1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. BEN VE ÖTEKİ 
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

BEN VE ÖTEKİ 

A+A-

İnsan türünün her bir ferdi, kendisinde potansiyel olarak barındırdığı düşünce, duygu ve hayalleriyle öz kimliğini inşa eder. Çevresiyle olan etkileşimi esnasında bu yetilerini devreye sokarak, farkındallığını hissettirmeye çalışır. Bununla beraber öteki olarak gördüğü ve kabul ettiği dışarıdakilerle benliğini muhafaza etme koşuluyla ilişkilerini geliştirme yoluna gider.

Yeryüzü mekânında atılan ilk adımla birlikte var oluşunu hissetme sürecine giren beşer türü, sonraki gelişim evrelerinde varlık gerekçesini hissettirme arayışına girer. Bu duyumsayış, tek tek fertlerin zihinlerinde teşekkül etmekle beraber, grupsal ve sınıfsal açıdan da kendini belli ettirir. İlkin, kendisinin bir karakter olarak görülmesini isteyen canlı organizmanın insan kategorisi, tip modeline aykırı nitelikte olan ayırıcı vasıflarını ön plana çıkarır. Daha sonra ait olduğunu idrak ettiği gruba, sınıfa ya da etnik kökene karşı sempati ile bakıp, kendini onlara bağlı bir fert olarak görür. Benliğini ötekiler içinde boğma gibi görünen bu girişim, gerçekte benlik içinde benlik yaratma arayışıdır. Kendi sözcülüğünü yapmakla birlikte, ilgili olduğu yapının da sözcülüğünü üstlenen kişi, yine ben ve öteki ayrışmasını yakından hisseder. Aslında böyle bir ayrışım hayatın her safhasında karşımıza çıkmaktadır. Mesela, dini benimseyenler için din dışı bir yaşantıya sahip olanlar, A partisini benimseyenler için diğer partiler, X takımını tutanlar için diğer takımlar birer ötekidir. Ters açıdan vakıaya baktığımız zaman, yine aynı durumla karşı karşıya kalırız. Teklerin bir araya gelmesiyle oluşan parçalı bütünsellik, teklik algılayışının farklı bir versiyonu özelliğine sahiptir. Her ne kadar çıplak gözle niteliğe bakıp benlik algılayışı dışarsanmaya çalışılsa da, nitelikteki özdeşlik insanoğlunun yeni benlik alanları oluşturduğunu göstermektedir. Benlik alanlarının azlığı ya da çokluğu meselesi, kişinin istemlerine, tarihsel koşullara, politik gerçekliklere, ideolojik yönelimlere ve sosyo-ekonomik formasyonlara bağlı olarak değişiklik gösterir. Tüm bu değişim gerekçelerinin kaynağında ise, iradi çıkışlar ve determinist yasalar olmak üzere iki etken söz konusudur.

Kişi, oluşturmuş olduğu benlik alanlarında sevgi, coşku ve huzur etmenleriyle iç rahatlığı ararken; kendine ait olmayanlara karşı kin, öfke, nefret hisleriyle huzursuzluğun vücut bulmasına neden olur. Bağlı olduğu ve benimsediği parçaları muhafaza etmekle birlikte onu dışarıdakilere karşı savunma girişimine giren her bir birey, farkına varmaksızın yaşam alanının farklı kategorilerinde ben ve öteki algılayışını ortaya çıkarır. Tarihi süreç içinde de, benden olanlar ve benden olmayanlar şeklindeki ayrımlar hep var olagelmiştir. Bu ayrımlar farklılıklar üzerine yaratılan insan türünün doğasını yansıtır. Benden olmayan şeklinde cebri bir ayrıma muhatap olan kişiler, yok edilme tehlikesine karşı ister istemez kendi dışındakilerini ötekileştirerek benliklerini inşa etme yoluna gider. Bunun sonucunda her bir fert için ben ve benim dışımdakiler olmak üzere iki yapı oluşur. Ötekiye bakış tarzına ise, ıslah etme yerine yıkma anlayışı hakindir. Bunun nedeni, aklın denetiminde olması gereken duygunun taşarak aklı kendi egemenliği altına almasıdır. Duygularıyla düşünmeye çalışan bireylerin, aklıyla düşünmeye çalışanlara oranla daha dominant olması, bu tarz düşünce şeklinin genel geçer bir düşünme tarzı haline gelmesine neden olmuştur. Bunun içindir ki, her bir fert için, kendisine aykırı olarak görülen her bir birey ve onun bağlı olduğu tüm yapılanmalar acilen yok edilmesi gereken şeytani birer unsurdur. Kendi tarafını mükemmelliklerle dolu olarak görüp, karşı tarafı lanetlenmiş birer ucubeye benzeten bu benlik anlayışı, her ne kadar ayrımcığını keskinleştirse de, ayrım taraftarlarının benlik algılayışlarına ve duyuşlarına olan güvenlerini arttırması yönünde olumlu bir fonksiyona da sahiptir.

