1. YAZARLAR

  2. Fehim IŞIK

  3. BENİM PSK'LİLİĞİM, PSK'NİN LEGALLEŞMESİ
Fehim IŞIK

Fehim IŞIK

Fehim IŞIK
Yazarın Tüm Yazıları >

BENİM PSK'LİLİĞİM, PSK'NİN LEGALLEŞMESİ

A+A-

Bu kez hem biraz kendimden, hem de PSK’nin legalleşme kararı almasıyla birlikte Kürt hareketinin iş ve güç birliğine dair neler yapılabileceğinden söz etmek istiyorum. Bu nedenle yazı biraz uzun olsa da kusura bakmayın.

 

1976’da Türkiye’de ilk kez bir ortaokulda boykot eylemi yapılmıştı. Diyarbakır’da Bağlar Atatürk Ortaokulunda öğrenciydik. Boykot eylemini bastırmak için neredeyse Diyarbakır’ın tüm emniyeti okula yığılmıştı. Çocuktuk, masumduk, daha molotof nedir bilmiyorduk. Polisler de gaz bombasını henüz icat etmemişlerdi. Bizim tek silahımız taş, polisin en önemli silahı ise coptu. Baskın gelmiştik. Yağmur gibi yağan taşlarımızdan sonra geri çekilen polis, boykotun sonlandırılması karşılığında gözaltına aldığı çokça öğrenciyi serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla boykotun nedeni okulun yanmayan sobalarıydı. Sobalarımız da yanmaya başlamıştı.

 

Ortaokulumuzun ilk boykota sahne olmasından öte anlatılması gereken bir başka özelliği daha var. Aynı yıl Diyarbakır-İstanbul seferini yapan uçak kaçırılmıştı. Okulumuzun 3. sınıfında okuyan iki öğrenci, Korsan Hanifi ile Göçmen İsmail, botlarında sakladıkları silahla uçağa yolcu gibi binmiş, bir müddet sonra da pilot kabinine girerek, pilota “Uçağı Filistin’e indir” demişlerdi.

 

Uçak Filistin’e gidemedi. Çünkü Filistin’de inebileceği bir alan yoktu. Bu nedenle yönünü Tahran’a çeviren uçaktaki iki ‘korsan’ iade edilmeme karşılığında teslim olmuş, uzun yıllar İran’da cezaevinde kalmışlardı. 12 Eylül’den sonra Türkiye’ye iade edilen Hanifi ile İsmail bir müddet Türkiye’de de cezaevinde kaldıktan sonra serbest kaldılar.

 

Dönemin eylemlilikleri, bunun yanı sıra kökenini aileden alan Kürt ulusal mücadelesine dair söylemler, dedemin sedirinde oturarak bizlere okuduğu Ahmedê Xani’nin Mem û Zin’i, Melayê Cıziri’nin Diwan’ı, çocuk zihnimde yer eden Güney Kürdistan’daki peşmerge efsaneleri, köye gittiğim yaz aylarında anlatılan Mele Mustafa Barzani’nin kahramanlık öyküleri giderek beni mücadelenin içine çekti. Artık yapmam gereken içinde yer almaya ikna olduğum özgürlük mücadelesini hangi organik ilişkiler üzerinden sürdüreceğimdi.

 

Devrimci mücadeleyle ilk tanıştığım o yıllarda, 1993’te Hizbullah’ın Diyarbakır’da katlettiği sınıf arkadaşım Zeki Murat’ın etkisiyle 1976’nın yaz ayında TÖB-DER’in bahçesine gitmeye başladım. TÖB-DER’in çay ocağında çalışan Zeki Murat, Özgürlük Yolu çevresine sempati duyuyordu. Beni oradan alıp derginin bürosuna götürdü. Böylece Özgürlük Yolu ile tanıştım. Henüz ortaokul öğrencisi olmamıza rağmen bu ağır teorik dergiyi, daha sonra yayınlanan Roja Welat gazetesini satır satır okuyarak, daha çok da satarak köşesinden bucağından siyasetin genç kanadında yer almaya başladım. Tabi, bu dergi ve gazetenin gençlik derneği olan Devrimci Halk Kültür Derneği (DHKD) ile de ilişkilerimiz başladı. Liseden mezun olmama yakın 1980’in nisan ayına doğru, 1976’larda ilişki kurduğum siyasi yapılanmanın legal bir gençlik örgütü değil, 1974’ün son gününde kurulan illegal Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi (TKSP) olduğunu öğrendim. Parti, 1992’deki 3. Kongresi’nde adını değiştirerek Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) yaptı.

