyetlerini de kollamaya çalıştı. Asıl İslamcılık açısından sorunlu bir durum var. Hani ümmet bağı deniyor ya, o halde sormak gerek, neden ümmet değil de etnik bir kimliğin öne çıkarılmasına göz yumuluyor ?Burada satır aralarında aslında denen şey şu, 'biz ümmet olalım, ama sorun çıkmasın diye hep Türk olalım', o halde neden 'biz ümmet olalım, ama Kürt'de olalım' denmiyor? Etnik kimliğin önemi yoksa neden Kürt olmayalım. Bu güne kadar Türk ümmet olduk, birazda Kürt ümmet olalım! desek Türkiye ayağa kalkar. İnsanlar neden doğal hukukunun varoluşunun getirdiği kimliklerle kabul görmüyor. Her şey hakkaniyet içinde tanımlanmalı. İşte renkler, diller, tanış olsun diye farklı yaratıldı. Buradan bir ideoloji yaratan her kimse hata yapar.

İdeolojiler yaratılıyor maalesef..

Evet. Şimdi karşımızda kocaman bir Kürt halkı var. Kocaman olmasa bile, sayıları çok az olsa bile ne fark eder? Bu kimliğin bastırılması mı lazım? Aksine her kimliğin diliyle şarkısıyla kendini gerçekleştirmesinde hassas olursak kin ve nefret ortadan kalkar. Dindarların da bu konuda sağcı ve statükocu eğilime destek verdiği bir gerçek. Acıları görmezden gelen bir yaklaşım sergilendi çoğu zaman.

Peki AKP'ye insanlar niçin oy verdi

Sözünün arkasında dursun, risk alsın, düşük yoğunluklu bir devrim yaratsın, yönetimi demokratikleştirsin diye bu millet oy verdi. Benim soldan arkadaşlarımın bir kısmı başbakanı söylemindeki genişlik için destekledi. Ancak onda da statükoyu tekrarlama eğilimi gelişince, risk karşısında geri adım atınca hayal kırıklığına uğradılarÖ24 kasımdan beri yeni bir anayasa, özgür ve hakkaniyetli bir toplumsal sözleşme için iyi bir imkan doğmuştu. Yeni bir sayfa, kardeşlik hukuku, herkesin içine sinen geçmişin acılarını unutturacak taze bir yapılanmaÖbunu kullanabilecekler mi hala, bilemiyorum.

Yani AKP kendisine verilen oyların demokrasiye verildiğini okuyamadığı için mi insanlarda hayal kırıklığı yarattı?

Hayır, bence çok iyi okudu. Ama gerekli irade, ehliyet ve liyakatı gösteremedi. Elini taşın altına koyamadı. Koyamamasının nedeni ise bir takım güçler. İşte çıkıyor Ergenekon, şu bu. Bu noktada bir takım adımlar atıldı. Alevi açılımı yapıldı, TRT 6 Kuruldu. Ben de Kürtçe öğrenmek isterim şarkıları anlamak için mesela. Bence Tayyip bey bir şeyler yapmak istiyor ama onu çevresi durduruyor.

Peki sizde TRT 6 gibi açılımları AKP'nin devlete rağmen yaptığını düşünenlerden misiniz?

Hayır, TRT 6 devlet organları arasında sağlanan bir konsensüsün, uzlaşmanın sonucudur gibi geliyor, böyle olması da güzel tabii. Hangi nedenle kurulmuş olursa olsun kurulmuş olması önemlidir. Bunun başka adımların önünü açacağını düşündüğüm için önemsiyorum.

Bu adım Kürt sorununu çözmenin mi, bu sorundan kurtulmanın mı adımı?

Bu güne kadar varlığı inkar edilen bir dil bugün devlet televizyonunda yer alıyorsa bu kesinlikle çok önemli bir adım. Çözümü geliştirebilir. Ama TRT 6 da dikkatimi çeken şey orada da başörtülü kadınlara yer verilmiyor, onların görüşleri önemli değil. Yani devletin genel algısı Kürtçe seslendiriliyor. Bu nedenle bu ülkede kadın olmak zor, başörtülü kadın olmak zor, ama birde başörtülü Kürt kadını olmayı düşünün.