Ben haklıyım anlayışı çerçevesinde başkasını ötekileştirme çabası, sübjektif meşrutiyet özelliğine kavuşur. Haklılık kavramı kendi içinde doğruluk, iyilik, güzellik gibi unsurları barındırarak salt olumluluk olarak algılanmaya başlanır. Halbuki kompleks bir varlık olan insan türünün, nesnel kriterlerden yoksunluğuyla birlikte göreceli bir beyin yapısına sahip oluşu, onu hiçbir zaman mutlak haklılık seviyesine ulaştırmaz. Kendisinde bunu gören bireylerin ya da öbeklerin icraatlarına baktığımızda karşımıza felaketten başka bir şey çıkmaz. Mikro bazda bireyler arası meydana gelen didişmelerden tutun da, makro planda bir ırkı soykırıma tabi tutmaya kadar meydana gelen tüm faciaların kaynağında hep ben’in kendinde görmüş olduğu haklılıktan dolayı diğer benleri ya kendi içinde eritmesi ya da yadsıması zihniyeti yatmaktadır. Ben haklı olduğum halde öteki niye var sorusuna cevap arayan benlik idesi, haklılığını sorgulamakla kalmaz, başkasının sorgulamasına da izin vermez. Çünkü doğruluğuna ve üstünlüğüne iman etmiş bir benliğin, özünde noksanlık oluşuna açık kapı aralayışı kimyasını alt üst eder. Bunun içindir ki daima haklılığına meşru dayanaklar arar ve ötekinin kendi içindeki benlik imgesine karşı ruhsal açıdan yıldırma operasyonlarına girişir. Benlik ötesi kimlikle özdeşleşme gayretinde olan bu benlik tasavvuru, şunu çok iyi bilmektedir ki, öteki olarak görülen karşıtın etkisiz hale getirilmesinde izlenilecek en önemli yol, onun psikolojik yapısını kimliksizleştirmektir. Kendine güvenemeyen bir öteki yaratmak, süreç içinde ya onun kendini feshetmesine ya da silik ve rakip olunamayacak bir düzeye indirgenmesine neden olacaktır.

