1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Bilgi ve yorum
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilgi ve yorum

A+A-

Başbakan, başlattığı acayip tarih tartışmasını kendisi noktaladı. Sözlerinde dile gelen anlayış karşısında dehşete düşen bizler, “Bakın, bu sakat yolu açarsanız, sonra şöyle olur, böyle olur,” diyorduk; Başbakan, “sonra”yı beklemedi, ne olacağını kendisi gösterdi.

“At üstünde yirmi bin fersah” söyleminin biraz tatsız bir militarizm ululamasına gittiğini mi farketti, ne olduysa, “kitap”a, “ilim irfan”a doğru çark etme ihtiyacını duydu herhalde ve “Bizanslı hanımlar”ın Fatih Mehmed’i karşılamaları hakkında bir masal uydurdu. Dünkü gazetelerde bunun ne olduğu anlatıldı, benim de aynı şeyleri tekrar etmeme gerek kalmadı.

Ama bir noktanın iyice vurgulanması gerekiyor: Başbakan’ın çıkışı, başlangıçta, tarihinyorumlanması ile ilgiliydi. Kanunî Süleyman’ın “at üstünde” geçen yılları hakkında mı ya da o yıllarda attan indiği zaman yaptıkları hakkında mı, bir dizi çekmeye, malûm, yönetmen, yapımcı, şirket, senarist, bildiğimiz şekilde karar verirler. Kimsenin de “Onu değil, bunu yap,” deme hakkı yoktur. Harem entrikasından hoşlanmıyor, sefer hikâyesi görmek istiyorsanız, buna hakkınız var; gördüğünüz dizi size bunu vermiyorsa, düğmeye basma hakkınız da var. Ama “Benim istediğimi yapacaksın” demeye hakkınız yok.

İmdi, Başbakan lafı “Bizanslı hanımlar”a getirince, bu olay, tarihin yorumu üstüne bir (yanlış) tartışma olmaktan çıktı; düpedüz bir “yanlış bilgi” sorunu hâline geldi. Başbakan, sözünü ettiği konuları bilmiyor. Ne o sözü söyleyeni biliyor, ne onun söylenmesine yol açan süreçten haberdar, ne de anlamını tam olarak çıkarabilmiş. Bunlar “yorum” meselesi de değil. Tarihte hep olduğu gibi, yüzde yüz bir kesinlik yok. Bu sözün gerçekten söylenmiş olduğunu bile kesinlikle bilmiyoruz. Onun için “Efes Piskoposu Markos’un söylediğine inanılır” diye dile getiririz. Ama Bizanslı hanımların söylemediğini biliriz. Bu, Başbakan bunu bilmese de, bir “bilgi”dir.

İşte, “sonra şöyle şöyle olur” dediğimiz şey oldu. Muhteşem Süleyman’ı beğenmeyip işi savcıları göreve çağırmaya vardıran Başbakan iki lakırdı daha edince, tarihten ciddi bir biçimde habersiz olduğunu ortaya koydu. Şimdi biz bu adamın sözüyle mi o diziyi seyredeceğiz, bu diziyi seyretmeyeceğiz ya da daha ötesi, onun yanlış bilgilerini dizilere yerleştireceğiz?

Konuyu açan Başbakan; yanlışları kabara kabara söyleyen de Başbakan. Ama bu ülkede bu durum, bu tavır, yalnız ona özgü bir şey değil. İmparatorluk kurmuş, sonra onu kaybetmiş, kaybederken bir hayli kırıp dökmüş bir toplum olduğumuz için, çoğumuzun zihninde tarih bir “obsesyon”a dönüşmüş. Onun için de her zaman, en aktüel konumuz, tarihte ne olduğu. Buna, Başbakan’ın kıvançla sergilediği şoven anlayışla yaklaşanlar azınlıkta değil, çoğunlukta. Sorun da bu: tarihi, bu şovenist yorumlardan mümkün mertebe kurtarabilme sorunu. “Atatürk’ü Koruma Kanunu” gibi tuhaf durumların yanına şimdi “Kanunî’yi Koruma Kanunu”, “Fatih’i Koruma Kanunu” gibi yeni “ucubeler” getirmekten sakınmak.

“Sonra şöyle şöyle olur” diyerek anlatmaya çalıştığımız felâketlerin ikinci ayağı da gerçekleşti ve milletvekillerinin biri bu “koruma”ya ilişkin yasa tasarısı verdi. Bir de “Maneviyat Bakanlığı” talebiyle “abes”ten “aa pess!”e yöneldi.

Bitirirken Başbakan’a bir not daha, “Bizanslı hanımlar”la ilgili: bu da sonuçta bir “yorum” sorunu ama, bu hanımların “mazoşist” olduklarına dair bir bilgi elimizde yok. Fatih İstanbul’a girerken “Beklediğimiz sarıklar geldi” dediklerini tahmin etmiyorum, çünkü İtalyan kalyonları Baltaoğlu’nun çektirilerini yarıp Haliç’e girince morali bozulan II. Mehmed ordusuna fetih durumunda üç gün yağma izni vermişti (başlangıçta yağmayı yasaklamışken). 1453’te “üç gün yağma”da neler olabileceğini kestirebiliriz örneğin Eylül 1955’te olanları hatırlayarak.

Onun için, “Bizanslı hanımlar”ın yağmaya gelen Yeniçeriler’e gül karanfil attıkları kanısında değilim. Gelenlerin Başbakan’ın iddia ettiği gibi “kalem”le ve “kitap”la gelmediğiyse “yorum”a gerek bırakmayan bir olgu. Konstantiniye’nin zaten çok azalmış nüfusu da yarıya inmişti, o üç gün içinde.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.