1. YAZARLAR

  2. Fehim TAŞTEKİN

  3. Beyaz Ev'den Kalanlar ve Şam İçin Diplomasi Savaşı
Fehim TAŞTEKİN

Fehim TAŞTEKİN

Fehim TAŞTEKİN
Yazarın Tüm Yazıları >

Beyaz Ev'den Kalanlar ve Şam İçin Diplomasi Savaşı

A+A-

     Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD çıkarmasından ne çıktı? Herkesin mutabık olduğu konu; askeri müdahale anlamında Obama’nın Suriye’de eylemsizlik hali değişmedi. Dahası ikna edilen taraf Türkiye oldu. Debdebeli sofralar, vermek değil almak için... Erdoğan, düne kadar “İpe un sermek” dediği ‘Cenevre 2’ sürecine destek sözü verdi. Obama’nın istediği de buydu. Erdoğan açısından Esad’ı devirmenin yolu ‘uçuşa yasak bölge’ idi. Ama görüşme sonrası “Bu, ABD ile Türkiye’nin karar verebileceği konu değil” diyerek yelkenleri suya indirdi. Gazze’ye ziyaret konusunda da Amerikan formülüne yaklaşıldı. Beklenen şu: Erdoğan doğrudan Gazze’ye gitmek yerine hükmü sadece Batı Şeria’da geçen Mahmud Abbas’ı alıp götürebilir. Böylece Tel Aviv üzerinden Batı Şeria’ya geçer, israil memnun kalır. Malum Hamas, 6 yıldır Abbas’ı Gazze’ye sokmuyor. Bölünmüş Filistin’den ortak muhatap çıkarmadıkça barış sürecinde yol alınamayacağı için Erdoğan’ın Hamas’ı potaya sokması elzem.

     Türkiye öncü olabilseydi...

     Dönelim Suriye’ye; Ankara yeterince müdahil olmadığı gerekçesiyle Obama’ya yüklenirken Amerikalılar da Türklerin elini taşın altına sokmadığını düşünüyor. RAND Corp’tan Christopher Chivvis şunu yazdı: “Türkiye, ABD’nin desteğiyle müdahaleye önayak olacak iyi bir pozisyonda. Türkiye daha fazla sorumluluk almak istemiyorsa Obama haklı olarak ABD’nin neden müdahaleyi desteklemesi gerektiğini sorabilir. Libya’ya müdahalede Fransa ve Britanya asıl yükü taşımaya hazır oldukları konusunda Amerikalıları ikna etti. Türkiye ABD’yi daha büyük bir role itiyor ama çok az taahhütte bulunuyor.” Tabii mesele sadece Türkiye’nin öncü olamaması değil. Obama’ya fren yaptıran başka nedenler de var. ABD muhaliflere silah vermenin koşullarını oluşturmaya çalışırken diğer yandan dümeni siyasi çözüme kırmış durumda. Obama, basın toplantısında Cenevre sürecindeki yol haritasını şöyle çizdi: “Başbakan, Esad’ın olmadığı demokratik Suriye’ye geçiş için uluslararası çabalarda ön safta yer alıyor. Ve biz rejim ile muhalefeti bir araya getirirken Türkiye önemli rol oynayacak.”

     Türkiye’nin rolü ve 3 şövalye

     Vurgudaki incelik ‘Esad’sız geçiş süreci’ değil ‘Esad’ın olmadığı Suriye için bir geçiş süreci’. Yani müzakere Esad yönetimiyle yapılacak. ‘Esad’sız Suriye hedefi için baskı artacak’ ama Esad’ın kaderinin ne olacağını açık bırakan Rus-Amerikan mutabakatından gelen sinyal Obama’nın, Esad’ın görev süresinin bittiği 2014’e dek iktidarda kalabileceğini kabullendiği yönünde. Haliyle vitrinlik lafların önemi yok. İkinci nokta Türkiye’ye biçilen rol. Cenevre süreciyle ilgili ‘fikrinin değiştiğini ya da geliştiğini’ söyleyen Erdoğan, önümüzdeki günlerde Rusya dahil bölge ülkelerinde temaslarda bulunacak. Rusya’dan Esad’ı, Türkiye’den de etkisi altındaki muhalifleri sürece hazırlaması isteniyor. Muhalifleri yoğurma işini ABD’nin tamamen Türklere bıraktığı sanılmasın. Sefir gazetesinden Muhammed Ballut ‘üç şövalye’nin hikâyesini yazdı: Halihazırda Amerikalı, İngiliz ve Fransız elçiler Robert Ford, John Wilkes ve Eric Chevalier askeri ve sivil muhalefete istikamet veriyor. Ford’un çabaları kritik. Sahada silahlı grupları toparlaması için Selim İdris’in ÖSO’nun dümenine geçirilmesi Ford’un işiydi. Ballut’un aktardığına göre bu 3 diplomat, muhalifleri Cenevre’de temsil edecek heyeti belirlemeye çalışıyor. Ford, Antakya’da buluştuğu George Sabra, Faruk Tayfur, Semir Naşer, Abdülahad Astifo, Suheyr Atasi ve Selim İdris’i ‘Cenevre 2’ için ikna etti. Suriye Ulusal Koalisyonu’nda yer almayan müdahale karşıtı Koordinasyon Kurulu temsilcisi Heysem Menna gibi muhaliflerin sürece dahil edilmesi için sıkı pazarlıklar dönüyor. Menna’ya ABD ses çıkarmasa da Fransa, Katar ve Türkiye karşı çıkıyor.

     İran boş durmuyor

     Erdoğan haziranda planlanan Cenevre konferansı için bölge turuna hazırlanıyor ama İran ve Rusya da sahayı boş bırakmış değil. İran Dışişleri Bakanı Ali E. Salihi, 7 Mayıs’ta Amman, 12 Mayıs’ta Cidde’deydi. Suudiler, 1980’lerde cihada gidenlerin dönmesiyle yaşadığı ‘Afgan sendromu’na yine yakalanmamak için Suriye’ye savaşçı ve silah sevki konusunda önlemler aldı. Ateşin kendisini yakacağını düşünen Ürdün Kralı Abdullah da pek rahatsız. Ürdün hükümetinin Katar-Türkiye-ABD ekseninde olmasına ve silah sevkine izin vermesine rağmen… Bu da kralın dramı. Ürdün ekonomik sıkıntıları ve Amerikan yardımlarına bağımlılığı yüzünden istemediği bir savaşta sıçrama tahtasına dönüştü. Al Monitor’dan Nasır Çerare’ye göre Salihi, “Amerikan tuzağına düşme, İran ekonomik olarak Ürdün’e yardım eder” mesajı verdi. Kral da Salihi ile Esad’a şu mesajı gönderdi: “Siyasi çözümden yanayım, sen de gerçekçi ol.” İran aynı hesapla Mısır’a da yaklaşıyor. El Hayat’tan Salih Sudkiyan’a göre 28 Nisan’da Tahran’a giden Mısır heyetine “Mısır’ın Arap âlemindeki rolüne dönmesi için iktisadi ve siyasi desteğe hazırız” denildi. 16 Mayıs’ta Mısır Dışişleri’nin “Askeri müdahaleye karşıyız” çıkışı dikkat çekiciydi. Rusya da bölgedeki temaslarla siyasi çözüm eksenini güçlendirmeye çalışıyor. Rus-Amerikan mutabakatıyla gelen yeni yönelimin Türkiye’nin Suriye politikasını nasıl etkileyeceğini izleyip göreceğiz.

 
     RADİKAL
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.