1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Bilinmeyen Bir Şey Yok
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilinmeyen Bir Şey Yok

A+A-

Gündeme yeni bir haber düşüyor. Bazen çok acı sonuçları olan, canımızdan canların koparıldığı. Bazen yeni bağımlılıklara gebe olan dış ilişkilerin şekillendiği anlaşmalar, ‘düzene uygun kafalar’ yetiştirmek için ülkenin içişlerinin şekillendiği hamleler….

 

Bu gelişmelerin bazıları şu anımızı etkilerken diğerleri geleceğimizi etkiliyor. Ya da geçmişte yaşanmış olan ‘bilmemizin’ sorun olacağı gerçeklerin bugünün tahakküm sahipleri tarafından kamuflesinin sürekliliği için yapılan ‘gereklilikler’.

 

İnsan yönetmenin yasaları, temel ilkeleri sabit kalmakla birlikte insanlık tarihi ilerledikçe kendini geliştirdi. Yönetilenler; nasıl ‘ikna’ edildiklerini çözdüğü oranda yönetenler,  yeni formüllerle yer aldı dünya sahnesinde. Formüller de yeterli gelmediğinde artık ‘yeni ülkecikler’ devreye giriyor ve ‘yeni bir başlangıç’ sayesinde ‘elit’ yine elit, ‘avam’ yine avam. Yine kendini yönetemeyen halkları yönetmek zorunda kalan ‘fedakar’ elini taşın altına koyan iktidar sahipleri.

 

İnsan yönetmenin kendisini yenilemesinden bahsettik ve yeni ülkeciklerden. Bu yeni ülkelerin yönetilme ilkelerinde birinci ön kabul şudur; halk cahildir, eğitilmesi gerekir. Halk eğitilip rüştünü ispatlayana kadar kendi başına hareket etmesine izin verilmesi ‘halkın iyiliği’ için tehlike arz eder. Bu nedenle halkın bu cahilliğinin farkında olan, halkı kötü emellerine alet etmeye-kandırmaya niyetli kötü insanlar(ülkeler) vardır. Bu tehlikelerden dolayı halkın rüştünü ispatlaması için hiçbir zaman halka kendi hakkında karar verme fırsatı verilmez, hep çok erkendir.

 

Cahil olduğu için yöneticilerinin ‘neyi, niçin’ yaptığını anlayamayacağından   halkın, ülkenin yönetimine; alınan-alınacak kararlara ses çıkarması da yasaklanmıştır, genellikle. Birlik ve bütünlüğü tehlikeye koyacak soruların sorulması vatanı bölmek isteyenlerin fitne planlarının birer parçası olmak demektir. Uzun bir dönem bu gerekçelerle susturulan halk, yeni bir dönemi yaşıyor, şimdi.

 

Yaşanan her sorun ve gelişme sonrası gündemi takip eden vatandaş, köşesinde yazan gazeteci, sivil toplum temsilcisi ve o dönem muhalefet eden partilerin üyeleri ‘işin’ aslının farkındadır, bilgisi oranında. Bu bilmenin sonucu vatandaş oturduğu ortamlarda, gazeteci köşesinden, sivil toplum örgütleri meydanlarda, muhalefet partileri ve üyeleri seslerinin çıktığı oranda bu gerçekleri dillendirirler.

 

Kendi fikirlerini söyleme hakkına sahip olmaya alışık olmayan ülke halkı için bir adım ilerleme anlamına geliyor, sesli düşünme fırsatı. Bu aynı zamanda bir tehlikeyi de içinde barındırıyor. Yaşanan olumsuzlukları dile getiriyor olmak yaşanan sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Çerçevesi belirlenmiş, zincirleri biraz uzatılmış eleştiri yapma fırsatı; sorunların düzeldiği yanılgısına sebep oluyor.     

 

Bu durum aslında ‘bırakın söylesin, içini boşaltsın’ yaklaşımı. İnsanların içindeki öfkesinin biriktirmesinin daha tehlikeli olduğunu bilen toplum mühendislerinin, var olan sistemin devamı için tehlike sınırlarını açmamak kaydıyla toplumun biriktirdiği öfkeden fikirlerinden ve bunların ulaştığı noktayı öğrenmesi açısından ‘sesli düşünme’ olanaklarını sağlaması (gelinen noktadan haberdar olması anlamında) iktidarların faydasınadır.

 

İnsanların haksızlığa uğradığını dile getirme ‘özgürlüğü’ yaşanan adaletsizlikleri değiştirmiyor. İnsan-insan ilişkilerinde karşılıklı bir doğrunun bilinmesinin ikinci adımı ya köprülerin atılmasını veya uzlaşılmış doğrunun gereğinin yapılmasını sağlar. Yöneten-yönetilen ilişkisi açısından bu durum farklı. Birebir yüz yüze ilişkilerin olmamasından mı yoksa yüzsüzlükten mi herkesçe bir gerçeğin malum olması doğrunun inşası için yeterli gelmiyor.

 

Onun içindir ki, haksızlıklara maruz kalan bağırıyor, bağırıyor ‘imdatttt’ diye. Komşusu duyuyor ve duyuruyor, feryadı. Mahallelinin gündemini işgal ediyor o gün ‘imdat’ feryadı. Basın haber yapıyor ‘son dakika’ afişiyle. Köşe yazarı köşesinde yazıyor o feryadın ne kadar acıklı ve düşündürücü olduğunu. Sivil toplum örgütleri meydanlarda hakkını arıyor, feryadın sahibinin. Muhalefet partileri iktidarı sıkıştırmak için yeni bir malzeme(!) bulmanın sevinciyle dört elle sahipleniyorlar, mazlumun feryadını. Basında yer aldığı için iktidarın temsilcileri de yorum yapıp ne kadar üzgün olduklarını ifade ediyorlar ve sorunun ‘mutlaka çözüleceği’ vaadinde bulunmayı ihmal etmeden. Bunlar böyle devam ederken ‘yeni’ bir haber düşüyor gündeme ve sil baştan…..

 

'imdat’ diye feryat edene ne oldu diye soracak olursanız, ölmediyse eğer hala yardım bekliyor. Bu feryadın sahibi bazen bir çocuk, bazen bir kadın, bazen bir işçi, bazen bir ırkın mensupları, bazen mecbur olduğu için gittiği kışlada mağdur edilen bir asker…… mağduriyetin şekli, mağdurun adı, kimliği ne olursa olsun sonuç hep aynı.

 

Seyredilen gerçek hikayeye yorumlar……….

 

songulpala.urfa@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.