1. YAZARLAR

  2. Nurcan Aktay

  3. Bir devrimdi Ramazan, erkek ismi yaptılar!
Nurcan Aktay

Nurcan Aktay

hurbakis
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir devrimdi Ramazan, erkek ismi yaptılar!

A+A-

“Ramazan” deyince ilk aklıma gelen, Müslüman’ın iktidarla kurduğu ilişki biçiminin nasıl olması gerektiğidir. Dolayısıyla bu yazım, geçen yılın Ramazan yazısı çerçevesinde olacak, zira geçen yıldan bu yana “oruç” algımızda bir farklılık söz konusu değildir. Hatta değil son bir yıl, peygamberlerin yaşadığı dönemleri kısmen hariç tutarak, belki de orucun ilk emredildiği zamandan beri algılanışında bir farklılık yoktur. Bununla beraber mevcut algıyı sorunlu bulduğumu söylemeliyim. Neden sorunlu bulduğumu da anlatabilmek için geçen yıl yazdığım çerçevede bir oruç açıklaması yapmam lazım.
 
Evvela hareketin olmadığı, her alanda çürümelerin olduğunu, putların türediğini biliyoruz. Bedenimiz de bu kuraldan beri değildir ne yazık ki. Belli bir yemek düzenine alışır ve bu sistemi adeta mutlak kabul eder.
 
Bedeni ve nefsi birbirinden ayrı göremeyeceğimiz gibi, nefsimize beden üzerinden hükmedebiliriz.  Yani sözünü ettiğimiz beslenme düzenini mutlak bir sistem olarak algılayan, nefistir. Bu durumda Ramazan’ın gelişiyle, bedenin beslenme düzenini değiştirmesini, bir devrim olarak tanımlayabiliriz. Çünkü gelişiyle bir alışkanlığı yerle bir etmekle kalmaz, aynı zamanda Allah’tan başka hiçbir şeyin mutlak olmadığını göstermesi açısından, mevcut düzen içerisinde iktidarını kurmuş olan nefsimize, adeta ders verir bir nitelik taşır.
 
Orucu böyle okuduğumuz zaman, bizi yaratan yüce Rab’bın bize orucu emretmekle murad ettiği şeyin özünde kendimizi iktidara karşı konumlandırmamız olduğunu görebiliriz. Bunu yapmadığımız süreçlerde bu iktidarlar aynı zamanda putlaşır ve zulüm üretir. İktidarın doğası gereği bu böyledir. Denetlemediğiniz her nefis, kendini ilah ilan etme potansiyeli taşır. Nitekim tarihte örnekleri çoktur.
 
Peki, hangi iktidara karşı konumlanma?
 
Allah’tan başka bütün iktidarlar!
 
Evet; Allah en büyük iktidardır ve ona biat ettiğiniz oranda başka iktidarlara karşı kendinizi konumlandırmanız gerekir. Bunu yapmadığınız her iktidar süreç içerisinde putlaşır. Belki klişe olacak ama putun illa taştan heykeller olması gerekmez. Öte yandan DAİŞ’in putları kırmak adına bir müzede yer alan bütün eserleri harabeye çevirirken aslında o kendin tarihini yok etmiş olduğunu hatırlarsak, çok da klişe olmasa gerek. O yüzden vurgulamakta fayda var;  Kendinizi karşısında konumlandıramadığınız/sorgulayamadığınız devletiniz, kanunlarınız,  partiniz, cemaatiniz, derneğiniz, “ağabeyiniz”  kanaatiniz ve hatta Allah’ı dahi putlaştırmış olursunuz. Burada mübalağa ettiğimi düşünebilirsiniz, ancak Nisa Suresi’nin 136. Ayetine bakın ne diyor: “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz!” Sizce Müslüman bir ailede dünyaya gelmiş, zaten iman etmiş kullar neden tekrar imana davet edilir?! Çünkü iman etmek “La” ile başlar. İçine doğduğunuz, sizden önce belirlenmiş bütün “doğru” ve yanlış”ları sorgulayarak başlamalısınız. Aksi takdirde taptığınızı sandığınız şey puttan başka bir şey değildir! Ayrıca bir düşünün;  hâlihazırda, miras aldığınız ve hiç sorgulamadan, test etmeden huzuruna vardırdığınız bir imanı Allah ne yapsın!
 
Sahici bir imanla yönelinen  Rab’bın iktidarı özgürleştiricidir. Bunun gibi, namazda secde etmek, “O’ndan başka hiç kimseye, hiçbir şeye secde etmem!”  anlamına gelir.. Şüphesiz nefsimiz muhatap olduğumuz en yakın iktidardır. Yani bu karşı duruş, nefsimizle başlar..
 
