1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Bilinç, Dil ve İnşa
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Bilinç, Dil ve İnşa

A+A-


Bu Kur’an tüm insanlara yönelik bir duyurudur. Onun aracılığı ile insanlar uyarılsın, herkes Allah’ın tek olduğunu öğrensin ve sağduyulu kimseler onun ibret derslerinden yararlansın diye inmiştir. (İbrâhim Suresi/52)

Değerler sistemini ilkeler üzerine inşa eden her öğreti, yenilenen ve etkin bir bilinç ile günlük yaşamda var olmalıdır. Yaşama, güne ve geleceğe dair söyleyecek sözüm var iddiasında olanlar, hayata yeni bir şeyler sunabilmelidir. İnanç ve ideolojilerin toplumu etkileyip etkileyemediğinin kıstası, yaşam alanında inşa etmiş oldukları bilinç düzeyinin niceliği ile alakalıdır.

Toplumsal bilinci inşa mücadelesinde kullanım alanı daralan, kullanılmayan kavramlar ve değerler sistemi ölü bir yığından başka bir şey değildir. Bu, kendisine anlam yükleyen inanç ve ya ideolojinin de ölmesi anlamına gelir. Yaşatmak ve geleceğe aktarabilmek için her kavramı özenle, bilinç ile seçip kullanmak gayret ehlinin öncelikli vazifesidir.

Bir toplumun kültürüne, inancına, değerlerine savaş açanların ilk saldırdıkları alan, bilinç ve dil alanıdır. Kullandığımız kavramlara yüklemiş olduğumuz anlamı sahip olduğumuz bilinç ve inanç belirler. “Gözden ırak olan, gönülden ırak olur” misali, “dilden ırak olan bilinç, toplumsal yaşamdan ırak olur” hakikatine muhatap olur.

Bilinç inşasında gerçekleşen mücadelenin manipüle edilmesi savaşının ne kadar sinsi ve kurnazca yapıldığının idrakında olmalıyız. İslam’a ait olan anlamlarla yüklü kelimeleri toplumsal bilinç inşamızda kullanmayı ödev atfetmeliyiz. Bu süreci lehimize çevirme mücadelesinde, yeniden kendi kelime ve kavramlarımızı kuşanmalıyız. İnanç değerlerimize ait olan her kavram ve kelimeyi kullandığımızda, bu savaşta bir cephe daha kazandığımızı, kullanmadığımız her kelime ve kavramında kaybedilen bir cephe, kesilen bir can damarımız olduğunu unutmamalıyız.

Bir gecede tüm halkı cahil bırakma gerçekliğine rağmen Türkiye’nin ısrarla ve aceleyle Arap alfabesinden, Latin alfabesine geçirilmesinin asıl gayesi hepimizin malumudur. Müslüman halkların İslam ile olan can damarlarından birini kesmek değil miydi?

Arap alfabesi kalktığında, halkın Arapçayla olan anlam ilişkisi kesilecek, Kur-an anlaşılmayacak, İslami kelime ve kavramlar anlaşılmadığı için günlük yaşam dilinden çıkarılacak. Günlük yaşam dilinde yeni anlamlar yüklenmiş olan kavramlar kullanılacak, böylece seküler bir zemin üzerinden İslam ile toplum arasına demirden bir perde çekilmiş olacaktı. Ve bunu büyük oranda başardıklarını yaşayarak görmekteyiz.

Yakın tarihte, İslam dünyasında ve cihanda değer olabilecek insanların yetişmesinde en çok sıkıntı neden Ortadoğu ve özellikle Türkiye’de yaşanmaktadır? Çünkü kendimizi ifade ederken kullandığımız dil ve bilinç bize ait değildir. Taklit ve özenti üzerinden inşa edilmiş bir toplumsal bilinç ile debelenip durmaktayız. Elbette sadece Arapça bilmek yeterli değildir, sorgulamak, inanmak, yaşamak ve akletmek temel gayemiz olmalıdır.