Başörtüsü meselesinde AKP doğru bir yerde mi duruyor? AKP başörtü ile ilgili meseleyi halledecek bir parti mi?

Hayır. AKP bunu yapamaz. Ama bu istemedikleri için değil, sonuçta bunun acısını kendi yakınlarındaki insanlarda yaşıyor. Bu yüzden çözmek istemiyorlar söylemi çok saçma. Yaptırmıyorlar deniliyor ya, buna katılıyorum.

CHP'nin son dönem çarşaf açılımını nasıl buluyorsunuz? Sizce bahsettiğiniz çözüme doğru bir yol mu?

Ben bir kere CHP'nin adımlarını çok ciddiye alıyorum. Sayın Baykal'ın art niyetli olduğunu da düşünmüyorum. Onlar da halktan uzak, toplumun değerlerine sırt çevirerek, taleplerini ihtiyaçlarını görmezden gelerek siyaset üretemeyeceklerini gördüler.. Hatta Baykal şunu söyledi 'Halkı cumhuriyetle barıştıracağız'. Böyleyse kesinlikle doğru yoldalar. Kendi içlerinde gecikmiş bir tartışmayı başlatabilseler, iyi bir özeleştiri verseler bu ülke çok şey kazanır.

Siz sorunları, engelleyen ya da karşıt duranlar eliyle çözmek gerektiğine inananlardan sınız o halde?

Evet. Bu nedenle kimi tıkanmaları isterse CHP aşabilir

Başörtüsü meselesinin partiler tarafından siyasi malzeme ve seçim yatırımı olduğu sıkça tartışılır? CHP'de aynı şeyi mi yapıyor, bu adım oy olarak CHP'ye akar mı?

Elbette siyasi bir malzeme olarak da kullanılıyor. Politika zaten pragmatist eğilimlidir. Halkın zorlaması ile bu halkın taleplerine eğilmek, bu taleplerle buluşmak zorunda kalmaları da önemli. Bu talepler dini de olabilir, farklı kimlikler için de olabilir. Ama bu CHP'ye oy olarak döner mi? Bilemem.


AKP Kürt meselesinde tutarsız

Erdoğan'ın Filistin sorununa yaklaşımları tam da bu nedenle samimi bulunmuyor ve Erdoğan hükümeti 'kendi Filistin'ini' görmemekle suçlanıyor, sizde böyle düşünüyor musunuz?

AKP hükümetinin Kürt meselesinde tutarsız yaklaştığını görüyoruz. Mesela Almanya'da asimilasyoncu politikalara karşı çıkan bir Tayyip Erdoğan, gönül isterdi ki buradaki Kürt halkının yaşadığı acılara da, yıllardır uygulanan kimliğin reddi politikalarına da karşı çıksın. Ama yok. Tamam bazı açılımlar yaptı; İşte Türkiye Vatandaşlığı üst kimliği, veyahutta devlette hata yapabilir söylemleri takdire şayandı doğrusu. Ama bunların arkasında duramadı. Liderlik için karizma yetmiyor ne yazık ki. Ne yazık ki böyle risk alan bir lider Türkiye de yok.


İnsanlar gettolarından çıkıyor

Siz herkes başkasının acılarına baksın diyorsunuz. Bütün ötekilerin travmalarının da benzediğini söylüyorsunuz. Böyle bütün ötekilerin birbirine bakabileceği bir siyasi çatı tartışmalarına nasıl bakıyorsunuz.?

Çatı partisi girişimi önemli. Başkalarını gören, kendini başka hakikatlere açmak isteyen birçok insan var artık her kesimden. Bu insanlar kendi gettolarından çıkmış ve geniş yürekli bir arayış içinde. Buradaki biraradalıklar tartışmaya konuşmaya paylaşmaya bir üslup getirir, derinlik katar ve zengin bir deneyim alanı oluşur böylece. İktidara gelmez ama iktidara yakın insanların referans noktası olabilir. Kimse böyle bir oluşumu görmezden gelip duyarsız kalamaz.

Röportaj: Yüksel Genç
Günlük Gazete

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.