1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. BİR RAHMET KAPISI OLARAK DANIŞMA
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

BİR RAHMET KAPISI OLARAK DANIŞMA

A+A-

 

Konu farkı olmaksızın alınan her kararda, sarf edilen bir emek vardır. Emeksiz alınan kararların neticelerinden istenen yararı elde etmek, gerçekleşmeyecek bir hayalin gerçekleşmesini beklemeye benzer. İstediğin kadar hayal edebilirsin. Hatta hayal etmek yararlıdır da. Hayali olmayanın geleceğinin de olmadığını da söyleyebiliriz.

Fakat burada sözü edilen durum, yani karar alma ve alınan kararı uygulama, hayallerden çok gerçekliklerle ilgili bir durumdur. Zira alınacak kararın, gerçekleşmesi için bir zamana, bir zemine ihtiyaç vardır. Hayaller için herhangi bir zaman ve zeminin varlığı gerekmez. O sebeptendir ki, yapılacak herhangi bir iş ve eylemin kararı alınırken, olası bütün hataların minimize edilmesi gerekir. Şüphesiz bu da bir emek sarfiyatını gerektirir.

Zahmetsiz emeğin kayıtlara geçmesi, kayıtlarda yer alması imkânsız bir duruma işaret eder. Çünkü böyle bir şeyin gerçekliği yoktur. Gerçeklikle ilgisi olmayan bir düşünce ve eylemin varlıksal bir değeri de yoktur. Aynı şekilde buna paralel olarak, zahmet çekilmeden, bir rahmet kapısına ulaşmak da mümkün değildir. Bütün eller, sarf ettiği emeğin karşılığını görmek gibi evrensel bir yasaya tabidir. Onun için Rabbimiz Teâlâ, her kim olursa olsun, dünya hayatında irili ufaklı her ne yapmışsa onu göreceğini haber vermektedir. Bunun anlamı, yapılıp edilenler hususunda, insanın hesaba çekilmek gibi bir akıbetle karşılaşacağıdır.

Hesap etmek ve hesap vermek; biri başlangıç diğeri de bitişle ilgili bir durumdur. Her hesap etme bir ölçüye göre yapılır ve bu ölçüyü belirleyen ise hesap verme düşüncesidir. İnsan her başlangıçtan önce hesabını kitabını yapar: Yapacağım bu işin sonu ne olur? Bütün sonuçlar alınmış kararların ürünleridirler. Öyle ise her ne karar alırsan al, aldığın kararın neticesinden sorgulanacaksın. Demek ki bir karar alınacaksa, alınacak kararın nasıl bir sonuç vereceğini düşünerek karar almak gerekir. Rastgele, sonucu düşünülmeden karar almak, her zaman için büyük hayal kırıklıklarını da beraberinde getirecektir.

Hayal kırıklıklarını oluşturmayacak doğru kararlar için, doğru bilgiye gereksinim vardır. Doğru bilgi, doğru tasavvur demektir. Doğru tasavvur ise doğru şahsiyet demektir. Varoluş olarak doğru bir eksen, doğru bir yörünge ve doğru bir istikamet için, doğru bir şahsiyet sahibi olmak gerekir. Alınacak doğru kararların doğru sonuçları, ancak ve ancak doğru şahsiyet sahibi olmakla mümkündür.

Aziz Kur’an’ın en temel daveti, öncelikle doğru şahsiyet oluşturmak üzerine bir davettir. Onun için insanı öncelikle inanmaya, yani imana davet eder. İmanın en özlü bir şekilde ifade edildiği cümleye tevhid cümlesi diyoruz: “Allah’tan başka ilah yoktur.” Yani tek hüküm, hikmet ve karar sahibi Allah’tır. O’nun belirlediği sınırların hakikatini şüphesiz olarak kabul etmektir. O’nun karar ve hükümleri dışında, vazedilecek karar ve hükümleri reddetmektir. Bu şekilde insan, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’a dayanmış ve hidayet için rehberliğini kabul etmiş olur. Bütün bu sonuçları elde etme kararını vermek için, akletmek yani akıl erdirme çabası içinde olmak gerekir.

Doğru kararlar ve sağlıklı sonuçlar için, danışmak suretiyle bir dayanışma içinde olmak, büyük bir önemi haiz olan bir durumdur. Aziz Kur’an bu danışma eylemini çeşitli şekillerde adlandırmaktadır: Şura, meşveret, istişare, müşavere, meşûre ve teşavür. Bununla en doğru karara varmanın imkânları üzerinde durulur. Danışma eylemine muhatap her insan, sahip olduğu bilgi ve anlayışa göre fikrini açıklar. Yapılan istişare ile çoğunluğun vardığı karar ne ise o karar kabul edilir ve uygulama aşamasına geçilir. Artık alınan karar herkesi bağlayan bir karar olur. Kararda isabet olsun veya olmasın, bütün insanların kıblesi ortak bir kıble haline gelir. Böylece rahmete giden kapılardan birisi açılmış olur.

Danışma işi Müslümanların temel niteliklerinden birisidir. Mübin Kur’an, Al-i İmran 159. ayette, Peygamber Efendimize hitaben, “iş hususunda onlarla müşavere et” buyurmaktadır. Eğer Peygamber Efendimiz, müşavere etmeden hareket etme yolunu seçseydi, buna hiçbir Müslüman, itiraz etmeyi aklından bile geçirmezdi. Ama Rabbimiz Teâlâ istişareyi emretti.

Peki, modern, postmodern ve küresel zamanları idrak eden müminler olarak, bu ilahi emri nasıl anlamalıyız? Müminler için Allah’ın bütün emirleri, birer nitelik olarak hayata yansımalıdır. Onun için danışma (şûra) da bütün müminler için birer nitelik olmalı ve bu niteliği toplumsal yaşamın merkezine oturtmalıdır. Müminler bunu böyle yapmadıkları zaman bir emri, bir gerekliliği yerine getirmedikleri için, sorgulanacak ve karşılığını göreceklerdir. Danışma öyle bir niteliktir ki, ihlal edildiği zaman, daha bu dünyada iken karşılığı olumsuz olarak ortaya çıkar. Tabi bunun tersinin yani mefhumu muhalifinin de doğru bir yargı olduğunu belirtmeye gerek yoktur.

Danışma, rahmete açılan bir kapıdır. İstişareyi elden bırakmayan bütün toplulukların işleri kolaylaşır. Peygamber, İlahi Vahiy dışında kalan özel ve kamu işlerini hep istişare ile yürütmüştür. Bu durum, öylesine zihinlere nakşetmişti ki, arkadaşları (ashap), yapacakları bir tekliften önce, “bu söylediğin vahiy midir” diye sormuşlardır. Vahiy olmayan bütün durumlarda fikir ve görüşlerini hiç çekinmeden söylemişlerdir. Bu özgüven bütün Müslümanlarda olmalıdır. Zaten “Allah’tan başka ilah yoktur” derken söz konusu bu özgüvenin önünü de açmış olmaktayız. Bu tevhid cümlesi, eğer bizde bir özgüven oluşturmuyorsa, bu demektir ki, biz bu tevhid cümlesinin bilincine varmamışız. Tevhidi bilincin gerektiği gibi oluşmasıyla, şûra gibi bir rahmet kapısının da sonuna kadar açılacağından şüphemiz olmamalıdır. İşte o zaman, bütün dünyada bir zillet durumu yaşayan Müslümanların, söz konusu zilletten kurtulmaları mümkün olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum