1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. "Ben sizin Yerinizde Olsam ABD Savaş Gemilerini Vururum"
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

"Ben sizin Yerinizde Olsam ABD Savaş Gemilerini Vururum"

A+A-

İran-Irak savaşını izleyenler, savaşın sonlarına doğru(1987-1988)Fars Körfezi'nde İran ve Amerika arasındaki sıcak gelişmeleri hatırlar. Amerika İran'ın petrol tankerlerini ve platformlarını vurunca, İran da Irak'ın petrol ihracına izin vermeyeceğini açıkladı. Bunun üzerine ABD savaş gemileri Irak petrol tankerlerini korumaya aldı. İran ve ABD resmen savaşın eşiğine geldi.

 

Öte yandan İran'ın gücü tükenme sınırına gelmişti. Yedi yılı bulan ve gerçekte üçüncü dünya savaşı olarak tanımlanması gereken bir savaş söz konusuydu. Dönemin iki süper gücü, Arap ülkeleri ve Avrupa tüm desteğiyle Irak'ın arkasındaydı. Bu, düpe düz bir dünya savaşıydı. İran sıkıntılı günler yaşıyordu. Tam bu sırada ABD ile doğrudan yüzleşme koşulları oluştu. İran ya tehdidinden geri adım atacaktı ya da Amerika ile doğrudan çatışmaya girecekti. Ameraka'nın eskort açıklaması üzerine, Devrim Muhafızları komutanları durumu İmam ile görüşmeye başladı. İran'ın içinde bulunduğu koşullar değerlendirildi. İmam, sözünü, "ben sizin yerinizde olsam, tereddütsüz ABD savaş gemilerini vururum ama; yine de siz bilirsiniz" şeklinde tamamladı. İmam'ın kararlılığını gören komutanlar, bu sözü emir olarak algıladı ve Hürmüz Boğazı'nda pusu kurdu ancak son anda taktik değiştirildi. Doğrudan saldırmak yerine boğaza mayin döşeme ve görünmeyen hucumbotlarla saldırma taktiği devreye konuldu. ABD savaş gemileri ve Irak petrol tankerleri hiç fark etmedikleri yerden darbe alıyordu. İranlı yetkililer, saldırıyı gaybi güçlerin yaptığını açıklayarak içe ve dışa dönük farklı anlamlara gelen mesajlar veriyordu.

 

Bu arka plan, savaştan yıllar sonra açıklanan gerçeklerdendir. Dünya, İmam'ı birinci derecede siyasi dehasıyla tanır. Çünkü o, İslam'ın öngördüğü bir nesil terbiye ederek 2500 yıllık Şahişahlık rejimini devirmiş, hiç kimsenin ummadığı tarihi bir evrede İslam devletini kurmuş, dönemin iki süper gücüne birden cephe almış, Amerika elçiliğine casus yuvası olduğu gerekçesiyle el koymuş ve tüm diplomatları tutuklamış, İsrail elçiliğini Filistin elçiliğine çevirmiş ve daha nice tarihi ilklere imza atmıştır. Ancak İmam'ın bu gücünün oluşmasında iki temel faktör daha var ki, bunlar üzerinde az durulur.

 

Birincisi, İmam'ın taklid mercii düzeyinde bir fakih ve müçtehit oluşudur. Taklid mercilerinin Şia ekolünden ve geleneğinden gelen doğal ve özel bir gücü vardır.

 

İkincisi, İmam'ın kelimenin tam anlamıyla bir arif oluşudur. İrfani kişiliği, milyonların, ölümüne emrine amade olmasındaki en önemli faktörlerden biridir. Zira siyasi deha ve fıkhi derinlik akıllara hitap ederken, irfani kişilik, gönülleri fethediyordu. Bu üç alanda ve aynı zamanda zirveyi yakalayabilen şahsiyet sayısı, gerçekten çok ender ortaya çıkabilir.

 

Şimdi İmam'ın devrimden önce  ve sonra muhtelif zaman ve mekanlarda deruni aleme ilişkin yaptığı konuşmalardan pasajlar aktaracağım. Bu alıntıları okurken, önce kime ait olduğunu bilmiyormuş gibi okuyun. Sonra da bu sözlerin yukarıda özelliklerine işaret edilen ve yaşı doksanı bulan bir pir-i faniye, bir devrim önderine, doksan yaşındayken, "ben sizin yerinizde olsam, tereddütsüz Amerika savaş gemilerini vururum" diyen birine ait olduğunu düşünerek değerlendirin. Herkes, değerlendirmesini kendi nefsinde yapsın. Zira söze değil, tefekküre ihtiyaç var.

