Nasır Kurşun

Nasır Kurşun

Yazarın Tüm Yazıları >

BEN VE BİZ

A+A-

 

 

 

Mesafelerin enlem , boylam , koordinat sistemi içinde , zamanla ve mekanla, bütün coğrafi şartlar altında , hiçbir anlam ifade etmediği bir gecenin , sabahla buluştuğu bir vakitte sessizlik çölüne doğru yuvarlanıyordum...

 

Hiçbir sesin olmadığı , seslerin bile birbirlerinden habersiz kaldığı , sessizliğin hiçbir sesle anlaşamadığı o vakitte, aklın ve fikirlerin ruhumun kızgın topraklarıyla dolu kıyılarında dalgalarla boğuştuğu hazin bir duyguya kapılmıştım. Düşüncenin yastığımda ıslak izler bıraktığı bir gecenin yalnızlık saatlerinde sıcak yatağımdan beni kaldıracak gücün varlığı demir bir yumruk gibi aklımı delip geçiyordu. Bütün sessizlikleri bir anda kendi lehine çevireceği ve bütün yaratılmış varlıkların bir anda ruhunda narin bir esinti hissedeceği ebedi ve büyük bir davanın çağrısı kulaklarımı mest etmişti. Göğsümü hafifleten bu çağrı beni yarım kalmış ve tamamlanmayı bekleyen bir hayale sürüklüyordu.

Bu hayalim , varoluşumun mahiyet kazandığı andaki üstlendiğim görevin bir parçasıdır. Hayatın gayesi olarak gördüğüm yaratıcının rızasını kazanmak şuurunu bilinç altıma yerleştirmek zorundaydım. Bunun için Hak ve Hürriyetler adına yazılmış bütün edebi eserlerin incelenmesi taraftarıyım. Hakikat bilinci , okumaktan geçer , kendini okumaktan. Kendini okumak düşünmek ile elde edilir. İyilik kavramını , insan olabilmek düşüncesini , hayat ile bağlantı kurarak , ahlak ve maneviyat tasavvurunu tüm dünyada egemen hale getirerek anlam kazandıracağımı düşünüyordum. Tek hakikatin her düşünceye saygı gösterilmesi olduğu ve gelmiş geçmiş bütün rehberlerin , adalet , barış , iyilik ve kardeşliğin temelini attığı iyiliğin gelmiş ve geleceği adına bütün fikirlerin var olması niyetiyle o büyük gücün varoluşu yüreğimin serin rüzgarlarıyla bedenimde bir şuur oluşturdu. Bu şuur benliğim ve bilincim arasında bir iletişim oluşturup aklımda tuhaf şeyler hissetmeme sebep oluyordu. Tuhaf ve ürkütücü cümleler...

Şimdi en etkili iksir olan sabır zırhını kuşanmalıyım. Haksızlığa uğramış bütün dünya topraklarında adaletsizlik kavramı öylesine ağır ki, senin hikayen ve senin payına düşen sadece okyanusta bir damla kadar. Yaşlı gözlerini, dağlanmış yüreğini , kırılmış kalbini ve işkence görmüş bedenini acı çeken tüm diğer hayatların yanına yerleştir ve onların yaralarının, seninkilere bir merhem gibi hizmet etmelerine izin vermelisin. Aklın zorluklarla boğuştuğu anda , yeryüzünde savaş, açlık, tecavüz ve en korkunç işkencelerle imtihan olan milyonlarca insanın, nerden geldiğini unutan insanoğlunun , yüzyıllardır acının en koyu rengini bağrında taşıyan başta Ortadoğu, Afrika ve Mezopotamya gibi zalimi de mazlumu da çok, bahtsız toprakların Tanrısını aramak gayesi herkesin sorumluluğudur.

Rahman isminin Kahhar ismini geçtiği bu çağda , her şeyin gerçek hesap gününde , insanlığın asıl adaleti tadacağı ve kimseye zulmedilmeyeceği , herkesin yaptığının karşılığını aldığı o korkunç günde hesap defterini araması , önce sağa sonra sola baka baka erimek. Belki de imtihanın en çetin en yaman çizgisinde burada dengede durabilmek, düşmemektir. Sırat Köprüsü’nden geçerken çırpınmaktır belki. Acı çekerken yürümeye devam etmek ya da vazgeçip uçurumdan aşağıya bakmak, bakarken düşmek ya da düşmemektir. Kendini kendi olmakta sanıp kendi için savaşanların ve zulmedenlerin bedelini hesap gününde beklemek...Kim bilir belki şudur " kendi kötülüklerini ve zalimliklerini din perdesinin arkasına gizleyenler ve dini Allah’ın kullarına işkence yapmak için kullananlar.” korkunun dehşetliğinde boğulacağı yer. O adalet kokan meydan...

Öldürülen Müslümanların çoğunun , Müslüman görünümlü zalimler tarafından öldürüldüğü bir çağda yaşamanın, kalbimize nedenli hüzünlü bir ıstırap verdiği anlatılamaz. Suçsuz çocukların , annelerin , babaların ve en önemlisi de zihinleri bulandırılmış gençlerin gördüğü zülüm anlatılamaz. Dünya, zalim liderlerin dayattığı sistemi tarafından kapalı gözlere mahkum edilen adalet terazisi sahiplerinin

kibirleri altında boğulmaktadır. Bunu göremeyen insanoğlu id'lerinin ve egolarının etrafında çırpınıyor...

Savaş topraklarında , kan , zulüm , isyan ve nice başkaldırılacak kavramı yüreğinde yaşayan çocukların hislerini elde etmek gerekir. Kıyıma uğrayan sivillere Orta doğu savaş başkentlerinde mezarlık bulamama utancı , insan oğlunu eğlence mekânlarından çıkartamıyordu bile.

Ve yıllarca bu topraklarda inkar edilip, aşağılanan ve ölümle sınanan Kürtler, başından kafirin bombası eksik olmayan Afganlar ile esir Filistin halkı… Ve daha nice mazlum ve nice zalim… Nice “Kahhar” ve nice “Rahman”… Hepimiz onun emrindeyiz , belki de ondan rol çalıyoruz. Benlik bulma çabasından çok, “benim” çabasında çırpınıyoruz...

 

"İslam dünyası toplumları için, bağımsız yeni bir ufuk açmak bağımsız yeni bir seçenek bulmak için, zihin ve düşünce dünyamıza dayatılan sömürgeci ideolojik çerçeveleri, ölçütleri, kalıpları, klişeleri ve bu klişelerin oluşturduğu sahte-ırkçı-yalancı evrenselcilikleri bütünüyle reddetmek, parçalamak gerekiyor. Yeni bir ufuk için, yeni ve kapsamlı bir içerik üretilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Atasoy Müftüoğlu "

 

 

          

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.