Yazıya başlarken orucun özüne uygun davranmak konusunda peygamberler dönemini beri tutmuştuk. Nitekim peygamberlerin hayatına baktığımızda aslında sorgulama ve denetlemeden yoksun kaldığından ötürü putlaşmış, kendini ilah ilan etme derecesinde zulüm üretmeye başlayan iktidarlara karşı mücadele ettiklerini çok rahat görebiliriz. Peygamberlerin bir yandan bu putlarla mücadele ederken, öte yandan halkın bu iktidarlar karşısında ki kabul edilmiş kulluğuyla da mücadele ettiğini de görürüz.
 
Ne yazık ki, insanoğlu zayıf/zaaflı yaratıldığından olsa gerek, peygamberlerin onları boyunduruktan kurtararak özgürleştirmelerinin hemen akabinde, kendilerine başka boyunduruklar bulmaktan hiç geri durmadılar. Buna en somut örnek Hz. Musa’nın kavmidir. Bildiğiniz gibi Firavun’un köleliğinden/kulluğundan kurtardığı kavmi, Hz. Musa’nın Tur Dağı’na çıkmasını fırsat bildiler. Kırk gün sonra Tur Dağı’ndan döndüğünde kavmini kendi elleriyle yaptığı puta tapar bulmuştu Hz. Musa.
 
Ben bu kıssadan şunu anlıyorum; nefsinizle mücadele etmeden, değiştirmeden, yaptığınız mücadelenin çok fazla sahiciliği ve sürdürülebilirliliği olmuyor. Nitekim Rad/11. ayetinde “..Gerçekten Allah kendi nefis(öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz” diyor rabbimiz. Yani toplumun değişmesi, bireyin değişmesi ile mümkün oluyor.
 
Bakara Suresi 44. ayetinde ise “Siz insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz?” der. Söz gelimi çalıştırdığını işçinin hakkını vermediğiniz halde, içerisinde statüler, makamlar barındıran toplum örgütlerinde hem hak savunuculuğu yapmanızın bir sahicili olmaz. Söz gelimi kadın hakları savunuculuğu yapan bir erkeğin karısına uyguladığı muamele kıstastır.
 
Özetle Müslüman olmayı iktidarın denetleyicisi olarak anlayan ben, iktidara talip bir İslam yorumunu anlamakta gerçekten zorluk çektiğimi söylemeliyim. Hatta geçmişten aktarımlar da genelde gücü temsil eden şahsiyetler üzerinden oluyor gibi.
 
Mesela herkesin bildiği Hz. Ömer bir halifeydi ve Sünni algıya göre adil bir yönetim anlayışının olduğu bir dönemin halifesi olarak Adaleti sembolize ediyordu. Peki, bu payenin tek başına Hz. Ömer’e verilmesi ne kadar doğrudur.
 
Hz. Ömer’in Allah tarafından çok özel vasıflarla donatılmadığını, Müslüman olmasından önce öz kızını kendi elleriyle canlı canlı toprağa gömerek, cahiliye geleneğini uygulamış olmasından görüyoruz. Elbette ki adalet ilkelerini korumaya hassasiyet göstermiştir.  Fakat bir Halifenin halkına yönelik “bir gün yanlış yaparsam ne yaparsınız” sorusuna,  halktan biri kılıcını kaldırarak “seni bu kılıçla düzeltiriz!” diyebiliyorsa bu halifenin yanlış yapma ihtimali ne kadardır acaba?
 
Halifenin karşısında kılıç kaldıran bu şahıs pekâlâ günümüzde “yöneticiye adil olmayı dayatan kişi” olarak her yönüyle tanıtılabilirdi. Oysa bazı kaynakların o şahsın bir kadın olduğunu iddia etmesi gösteriyor ki daha, o şahsın cinsiyetini dahi bilmiyoruz. Çok yazık.. Tarihte çokça örnekler bulmak mümkündür. Mesela Muaviye’yi herkesin tanımasına karşın onun saltanatçı iktidarıyla mücadele eden Ebu Zer’i kaç kişi bilir? Bu örnekler dahi sahip olunan İslam algısının neden iktidarcı olduğunu izah etmeye yetiyor da artıyor bile!
 
Yani özetle özünde devrimci bir ruh barındıran Ramazan'ın Müslümanlarca neden erkek ismi olarak kullanıldığını sorgulamaya başladığımız andan itibaren kırılan putların seslerinin duyulacağından eminim.
 
Neyse, yazımızı şöyle sonlandıralım; Umarım orucu bozan haller konuşulduğunda, kolonyadan çok daha fazla orucu bozan başkaca haller olduğunu az da olsa anlatabilmişimdir.
 
Hepimize hayırlı Ramazanlar ve kabul edilesi oruçlar tutabilmeyi dilerim..


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.