 

"İçimde sürekli bir tedirginlik var. İnsanlar Allah rızası için ulemaya yönelir, biz ve siz de halkı hayır ve salaha çağırırız. Ben şundan korkuyorum ki, insanlar benim gibilerinin vasıtasıyla, bizim ve bizim söylediklerimiz vasıtasıyla cennete gitsinler; biz ise arınmadığımız için cehenneme gidelim. Ve daha büyük korkum, onlarla karşılaşmaktır. Biz cehennemde olalım ve onlar cennetten bizi seyretsinler. İnsan utancından ne yapsın? Onlar bizim vesilemizle o yüce makamlara ulaşsınlar ve biz nefsani isteklerimize boyun eğmekten dolayı bu süfli derecelere düşelim. Çoğu zaman bu korku beni sarar."(1)

 

“Kendi nefislerinizi ıslah etmedikçe, kendinizden başlamadıkça ve kendinizi arındırmadıkça, diğerlerini arındıramazsınız. İnsanın kendisi sahih olmadıkça başkalarını tashih edemez. Ne kadar söylerse söylesin, faydası olmaz.”(2)  

 

"İlim havzasında bulunan 16 yaşındaki gençlerin, 20 yaşındaki gençlerin hemen şimdiden ilahi desturlara, ilahi rızaya uygun bir şekilde kendilerini eğitmeleri gerekir. Bir adım ilim yolunda ilerlerken bir adım da iyi ahlak ve arınma yolunda ilerlemeliler.  Allah korusun, eğer arınmaz iseler; Allah korusun, eğer İslam'ın istediği gibi olmazsalar, bu durumun zararı faydasından daha çoktur. Bütün uyduruk ve yalancı dinlerin kurucuları, medreselerde ilim tahsil eden ama arınmayan şahsiyetlerden oluşur. Batıl mezheplerin kurucularını inceleyin, batıl mezheplerin kurucularının tümünün ders okuyanlardan oluştuğunu görürsünüz. Molladırlar ama arınmamışlar."(3) 

 

"(medresedeki talebe ve üstadları kastederek) Beylerin kendilerine dikkat etmeleri, kendilerini korumaları gerekir. Sabahtan akşama kadar korunmaları gerekir. İnsanın nefsi dizginsizdir. Neuzu billah, bir an gafil kalmamız halinde, insanı küfre doğru çeker; eğer insan gafil olursa. Şeytan, bizim düşünmemizi değil, küfrümüzü istiyor. O herkesi küfre yöneltmek ister ve insana küçük günahlar işletmekten başlar, yavaş yavaş büyük günahlar ve giderek daha büyük günahlara sürükler ve Allah korusun insanı tamamen İslam'dan uzaklaştırır. Sabah ezanında veya ezandan önce derin uykudan uyanınca kendinize dikkat ediniz. Toplum içinde, ikili, dörtlü, onlu gruplar içinde davranışlarınızı kontrol ediniz. Büyüklere, dostlara, müminlere saygı gösteriniz. Kötü dil kullanmaktan, gereksiz münakaşalardan kaçınınız."(4) 

 

"Gelecekte büyük sorumluluklar üstleneceksiniz. Bir şehrin alimi olursanız, o şehrin sorumluluğunu taşırsınız. İnşaallah bir ülkenin alimi olursanız, o ülkenin sorumluluğunu taşırsınız. Ümmetin mercii olursanız, ümmetin sorumluluğunu taşırsınız. Hemen şimdiden bunları düşününüz, bu zamanda sorumluluklarınızı, dini yükümlülüklerinizi eda ediniz. Şimdi derslerimi okuyayım, yaşlandığımda inşaaallah ahlak ve arınmayı gerçekleştiririm diye düşünürseniz, bunu gerçekleştirmenizin imkanı yoktur. İnsan her ne kadar arınacaksa, gençlik zamanında arınır. Allah korusun eğer gençlik döneminde arınmaz ise; iradenin zayıfladığı, düşmanların güçlendiği, iradenin zayıfladığı, insanın derununda İblisin ordusunun kuvvet kazandığı yaşlılık yıllarında arınmak artık mümkün değildir. Mümkün olsa bile, çok zordur. Şimdiden düşününüz, gençlikten itibaren düşününüz. Attığınız her adım, kabre doğrudur. Ömrünüzden geçen her dakika, kabre, orada sorulacak sorulara, hepimizin sorumlu olacağı o ana doğru yaklaştığınız anlamına gelir. Meselenin ölüme yaklaşmak olduğunu düşünününüz ve hiç kimse size 120 yıl yaşayacaksınız diye belge de vermemiştir. 120 yıl yaşamak söz konusu değildir. Allah korusun şu anda da ölüm gelebilir. Hiç bir garanti yoktur. Düşünmek gerekir. Bu konuda teemmül gerekir. Murakebede bulunun. Ahlakınızı güzelleştirin. Allah’ın izniyle daha da güzel hale getirin. Amellerinizi İslam ve İslam ahkamına uygun hale getirin ki, inşallah muvaffak olursunuz.”(5)

 

“Eğer bütün peygamberler bir şehirde, bir ülkede bir araya gelse, hiçbir zaman aralarında ihtilaf çıkmaz. Çünkü onlar tezkiye olmuşlardır. Nefislerini arındırdıktan sonra ilim ve hikmete sahip olmuşlardır. Bizim bütün sorunlarımız, tezkiye ve terbiye olmayışımızdan kaynaklanıyor. Alim oldular, bilgin oldular ama terbiye olmadılar. Düşünceleri derinleşti ama terbiye olmadılar. Tezkiye ve terbiye olmadan toplumsal meselelere müdahil olan bir alimin tehlikesi, Moğollarınkinden daha ileridedir.

