1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Benim bildiğim Hilâl
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Benim bildiğim Hilâl

A+A-

Akit’in Hilâl Kaplan’la ilgili son yayınını nasıl değerlendirmeli? “Kiliseye girme hatası”işlenmişse de, fotoğraf çektirilecekse eğer, haçtan uzak durulmalı, öyle mi...

İslami kaynaklarla haşır neşir olan herkes iyi bilir; kişinin imanı, dinden çıkıp çıkmadığı konusunda apar topar haberlerle, aşırı yorum ve niyet okumalarla hüküm verilemez.

 Müslümanlar bu ülkede varlıklarını paryalaştırmaya, sakatlamaya dönük mühendislik işlemleri yüzünden öyle çok sıkıntı çektiler ki, insan kemalist ideolojinin baskısını yaşamış herhangi bir kişinin, özellikle de kamusal bir sorumluluğu olan bir gazetenin benzeri bir hataya düşmemek için elinden geleni yapacağını sanıyor. Tuhaf zamanlardan geçiyoruz.

Aklıma bahar aylarında “Kayseri’nin vicdanlı kadınları” başlığı altında bu köşede anlattığım kadınlar geliyor. Bir davetle gittiğim Kayseri’de, Talas/Endürlük’te adeta yıkılmaya terk edilmişAndronik Kilisesi için kaygılanan mütedeyyin, (kimisi siyah çarşaflı) tesettürlü kadınlarla tanışmıştım; imar ve inşa gayretiyle adı Kayseri’ye nüfuz etmiş Mahperi Huand’tan izler taşıyan kadınlar... Beni kiliseye götürdüler, tavanındaki tuğlaları düşecekmiş gibi gelen, uyarı levhalarıyla duvarlarından ve her köşesinden uzakta durmaya çağrıldığımız kiliseyi inceledik, çeşitli köşelerinde fotoğraflar çektik, çektirdik. En son olarak çan kulesini de kaybeden kilisenin adım adım çöküşüne 15 yıldır tanıklık eden Ayşe Hanım, “kilisenin konumu, yapısı, figürleri, bana daha önce o bölgede yaşamış insanların konuşmayan dili gibi geliyordu. Ben bu kiliseyi gördüm, çocuklarım da gördü, ama torunlarım göremeyecek” diye anlattı hislerini.

Meramını ayetlerle açıklamaya özen gösteren, hayatını iyiliği bildirip kötülükten sakındırmaya adamış bir kadın, sözünü ettiğim. İyilik ise yüzlerin Doğu ve Batı’ya çevrilmesinden daha başka, bambaşka bir olgu.


Hilâl o denli şeffaf, dikkatli ve donanımlı ki, kilisede ya da havrada, nerede olursa olsun aynı Hilâl olacaktır. Ayrıca, kilisenin işte bu şekilde takdiminin Hıristiyan vatandaşlarımızı nasıl inciteceği sorusu da gözardı edilemez.

Herhangi bir yazar fikirlerini bir güvenle, kaynak belirterek, tutarlı olmaya çalışarak, sansasyondan kaçınarak ifade ediyorsa, onunla anlaşılmaz hâle gelen çeşitli sorunları, ortaya attığı bazen anlaşılmaz gibi gelen görüşleri tartışmanın daha sahih yolları olmalı. Başörtüsü davası konusunda bir hayli duyarlı olagelmiş bir gazetenin başörtülü bir yazar konusunda bu tavrı, nasıl açıklanabilir?

Hadis-i Şerif’e göre kişinin kalbinde imanla küfür, doğrulukla yalan, emanetle hıyanet birlikte bulunmaz. Kadıköy’de bir yerde bir grupla birlikte oturuyoruz, Hilâl’le. Sohbet akıp giderken, o sessizce aramızdan kayıp mescide yönelişiyle bize namaz vaktinin geldiğini hatırlatıyor. Çalışkan, gayretli, ilkeli mütedeyyin bir genç kadının başörtüsü sorununu canla başla benimsemiş bir gazete tarafından bu şekilde aşırı yorum güden haberlerle baskı altına alınacak yerde, düşüncelerini bütün sebepleriyle açıklaması için başköşeye yerleştirileceğini sanıyor insan. Gerçekten tuhaf zamanlar.

Fikirleriyle yol alma çabası içindeki mütedeyyin bir yazarın Müslümanlığını şaibe altına almaya dönük kul hakkını umursamayan yayını, Akit’in dil ve üslubu konusunda muhasebede bulunması için bir dönüm noktası olur dilerim. Ayrımcı muamelelerin, zulmün olağanlaşmasına haklı itirazın bilediği dil yenilenmediği, kul hakkını umursamaz yayınını sürdürdüğü takdirde öncelikle kendi kendine yazık edecektir.


Saf yüreğiyle Pınar Selek...

Şöyle yazıyor Gülten Akın, “Akan suyu yakalayıp durdurmaktır meâl” başlıklı şiirinde: “En ağır sınavdan en saf olan geçer/ Öder geçer.”

Bu mısraları her hatırladığımda aklıma Pınar Selek de düşüyor, ya da tam tersi oluyor. Bir insan hasbelkader içine düşürüldüğü bir davada nasıl bu denli istikrarlı bir şekilde hem suçlu hem de suçsuz bulunabilir? “Beni mutsuz ve yorgun bir insan hâline getirmelerine, dilimin acılaşmasına izin vermeyeceğim. Umudumu koruyacağım” diyor, Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili davada beraat kararı müebbet istemiyle yargılanma kararına dönüşen Selek. Şairin ola ki dilini acılaştırmaya hakkı var, ama Selek yaşadıkları nedeniyle dilini acılaştırmamak zorunda bir de. Bunu başarabilir, çünkü her hâlde bir tür saflığı var; öyle olmasaydı, kariyer peşinde koşmak yerine sokak çocuklarının arasına niye karışacaktı ki...

Pınar Selek’i destekleyenler, ona hukuk yoluyla reva görülen zulmün tanığı olanlar razı gelemedikleri bu adaletsizliğe karşı 13 aralıkta, 13:00’te Çağlayan Adliyesi C Kapısı önünde olacaklar.


En ağır sınavdan en saf olan geçer... Öder, geçer...

 

cihanaktas1@gmail.com

twitter.com/chn_aktas

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.