Çocukluktan itibaren başlayan iyi ve kötü ayrımları, önyargılarla örülü bir benlik ve ötekilik anlayışını ortaya çıkarır. Bendendir ve benden değildir tümceleri vasıtasıyla zihinsel kutuplaşmayı başlatan ifade tarzları, ilerleyen süreçlerde kronikleşen bir yapı haline dönüşerek aradaki mesafeyi kapanmaz bir mesafeye dönüştürür. Bu andan itibaren dışarıdakiler olarak lanse edilen kişilere karşı kaçış teması gündeme gelir. Uzaklaşmak ve görmezlikten gelmek bir nevi iç tatmini sağlamaktır benlik için. Ötekilerle karşılaşmak, onlarla muhatap olmak dayanılması güç bir ıstıraba yol açar. Fanteziler üzerine kurulu kendi haklı gerçekliğine şüphe oluşturabilecek öteki imgesine o imkânı vermemek için, bünyesinde yekvücut olma anlayışını geliştirme yoluna giden benlik algısı, böylece iç dayanaklığını koruma yoluna gitmiş olur. Toplumsal açıdan her ne kadar marjinal bir görüntü içinde bulunsa da, içteki atmosferi benimsemesiyle sosyal fenomen hüviyetine bürünür. Zaten özlük iddiasında bulunan her türlü tekçi ve çoğulcu tekçi benlikler, kendi dışındakiler tarafından sürekli olarak asosyal olarak görülmektedir. Aslında yaşam çizelgesinin bir tarafını temsil eden benlik tasavvuru, dışarsadıklarının gözünde nasıl marjinal olarak görülüyorsa, kendisi de dışarsadıklarına o gözle bakar. Çünkü nefes alıp vermekte olan her birey, hem benlik hem de ötekilik noktasında başkaları tarafından çeşitli sınıflandırmalara ver sıralamalara tabi tutulmakla beraber, kendisi de başkalarını bu sınıflandırmalara ve sıralamalara tabi tutar.

Ben ve öteki arasındaki sivrileşmenin daha esnek bir zeminde oluşabilmesi için, benlik algılayışına sahip her bir unsurun kendisini kendini ötekinin ötekisi olarak kabul etmesi gerekir. Çünkü durumlara ve olaylara bakış tarzımız, kendi penceremizde bize has bir kimlik inşasını sağlarken, başkaları açısından da kendilerine özgü bir farkındallığa yol açmaktadır. Kendini başkaları yerine koyup onların gözünden ilgili meselelere eğilip analizlerde bulunmak, çift sorumluluk anlayışını ortaya çıkararak iletişim kurma sürecini başlatır. Anlama ve anlaşılma sorunsalının en asgari seviyeye indirgenebilmesi için de, her iki tarafın duygudaşlık kurma sürecine müdahil olabilmesi gerekir. Eğer bir taraf bu sürece dâhil olup diğeri dâhil olmazsa şüphe ve güvensizlikle çevrili ilişkiler ağı ortaya çıkıp yapay birlikteliklerin oluşumuna neden olur. Bireysel ilişkilerden tutun da fırkasal, kurumsal benlik ilişkilerine kadar yaşamın her sahasında takınılacak böyle bir tutum, araçsal benlik duyumsayışının amaçsal benlik algılayışına dönüştürüldüğünü hissettirmektedir bize. Sürekli olarak başkaları şeklinde lanse edilen kesimi, kendi benlik algılayışına kurban etme şeklinde tahayyül eden çıkarcı benlik anlayışı, güçlü egoları vasıtasıyla üstün olma düşüncelerini pekiştirme yoluna giderken, başkalarının yerine kendini koyup onlarla özdeşleşme yolunu tercih eden insancıl benlik anlayışı, zayıf egoları nedeniyle içselleşme sürecine dahil olmaya çalışır. Bu durum, tek taraflı olarak kendini ötekinin ötekisi olarak gören benlik algılayışının daha vahim sonuçlara yol açtığını göstermektedir. Eğer her iki taraf da kendini ötekinin ötekisi görmeyecekse, tek taraflı bir ötekinin ötekisi olmak fırsatçı benlik anlayışına yol açtığından dolayı ben ve öteki ayrışması takınılması gereken daha uygun bir tutumdur.

Sosyal hayatın karakterinde mevcut olan ben ve öteki farklılaşması, olağan bir durummuş gibi algılanmalıdır. Ayrımlaşmanın daimi nefret hissiyle yıldırma devinimine dönüşmesi ise, olağandışı özelikte kabul edilip yadsınması gerekir. Çünkü doğal bir sürecin ürünü olan bölünmenin, doğallığını devam ettirmesi fıtri bir zorunluluktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar