1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Bir Kürt Hanımefendisi Yüreğime Ayet Oldu
Bir Kürt Hanımefendisi Yüreğime Ayet Oldu

Bir Kürt Hanımefendisi Yüreğime Ayet Oldu

A+A-

Onu gördüğümde Diyarbakır'ın işlek caddelerinden birinde, akşama doğru otobüs durağında bekliyordum.  İlk görünüşü ile annemi andırıyordu. Elli ile altmış yaşları arsındaydı, boynundan hafifçe bükük, üzerinde eski bir fistan vardı.

Ellerinin arasında şu an net hatırlayamadığım ama galiba tepsiye benzer bir şey vardı. İçinde gelip geçenlere satmak üzere de sakızlar. Onu görür görmez bir dehşet duygusunun bütün vücudumu kapladığını hissettim. 

Bütün varlığımla ona kilitlendim. Hipnoz olmuş gibiydim. Şehrin en hareketli kaldırımlarının birinin üstünde, önünde yığınlar halinde gelip geçen insanlar arasında durmuş, sakin ve olgun bir biçimde sakızlarını elindeki şeye doldurmuş ve önünden geçen insanlara ikram eder gibiydi. Bir mevlüt sofrasından getirilmiş şekerleri dağıtır haldeydi. Konuşmuyordu, sakin ve kendinin farkındaydı bu anne sakız satıyordu bize. Boynu büküktü, yaşlıydı, ayaktaydı, konuşmuyordu, elindeki sakızları fark etmemizi bekliyordu, başını tülbentle bir güzel bağlamıştı, bu bir Kürt hanımefendisi olmalıydı, sakız satıyordu, kaldırımdaydı, yalnızdı, ne yaptığını biliyordu, ne yapacağını bilmiyordu, sakız vardı elindeki tepside ayaktaydı, boynu büküktü, zayıftı, önünden geçen gençlere, delikanlılara herkese sakız satmak istiyordu.

Mekanımdan soyutlandım, kendimi mekansız hissettim, dakikalarca ona baktım, gözyaşlarım dolmuştu, beklediğim otobüsler/dolmuşlar gelip geçiyordu. Onda yüreğimi yakalayan bir şeyler vardı. Hiçbir şey göremez oldum, konuşmuyordu, pazarlayıcı değildi, sunuyordu sadece gösteriyordu, solgun ve yorgun yüzüne baktım, ellerindekine baktım. Acaba ne anlamı vardı bir sakızın, bir sakız ederinin değil, elindeki tepsinin tamamının ederinin nasıl bir anlamı vardı? Ne zamandan beri buradaydı, kaç sakız satmıştı? Adı neydi, hangi köyden zorla düşmüştü bu “mirrrât” lık içerisine? Kürt hanımı nere, sakız nere, sakız satmak nere?

Belki de anneme benzettiğim için bu denli çarpılmıştım. Belki de farkında olmadan bir empati gelişmişti ruhumda. Bir trajediye tanıklık eder gibiydim bu kesin. Sen kalk toprağının tüm doğallığını yıllarca nakış nakış diline, elbisene, duruşuna, oturuşuna, bakışına, yürüyüşüne işle; ömrünün sonlarına da doğru gel ofis ekinciler caddesinde eline sakız al ve sat. Ne dili, ne elbisesi, ne duruşu, ne oturuşu, ne bakışı ne de yürüyüşü bu iş içindi, bu yer içindi. Beni kıskıvrak yakalayan şey galiba aynı zamanda bu çelişkiydi.

Annem bir müddet önce Mersin'deki akrabalarımızı ziyaret gidince Rojda"nın “xerîba bîyanî” şarkısı karşısında oturup beraberce ağlamışlardı oradakilerle.

Oy oy li imin xerîbé
Bé şens û Nesîbé
Xwedé kesî neke xerîbé.

Yalnızdı, sakız satıyordu, elli yaşının üstündeydi, zayıf ve takatsiz bir hali vardı, bize sakız satıyordu, ABD"nin başkanlık seçimlerinden haberi yoktu.

Kes bi halé xerîb nizanî

Hiç kimse ona bakmıyordu, onu kimse fark etmiyordu, kimse görmüyordu bu dramı.

Yıllar önceydi. Ben Diyarbakır Birlik Lisesi'ne giden bir öğrenciydim. Okul bahçesinin kapısının karşısındaki binanın önünde çiseleyen yağmurdan korunmak için kaldırımın üstünde, sırtımı binanın duvarına dayamış bekliyordum. Hemen yakınımda bir tapanca patladı, bir lise öğrencisi yere düştü. Lise 1'e gidiyordu, ölüm tehditleri alıyordu, korkuyordu, annesi de korkmuştu, bu yüzden okulun girişine kadar annesi onunla gelmek istemişti. Onu sağ salim okuluna teslim etmek isteyen bu Kürt hanımefendisi muradına erememişti, yanında, gözlerinin önünde 16 yaşındaki oğlunun kafasına bir adet kurşun sıkmışlardı. Çocuk hemen yere düşmüştü, başından, kulağından kanlar geliyordu. Annesinin Kürtçe feryatları içimize kurşun gibi girip çıkıyordu. Bilir misiniz onunla göz göze geldim. Annesi onca kalabalık arasında nedense bana bakıyordu, benden medet mi bekliyordu, kim ne yapabilirdi ki? Aklımda en son, ticari taksinin bagajında, arka kapının kapanmasını engelleyecek şekilde; sırtı dışarıya dönük, içeride ise kafasına kurşun yiyen oğlunun başını dizine dayamış oturan bu annenin, oğlunun cesedini bir yardımsever taksici ile hastaneye götürmesi kalmıştı.

Yalnızdı, sakız satıyordu, elli yaşının üstündeydi, zayıf ve takatsiz bir hali vardı, bize sakız satıyordu, ABD"nin başkanlık seçimlerinden haberi yoktu.
 
Boynu büküktü, yaşlıydı, ayaktaydı, konuşmuyordu, elindeki sakızları fark etmemizi bekliyordu, başını tülbentle bir güzel bağlamıştı, bu bir Kürt hanımefendisi olmalıydı, sakız satıyordu, kaldırımdaydı, yalnızdı, ne yaptığını biliyordu, ne yapacağını bilmiyordu, sakız vardı elindeki tepside ayaktaydı, boynu büküktü, zayıftı, önünden geçen gençlere, delikanlılara herkese sakız satmak istiyordu.

Adnan FIRAT / Haberdiyarbakir

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.