 

Bi’setin gayesi, enbiyanın gelişinin amacı, nefislerin tezkiyesidir; onun arkasından öğretim gelir. Tezkiye, tasfiye ve terbiye olmamış, batıni şeytandan kurtulmamış insanların el atacağı her alanda, örneğin tevhid, felsefe, fıkıh, siyaset alanında yaratacakları tehlikeler çok büyüktür. Bu alemde başkalarını terbiye etmek isteyenlerin önce kendilerini tezkiye etmesi gerekir.”(6)  

 

“Herkesin sizi gözetlediğinin farkında olunuz. Bunun için ilim ehlinin yaşam tarzını koruyunuz. Kadim ulema gibi sade yaşayınız. Geçmişte hem talebeler hem de şehrin en büyük aliminin yaşam düzeyi ya halkın yaşam düzeyinin altında veya onlarla aynı idi. Bugün yaşam tarzınızın değişmemesine gayret ediniz. Eğer bir gün yaşam düzeyiniz normal halkın hayat tarzının üzerine çıkarsa, biliniz ki, er veya geç dışlanacaksınız. Zira halk sizin için, “ o gün imkanları yoktu, halk gibi yaşıyorlardı; bugün imkan sahibi oldular, halktan ayrıldılar” diyecekler. Yaşam biçimi, geçmişteki gibi olmalıdır. Öyle bir yaşam düzeyine sahip olmalıyız ki, tağuti olduğumuzu söylemesinler.”(7)

 

“Bazen ilim insanı cehenneme götürür. Bazen tevhid ilmi insanı cehenneme götürür. Bazen irfan ilmi insanı cehenneme götürür. Bazen fıkıh ilmi insanı cehenneme götürür. Bazen ahlak ilmi insanı cehenneme götürür. İlim ile her şey düzelmez. Tezkiye gerekiyor. “onları temizler”(Bakara129) Tezkiye, her şeyden önce gelir.”(8)  

 

" Benim halk kesimlerine nisbetle mollalara karşı ne kadar katı olduğumu Allah u Teala bilir. SAVAK üyeleri benim yanımda fasid mollalardan daha saygındır. Allah bilir ki, ulemanın yargılanacağı özel mahkemelere  izin vermem, onların korunması için değildir.  Bir grup insan değerli insanların itibarını zedelemektedir. Mollaların birbirlerini daha iyi tanıdığı yine mollaların mollalar tarafından yargılanmasının daha iyi olacağı şeklindeki öneriye binaen bu mahkemenin teşkiline izin verdim.  Yoksa diğerlerinden farklı olsunlar şeklinde kesinlikle bir görüşüm yoktur. Evet farklıdırlar. Farkları, zarar ve kötülüklerinin diğerlerinkinden daha fazla olmasıdır. İslam, fasit bir alimden gördüğü zararı Şah Muhammed Rıza'dan görmemiştir. Rivayetlerde belirtildiğine göre  cehennem ehli,cehennemde olan fasid mollaların kötü kokusundan azap çekmektedir Bu dünyada da dünya ehli bazı fasid mollaların kötü kokusundan azap çekmektedir. Biz, sarığı savunmuyoruz; biz, İslam'ı savunuyoruz."(9)

 

Dipnotlar

1-28-4-1362 yılında Hubregan Meclisi üyelerine yaptığı konuşma metninden

2-27-9-1359 yılında Üniversite ve Medresenin Vahdetini Güçlendirme Derneği üyeleriyle yaptığı görüşmedeki konuşmasından.

3-23-8-1344 yılında Necef'te talebelere yaptığı konuşma metninden

4-23-8-1344 yılında Necef'te talebelere yaptığı konuşma metninden

5-23-8-1344 yılında necefte talebelere yaptığı konuşma metninden

6-11-3-1363 yılında Tebriz’den gelen halk kesimleriyle görüşmesindeki konuşmasından

7-4-3-1363 yılında Tahran Cuma İmamları Şurası ile yaptığı görüşmedeki konuşmasından.

8-14-11-1363 yılında Cumhurbaşkanı ve Hubregan Meclisi üyeleriyle yaptığı görüşmedeki konuşmasından.

9-25-7-1358 yılında İsfahan'dan gelen bir hayır derneğinin üyelerine yaptığı konuşma metninden.

Bu alıntılar, Ahlak ve Tehzib-e Ruhaniyet ez Didgah-e İmam adlı eserden alıntıdır. İmam’ın bütün konuşmalarını ihtiva eden temel kaynak ise Sahife-i Nur adlı külliyattır

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.