1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Bir Aylık Zindan
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Aylık Zindan

A+A-

Hicri ikinci asrın ariflerinden olan Füzayl bin İyaz, dilin kontrol altına alınmasının fazileti ve zorluğu ili ilgili şöyle der:

 

"Dili hapsetmekten daha zor bir savaş, cihad ve hacc yoktur. Önemli olmayan konularda konuşman, seni önemli konulardan alıkoyar. Hayati meselelerle ilgilenirsen, ehemmiyetsiz konuları kendiliğinden kenara bırakmış olursun."

Nefislerimizi ameli temrinler yoluyla tehzib etmek ve nefs-i emmareyi kontrol altına almak için Mübarek Ramazan ayı verimli, münbit ve oldukça uygun bir zaman dilimidir. Ameli olarak alıştırma yapabileceğimiz önemli konulardan biri dilimizi disiplin altına almaktır.

 

Ramazan ayında dilimizi günah ve anlamsız konulardan koruyabilir, onu bu yönüyle bir ay hapsedebiliriz. Hapis tahdit demektir. Cezaevinde olan insan, memat halinde değil, hayat halindedir ancak mahdut edilmiştir. Dile bir aylık zindan cezası kesmek, konuşmamak anlamında değil, dili günah ve mekruh olan her türlü konuyu konuşmaktan alıkoymaktır, onu tahdit etmektir. Bu ay böyle bir temrin için uygun bir zamandır. Bu temrin, ne riyazettir ne de uzun boylu seyr u suluk. Bu, hepimizin kendimizi bir parça kontrol altına almak için pratik olarak deneyebileceğimiz, kendi kendimizi terbiye edebileceğimiz küçük bir pratik çabadır.

 

Urefa, insandan sadır olan kötü fiillerin tümünün nefsi emmareden kaynaklandığı kanaatindedir. Bu sebeple nefs-i emmarenin zararlarından korunmanın akılcı yol ve yöntemlerden ziyade, özel ve uzun boylu riyazet ve terbiye ile mümkün olacağını savunurlar.

 

Mevlana, "cihad-ı ekber ve cihad-ı asgar" hadisini konu edinen beyitlerinin birinde şöyle der:

 

Koşten-e in, kar-e akl u huş-e cüzvi nist

Şir-e batın, sohre-i harguş nist

Yani nefs-i emmareyi öldürmek akıl ve zekânın işi değildir. İnsanın derununda yatan nefs-i emmare öyle kolay kolay akla mağlup olmaz.

 

Nefsin zararından emanda olmak için urefanın öngördüğü ameli ve uzun boylu cehdler, genelin yapabileceği işler değildir. Ama hepimizin yapabileceği işler vardır. Örneğin hiç olmazsa Ramazan boyunca dilimizi gıybetten koruyabilir ve Ramazan sonrası için de bir temrin yapmış oluruz.

 

Peygamberimize (s.a.v.) gıybetin ne olduğu sorulunca, "Kardeşini, onun hoşuna gitmeyecek şekilde zikretmendir" diye tanımlıyor.

 

Basit, sade ve herkesin anlayacağı kadar açık bir tanım. Mümin kardeşinin gıyabında söylediklerini işittiğini varsay. Eğer rahatsız olacaksa gıybetini yapmışsın demektir. Fizik yapısıyla ilgili olabilir, huy ve hulkuyla ilgili olabilir, fiilleriyle, dünyevi halleriyle veya diniyle ilgili olabilir; fark etmez.

 

Gıybetin mahiyetini tersim eden Hucurat Suresinin 12. ayetini herkes biliyor. Ne var ki, çok bilinen bu ayetin anlamına riayet etmemek de çok yaygındır.

 

Gıybet, ağzı kirletir. Herkesin daha çok Kur'an okuduğu bu mübarek ayda, ağzımızı gıybet kirinden temiz tutmaya özen gösterebiliriz. Hayırlı kelamda bulunamıyorsak hiç olmazsa hikmetin bablarından bir bab olan sükutu bir ay boyunca tercih edebiliriz. Bazı arifler, kırk gün boyunca diline hakim olanların hikmete erişeceğini söylüyor.

 

Gıybet, aynı zamanda kul hakkına tecavüzdür. İhlal ettiğimiz hakkın bedeli bize ödetilir.

 

Kur'an'da kıyamet sahneleri olduğu gibi, hadislerde de kıyamet sahneleri vardır. Bir hadiste tersim edilen şöyle bir sahne var: Huzura getirilen insana amel defteri verilir. Adam amel defterine bakar ve işlediği bazı hayırlı amelleri görmez ve bunun nedenini sorar. Ona hiçbir şeyin kaybolmayacağı söylenir ve göremediği hayırlı amellerin hayrının, gıybetini yaptığı insanların amel defterine intikal ettiği kendisine bildirilir. Bir diğeri gelir huzura ve amel defterini incelerken işlemediği hayırları görür ve bunun nedenini sorar. Gıybetini yapan insanların hayrının kendisine verildiği söylenir.

 

Yaptığımız her gıybet karşılığında, sevabımızdan bir parça yok olmaktadır. Yine bir diğer rivayette, "ateşin odunu yaktığı gibi, gıybet de sevapları yok eder" deniliyor.