 

1990’lardan sonra partinin kadroları arasında yer aldım. Partinin 4. kongresinde merkez komite yedek üyeliğine seçildim. Aynı zamanda partinin Türkiye’deki legal yayın organlarının sorumluluğu ile görevlendirildim. PSK’nin kurduğu ve daha sonra mahkemenin kapattığı Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP) ile Demokrasi ve Barış Partisi’nde (DBP) çeşitli pozisyonlarda yöneticilik yaptım. 1976’da çocukken katıldığım, 1980’lerde varlığından haberdar olduğum parti ile 1999’da yolumu ayırdım. Artık PSK’li değil, PSK ile dosttum. Zaman zaman rahatsız edici söylemlerle karşılaşmış olsam bile kendi açımdan dostluğa halel getirmediğime inanıyorum.

 

Çocuk yaşta sempatimle harcına emek kattığım PSK, 10. Kongresi’nde legalleşme kararı aldı. Partinin lideri Mesut Tek bu karar doğrultusunda 2015’in Ekim ayında partinin diğer yöneticileri ile birlikte sürgünden dönerek legalleşme çalışmalarını başlattı.

 

Ayrıldığım günden sonra ilk kez geçtiğimiz hafta PSK’nin bir toplantısına katıldım. Benim açımdan toplantının, yazının girişinde değindiğim nedenlerden dolayı duygusal yanı ağır bassa da Genel Sekreter Mesut Tek’in konuşmasını da merak ediyordum. 90’lı yıllarda Güney Kürdistan’da iki yıla yakın birlikte kaldığım, birçok yaşanmışlığa birlikte tanıklık ettiğim, birçok badireyi birlikte atlattığım Mesut Tek’i ne kadar yakından tanısam da aradan geçen yılların neyi değiştirdiğini, daha da önemlisi PSK’nin legalleşmesinin Kürt ulusal hareketinin yakınlaşmasına nasıl katkı sağlayacağını da anlamak istiyordum.

 

Takip edenler bilir, Kürt hareketinin kendi içindeki yakınlaşmasını, hatta bir ulusal cephe oluşturarak bir araya gelmesini ısrarla savunanlardanım. Aralarındaki sorunlar ne olursa olsun Kürt hareketinin bunu gerçekleştirmesinin özgürlük mücadelesine ciddi katkı sağlayacağına ve özgürlüğü yakınlaştıracağına, gerçekleştireceğine inanıyorum. Bu nedenle 1999’dan sonra bazı arayışlarım olsa da 2015’te üyesi olduğum HDP’ye kadar hiçbir siyasi partinin faaliyetinde açıktan yer almadım. Sonradan Özgürlük ve Sosyalizm Partisi’ne (ÖSP) dönüşen Mezopotamya Sosyalist Partisi Girişimi’nin (MESOP) başlangıcında tartışmalara katıldım, MESOP’un ilk döneminde yaptığı toplantılarda yer aldım. Buradaki hedefimiz nispeten geniş kapsamlı, en azından sosyalist kadroların bir araya gelebileceği bir birlik hareketi oluşturmaktı. Bunu MESOP’ta başaramayınca, bu kez Ankara’daki geniş katılımlı bir toplantıdan sonra kurulan Kürt Ulusal Demokratik çalışma Grubu’ndan Kürt Ulusal Birlik Hareketi’ne dönüşen TEVKURD’un çalışmalarını başlattık. 2005’te kurduğumuz TEVKURD, önemli bir efor sarf edilmesine rağmen tek tek bireyler ile TEVKURD içinde yer alan siyasi hareketlerin/kurumsal yapıların istenilen uyumu yakalayamaması nedeniyle 2012’de yaptığı kongre ile çalışmalarını dondurma kararı aldı.

 

Nihayetinde HDP’ye üye olsam bile hala Kürt hareketinin geniş kapsamlı bir cephede, ortak zeminde buluşabileceğine olan inancımı yitirmiş değilim.

 

Tüm bu saiklerle geçmişten bugüne kendi adı ve programı ile ayakta kalan iki Kürt partisinden biri olan PSK’nin lideri Mesut Tek’in diyeceklerini hem merak ediyordum, hem önemsiyordum.