Bize ait olan temel kaynaklarımız ile inşa edilmiş olan dil ve bilinç tecrübemiz şeytani bir şekilde ya yok edilmiş, ya da saptırılmıştır. İslami bilinç ve dil ile terbiye edeceğimiz mekân ve sistemden mahrum bırakılmış durumdayız. Bu mahrumiyetin farkında olan bir idrak ile yeniden bir inşa sürecini ana kaynaklarımız temelinde gündemimize alarak, yeni ufuklara doğru, basiret ve fazilet yüklü bir bakış geliştirmeliyiz. Hakikatimiz için çıkacağımız yola yanlış azıkla çıkmamak için, azık seçiminde seçkin bir titizliğe sahip olmalıyız. Yolculuğun belirli aşamalarında yükümüzü gözden geçirmeli, yanlış yükü kenara bırakmayı, doğru olanı eklemek için çaba sarf etmeyi şiar edinmeliyiz.

Bilinç ve dil kaynağımız belli; Kuran ve sünnet. Mekânlarımızı ve inşa sürecimizi; istişare, itidal, maslahat, kabulleniş ve tahammül ile münazara etmek gerekir.

Nefsimizi tezkiye edeceğimiz, şahsiyetimizi ve mücadelemizi İslam üzere her daim diri tutacak mekânlarımızın inşası için;

Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur. (Nisâ Suresi/136) Ayeti ışığında kendimizi yeniden gözden geçirmeli ve mücadele alanımızı yeniden dizayn etmeliyiz.

Rehavet, imkan ve modernizm bataklığında çırpındıkça batan nefislerimizi uyarmak için birbirimize sahip çıkmalı ve Allah için uyarıcı görevimizi ifa etmeliyiz. Ayet, ey iman edenler diye hitap ediyor. Bize hitap ediyor, nefsimize ve imkanlara aldanan aklımıza hitap edip kendine gel diyor. Diliniz ile inanıp, amelleriniz, pratiğiniz ile inkar edip sapıklığa düşmeyin diye ikaz ediyor.

Bunun için de, bilincimizin ve dilimizin İslam ile terbiye edildiği birliktelikleri ve mekânları güçlü kılmalıyız, İslam’ın hakikatini halka taşıyacak ve örneklik oluşturacak kişilik inşası için bu mekanlara değer ve güç kazandırmanın gayretinde olmalıyız.

Bu mekânların zayıflığı ve ya yokluğu bizleri sistemli olmaktan ve toplumsal bilinç inşasında öncü ve örnek olabilecek şahsiyetleri yetiştirmekten alıkoymaktadır. Sistemli olmayan bir değerin güç olması imkansız bir durumdur. Bireysel kalan her düşünce daha kapsamlı ve sistemli olan düşünce ve inançtan etkilenmekte, zamanla kaymalar ve sapmalar ile kendinden uzaklaşmaktadır.

Günlük yaşam dilindeki savaşın ve bilinç manipülasyonunun ne kadar ince hesaplanarak yürütüldüğünü görelim ve milletimizin yaşam tarzının nerelere, hangi araçlarla sürüklendiğini iyi analiz edelim. Bu analizin ışığında günümüz ihtiyaçlarına çare olabilecek araçlarımızı kendi imkanlarımız ile oluşturalım.

İmkansızlık karanlığına teslim olamayacak bir inancın iman etmişleriyiz. Sahip olduğumuz imkanlar ve inanmış bir bilinç ile ufka yol aldığımızda nice imkan ve güce sahip olduğumuzu hep birlikte temaşa edeceğiz. Yeter ki; adalet, hak, hürriyet ve inancımızı yaşamımızda erdemli bir bilinç ve birliktelik ile yaşanılabilir kılalım.

Onlar Müminleri bırakıp kafirleri dost ediniyorlar. Acaba onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref bütünüyle Allah’ındır. (Nisâ Suresi/139)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.