1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Bilimsel bilgi ile vahy bilgisi arasında insan
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Bilimsel bilgi ile vahy bilgisi arasında insan

A+A-

Modern bilimin ortaya çıkışı, tabiatın özerkleştirilmesi ve modern insanın zannına göre Allah’tan bağımsızlaştırılmasıyla mümkün olabilmiştir. Her şeyi yed-i kudretinde bulunduran Allah’a karşı hangi varlık alanı özerkleşebilir ki! Ancak aydınlanmayla belirgenleşen varsayıma göre tabiat kendi başına vardır, özerktir, Allah ona müdahale etmez. Biz onu istediğimiz şekilde dizayn edebilir, şekillendirebiliriz. Tabiatın nasıl düzenlendiğini öğrenebilirsek –ki öğrenmek mümkündür- yeni bir fizik evren de var edebiliriz. Bir makineyi düşünelim: Makinenin aksamlarını, parçalarının düzeneğini öğrenirsek, parçaların yerlerini değiştirmek suretiyle yeni bir makine yapabilir veya makinenin içinde yeni bölümler ilave edebiliriz. Bizi sorgulayan kimse yoktur, denetleyen de. Çünkü tanrı tabiata müdahil değildir. İşte aydınlanma ve modern bilim ancak böyle mümkün olabildi.

Peki, biz bu düzeni nasıl öğrenebiliriz? Makine örneğinden gidecek olursak, Newton varlığı kocaman bir makine gibi düşündü. Ona göre kainat kocaman bir makine gibidir. Bu makinenin aksamları, bölümleri ve aralarında olan bir ilişki vardır. Biz bu ilişkinin yasalarını keşfedebilirsek, kainatın sırlarını da bu şekilde keşfetmiş olacağız. Tanrı bu makineyi (kainat) bu şekilde tasarlamışsa -ki bu mükemmel bir tasarımdır-, O’nun arzusuna ve muradına uygun olarak, daha güzel ve mükemmel bir şekilde yeniden kurabiliriz. O halde yeni bir evren ve yeni bir fizik mümkündür. Fakat tabiatın sırları, bilgisi ve yasaları açıkta değildir; bu yasaları nasıl öğreneceğiz? Bu konuda bilime en büyük katkıyı, Kraliyet savcısı olan Bacon yapmıştır. Bacon hukukçu olmasına rağmen bilimle de yakından ilgiliydi. Kendisi Kraliyet savcısı olduğu için, suçlular sorgulandığında başlarında duruyordu. Bir gün şunu fark etti, zanlılara işkence uygulandığında, zanlılar suçlarını itiraf ediyorlardı. Bunun üzerine eğer biz de, tabiata işkence uygulayacak olursak; tabiat bize sırlarını verecektir, diye düşündü. Müslümanların Batı’ya armağanları olan gözlemden (duyularla tabiatın müşahede edilmesi ve algılanması) farklı deneyin merkezi yer aldığı bilimsel yöntemin temeli budur. Bilimsel yöntem o günden beri işkenceye dayanır. Bilim adamları bir takım deneyleri canlı hayvanlar üzerinde yapıyorlar. Naziler Almanya’da söz konusu deneyleri temerküz kamplarında tuttukları Yahudiler üzerinde de uyguladılar. Cevabı aranması gereken soru şudur: Bu ahlaki midir? Batılılar Doğu’dan ve İslam’dan sıfır ve deneyi aldılar. Fakat Hint’te, İran’da, Mısır’da ve İslam’da deney bu şekilde yapılmıyordu. İslam dünyasındaki deney işkenceye dayalı değildi; Bacon’la bu işkenceye dönüştü, tabiattan bilgi elde etme yöntemin niteliğinde bir değişiklik meydana geldi.    

Alem, varlık mertebelerinden oluşur. İlk ve en alt tabakada cemadat (cansızlar), ikincisinde nebatat (bitkiler), üçüncüsünde, hayvanlar ve dördüncüsünde de insan yer almaktadır. Birtakım Meşşailere göre cansızlarda yaratılış “mercan”a kadar devam etmiştir; mercan cansızlar içinde en mütekamil olandır. Yaradılış mercanla tamamlandıktan sonra bitkiler alemi yaratılmaya başlandı, yaradılış “hurma”ya kadar devam etti. Bitkiler aleminde en mütekamil bitki hurmadır. Bundan sonra hayvanların yaratılışı başladı, süreç “maymun”da son buldu. İslam filozofları arasında iki farklı görüş var: Bir kısmı hayvandaki yaratılışın “maymun”da, bir kısmı ise “at”ta son bulduğunu söylüyor. Hayvanda yaratılış tamamlandıktan sonra, “insan”ın yaratılışı başladı. Anlaşılan şu ki, söz konusu yaratılış mertebeleri insan içindir; çünkü insanın yeryüzünde yaşayabilmesi için, öncelikle ayağını sağlam basabileceği bir zeminin olması lazım ki bu cansızlar alemi yani meddedir. Sonra beslenmesi gerekir, bitkiler ve hayvanlar alemi bu fonksiyonu görür.

Burada dikkat edilecek olursa, Müslüman filozoflarda “türden türe geçiş” söz konusu değildir, aksine bir “sıçrama” ima edilmektedir. İnsan Darwin’in iddia ettiği gibi, kendi kendine suyun içinden ve tek hücreli bir canlıdan evrimleşerek, önce maymun oldu sonra da insana inkılap etmiş değil. Yaradılış birinci varlık mertebesiyle başlıyor, o kendi içinde evrimleşiyor ve bir noktada duruyor. Sonra ikinci bir sıçrama oluyor ve bu sıçramada bitkilerin yaratılışı başlıyor, o da kendi içinde evrimleşerek bir noktada duruyor. Sonra bir sıçrama daha oluyor ve bu sefer de hayvanların yaratılışı başlıyor, bu yaratılış da kendi içinde evrimleşerek bir noktada duruyor. En nihayetinde bir sıçrama daha vuku bulur ve bu sefer de insanın yaratılışı başlıyor. Ancak insan fizyolojik olarak mükemmel yaratılmıştır, Ahsen-i takvim üzeredir. Ahsen-i takvim demek, en kıvamında ve en güzel ölçü üzerinde yaratılmış olmak demektir. Allah, bizzat kendi elleriyle insanı tesviye etmiş, ona bu biçimi vermiştir. Nasıl varlıkta kemal insanda son bulduysa, insanın kemali de ruhi hayatta devam ediyor; insan-ı kamil oluncaya kadar da bu devam edecektir. Darwinistlere göre, evrim fizyolojik olarak devam ediyor; İslam filozoflarına göre “kemal” manevi, entelektüel ve ahlakidir.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.