 

Peygamberimiz (s.a.v.) mi'rac gecesi cehennemde bazı insanların murdar yediğini görür ve Cebrail'den bunların kim olduğunu sorar. Hz. Cebrail de bunların gıybet yoluyla insanların etini yiyen kimseler olduğunu ifade eder.

 

Allah'ın sıfatlarından biri 'Settar'dır. Yani örten, insanların günah ve ayıplarını örten demek. Cevşen-i Kebir'de 'Ey güzellikleri açığa çıkaran ve kötülükleri örten' şeklinde güzel bir dua vardır. Hz. Ali de 'Nice kötü amellerimi settariyet sıfatınla örten Mevlam' diye dua ederdi.

 

Şöyle bir tasavvurda bulunalım:

 

Allah u Teâla, eğer hepimizin gizli işlediği günahları ve ayıpları açığa çıkarsa halimiz ne olurdu? Ne olurdu bilir misiniz? Kimse kimsenin cenazesine dahi gitmezdi.

 

Allah u Teâla settar sıfatıyla biz günahkâr kullarının ayıp ve günahlarını örterken biz günahkârlara ne oluyor ki, birbirimizin ayıplarını gıybet yoluyla deşifre ediyoruz? Gıybete meylettiğimiz zamanlarda eğer Allah'ın bizim ayıp ve günahlarımızı nasıl gizlediğini ve bizi koruduğunu hatırlar isek, kesinlikle başkalarının ayıbını dile getirmekten sakınırız.

 

Sükûtun, susmanın faziletiyle ilgili çok sayıda rivayet ve ariflerin tavsiyeleri vardır. Bu rivayetleri burada aktarmayacağım. Ancak bir noktayı hatırlatmak gerekiyor. Sükûtun değeri veya sükûtun tavsiye edilmesi, günah ve anlamsız konuları konuşmaya nisbetledir. Yani günah olan bir konuyu, anlamsız bir mevzuyu konuşmaktansa susmak çok daha anlamlı ve yararlıdır. Susmanın değeri, günah veya mekruh olan bir konuyu dile getirmeye nisbetledir. Susmak bizatihi değerli değildir. Susmak ile hayrı dile getirmekten hangisi daha iyidir? Susmak mı iyidir yoksa hakkı dile getirmek mi? Susmak mı iyidir yoksa Hakkı zikretmek mi? Susmak mı hayırlıdır yoksa zalim sultana karşı hakkı haykırmak mı? Susmak mı iyidir yoksa iyiliği emredip kötülükten alıkoymak mı? Bütün bu soruların cevabı, elbette ki ikinci şıklardır.

 

Hz. Seccad'a konuşma ile sükûttan hangisinin daha iyi olduğu sorulduğunda şöyle der:

 

"Her ikisi için zararlar vardır. Eğer zararlardan arındırılırsa konuşmak susmaktan daha afdaldır." Sebebi sorulunca da şöyle cevap verir:

 

"Çünkü Allah u Teâla hiçbir peygamberini sükut ile görevlendirmemiştir. Aksine halkla konuşmak üzere, onları doğru yola yönlendirmek üzere görevlendirilmişlerdir."

 

Doğru, anlamlı, yerinde, zamanında ve ihtiyaç olan oranda konuşmak hayırlıdır.

 

Gereğinden fazla konuşmak, içeriksiz konuşmak, yersiz ve zamansız konuşmak ya insanı mekruh ve günaha sürükler veya muhatapları rahatsız edecek ve kendini küçültecek bir pozisyonun oluşmasına neden olur.

 

Hz. Ali, insanların iyi yanlarını görmezden gelip onların ayıplarının peşine düşen ve bu ayıpları gündeme getirenleri eşrar olarak tanımlar ve onları sineklere benzetir. Çünkü sinekler, bedenin sağlam yerine değil, yaralı kısmına, kanın ve akıntının olduğu kısmına konarlar. Uyuyan bir insana sinek geldiği zaman, onun bedeninde ayıplı bir yeri, yaranın veya akıntının olduğu bir yeri arar ve oraya konar.

 

Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına müflisin kim olduğunu sorar. Ashab, 'bize göre müflis dirhemi ve malı olmayan kimsedir der. Peygamber, "Benim ümmetimdeki müflis, kıyamet günü namaz, zekat ve orucuyla gelir (ve bu iyiliklerine karşılık) birine küfretmiş, birine hakaret etmiş, birinin malını yemiş, birini dövmüş ve birinin kanının akıtmıştır. Sevapları bu alacaklıları arasında dağıtılır. Eğer sevapları alacaklılarının hakkını karşılayamaz ise, alacaklıların günahlarını üstlenir ve ateşe atılır." diye açıklama yapar.

 

Biz insanlar, doğamız gereği çıkar ve zararlarımızı gözeten varlıklarız. Öyleyse konuşacağımız zaman, çıkarımıza mı yoksa zararımıza mı olduğunu hesaplamamız gerekir.

 

Bu mübarek ayda eğer hayırlı konuları konuşamıyorsak hiç olmazsa bir aylığına dilimizi zindana atarak zararımızı önleyelim ve bu ayda da iflas etmeyelim. Umulur ki, yılın diğer aylarında da zarar etmeyiz.

 

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.