 

Partinin Kemal Burkay’dan sonraki lideri olan Mesud Tek İstanbul’daki toplantıda partisinin çalışmalarını, güncel gelişmelere ilişkin görüşlerini anlattı, merak edilen soruları yanıtladı. Tek konuşmasında, Kürt ulusal mücadelesinin tarihindeki önemli dönüm noktalarına değindi. Kürt siyasi hareketlerinin tek parti çatısı altında toplanmasının mümkün ve doğru olmadığına dikkat çekerek Kürt siyasal hareketlerinin ulusal cephe oluşturmak için çaba sarf etmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Dikkat çektiği önemli nokta ise yeni bir parti kurmayacakları, 41 yıl önce kurdukları partiyi yeni çalışma biçimine göre şekillendireceklerine ilişkindi. Polemiğe girmek istemediğinden üzerinde pek durmadı ama PSK’nin 2002 yılında başka Kürt parti ve hareketleri ile bağımsız şahsiyetlerin katılımıyla kurduğu HAK-PAR ile niçin yol ayrımına geldiklerine de değindi. Özetle, “Sorunumuz HAK-PAR ile değil, HAK-PAR’da kalmaya devam eden, dolayısıyla partimizin kongre kararına uymayan PSK’lilerdir” dedi.

 

Kürt hareketinin birliğe, bir arada olmaya ihtiyacı varken, 41 yıl boyunca aynı saflarda mücadele vermiş bir partinin kadrolarının bile legalleşme kararı ile birlikte aynı çatı altında bir araya gelememeleri anlaşılır olsa bile tercih edilir bir durum değil. Anlaşılır, çünkü bu konuda HAK-PAR’ın özellikle de lideri Kemal Burkay’ın siyaseten ketum davranmasının, kendini tek doğru görmesinin, kendisi dışındaki parti ve bireyleri önemsememesinin ciddi payı olduğuna inanıyorum. Tercih edilir değil, çünkü her şeye rağmen her iki partinin kadroları birlikte yürümenin koşullarını zorlayabilirlerdi. Ancak geldiği günden beri HAK-PAR’ı küçülten Burkay, nihayetinde kendi kurduğu partinin önemli oranda kadrosunu da HAK-PAR dışında bırakmayı başarabildi. Sanırım işler bu noktaya gelince, PSK’nin tercih etmese bile kendini örgütlemesi dışında bir seçeneği kalmadı.

 

Mesut Tek, İstanbul’daki konuşmasında daha gerçekçi davranabileceğinin işaretlerini verdi. Örneğin HDP’nin Türkiyelileşme siyasetine önemli eleştirel yaklaşımları olmakla birlikte sorunun çözümü için PKK ve periferinde siyaset yapan yapılanmaların dışlanmasıyla bunun mümkün olamayacağının farkında olduklarının altını çizdi. Aynı şekilde, Kürt hareketinin ortak bir cephede buluşması durumunda özgürlük mücadelesindeki kazanımların daha güçlü olacağını, söyledi. Nihayi hedef olarak bağımsızlığı önemsediklerini söyleyen Tek, özerklikten federasyona, oradan konfederasyon ve bağımsızlığa kadar her statünün pekala çözüm olacağını ve statünün ne olacağına da daha çok Kürt ulusal hareketinin güç dengeleri içindeki etkisinin belirleyeceğine dikkat çekti.

 

Yazı uzadı. Başta da dediğim gibi okuyanlar kusura bakmasın. Bir yönüyle kendi PSK’liliğimi, bir diğer yönüyle ise PSK’nin iyi bir dostu olarak Kürt ulusal hareketinin birlik mücadelesine nasıl katkı sağlayabileceğine dönük izlenimlerimi aktarmaya çalıştım. Bu yazının bir benzerini 2011’de Kemal Burkay Türkiye’ye döndüğünde yazmıştım. “Burkay’ın dönüşü ya da farklılıklarımız” başlıklı yazımdaki temennilerim gerçekleşmedi. Burkay’ın gelişi ne yazık ki Kürt hareketinin birliğine katkı sağlamadı. Umarım, PSK’nin legalleşme kararı ile birlikte kendini yeni bir program ve ülke koşullarına uyarlanmış biçimiyle yeniden örgütlemeye çalışması, Kürt hareketinin bir ulusal cephe etrafında birleşmesine, siyasal ve demokratik birliğine katkı sağlar.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.