1. YAZARLAR

  2. Yasir Hasanoğlu

  3. Ben Mezopotamya'yım
Yasir Hasanoğlu

Yasir Hasanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Ben Mezopotamya'yım

A+A-

“Ben Mezopotamya’yım, tarihi bana sorun,  gerçeği bana sorun. Kitabelere, heykellere, anıtlara, elle yazılan tarihe bakıp gerçekleri aramayın. Gerçek benim, bana sorun anlatayım size tarihin arka sayfalarını, ben tarihin karanlık yüzünü bilirim. Çok şey gördüm, çok şey bilirim. Mazlumların kanı üzerine tarihin nasıl yazıldığını bilirim. Her sayfanın ardında bir kıyım değil binlerce kıyımın olduğuna şahit oldum. Sığındığınız tarihi belgeler kıyımları size anlatmaz, kıyımları ben bilirim, ben yaşadım”…

“Hiç gülmedim biliyor musunuz? Gülmek bana yasaklanmış bir haldir. Bana bir şahitlik düşmüş, ağlamaklı bir şahitlik, katliamları görme şahitliği. Kaç defa isyan ettim, kaç defa misyonumdan utandım, kaç defa insanı üzerimde barındırdığım için kahroldum. El istedim, kol istedim, dil istedim, güç istedim kıyımları durdurmak için. Misyonumu değiştirmeyince, başka kardeşlerime seslendim, kıtaların, ülkelerin, bölgelerin, kentlerin, köylerin toprakları olan kardeşlerimden yardım istedim. Ben misyonumu değiştiremiyorum, çaresizim siz yardım isteyim, yeryüzü belki yeniden kurulur. Hepimize el, kol, güç verilir diye seslendim. Konuşamıyorum, anlatamıyorum bana bir misyon verilmiş: şahitlik ve suskunluk. Siz yardımıma koşun, dedim”...

“Ben Mezopotamya’yım, üzerinde binlerce kanlı el var. Başka kardeşlerimin üzerinde doğanların eli, üzerimde büyüyenleri eli. Hiç tanımadıklarımın elleri boynumdan hiç düşmedi, beni hep boğdular,  beni hep şahit yaptılar. Bir günüm diğerinden farksız değil, kansız bir günüm hiç olmadı. Yeryüzüne insan ayak bastığı günden beri, gülmeyi unuttum, sevinmek nedir hiç bilmiyorum. Hep kan, hep kan, hep kıyım, hep kıyım gördüm”...

“Ben Mezopotamya’yım, toy çocuklar üzerimde delice oynarken, attıkları kahkahalara ben ağlıyorum. Ben düşmelerine ağlamıyorum, hastalanmalarına ağlamıyorum. Gülmelerine ağlıyorum, sevinçlerine ağlıyorum. Ben doğumlara ağlıyorum, onların ilk ağlaması annelerini sevindirirken, ben onlardan önce onlara ağlıyorum. Ben kıskanç değilim, toy çocuklara mutlulukları çok görmüyorum, onlar gülerken benim ağlamam: her an koparılmalarındandır. Kahkahaların en yükseğe çıktığı zaman, ilk sütünü emdiği zaman, hayattan alınmaları çok gördüm, ağlamalarım ondandır”...

“Benim yazgım hiç değişmedi. Zaman aktı tarihler değişti,  nal sesleri paletlerle, kılıç sesleri mermilerle yer değiştirdi. Benim yazgım ise hiç değişmedi, nal seslerinin ölümlere koştuğunu, kılıç seslerinin kan akıttığını, zamanla paletlerin ölümler için döndüğünü, mermilerin kan için hızlandığını hep gördüm”…

“16 Mart günü idi, o gün ne mermi seslerini nede paletlerin seslerini duymadım. Baharın hışırtısı kulaklarımda yankılanıyordu. Güneşin ilerleyişi, meleklerle kanat çırpıyordu.  Gök kubbe altında ortalığı bir toz bulutu kapladı, radyodan bir ikaz sesi geldi.  İkaz bitmeden her zaman alçaktan uçan jetler gelirdi, paletler dönerdi, mermilerin vızıltıları duyulurdu. Herkes telaşa kapıldı ama ne jetler, ne paletler, nede mermiler hiç görülmedi. Toz bulutu bitince kimse yerinden kalkmadı, nefes seslerini duymuyordum, herkes olduğu yerde üzerime uzanmıştı. Saatler geçtikçe kimse yerinden kalkmadı,  ortalıkta kan kokusu da yoktu.  Saatler sonra başka yerlerde gelenler ağlayınca, tarihin kıyımlarını canlandırıyorlar sandım. Birileri yerlere uzanacak, diğerleri gelip ağlayacak dedim. Herkes çok içten ağlayınca tarihimi hatırladım, tarihinden utandım.  Bir parçamı kazdılar, herkesi içine gömdükler. Kılıçların kesmediği,  mermilerin delmediği, kanların akıtılmadığı ölümler olmaz ki dediğim vakit Azrail semalarımda gidiyordu. O an anladım ki bu başka bir ölüm: kılıç ve mermi ölümleri yerine “Halepçe” toz bulutlu ölümlerle bir yanıma düşmüştü”...

“Ben Mezopotamya’yım bir yanım Halepçe, bir yanım Roboski,  bir yanım Palo’dur. Bir yanımda Kerkük, bir yanımda Mahabat ağlar, gözyaşım hiç dinmez”…

“Ben Mezopotamya’yım, bir yanım Süleymaniye’ye, bir yanım Dersim’e bakar, Dicle bir yanımda dururken, Fırat başucumda kan akar, yaralarım hiç kapanmaz”…

“Parşömenler üzerinde beni bölmüşlerse de ağlamalarım aynıdır. Hudutlarla bana ayrı isimler vermişlerse de acılarım hiç değişmedi.  Ben Mezopotamya’yım ne yapsalar ben tekim, her yanıma ağlarım”...

“Bana verilen isimler, bana çizilen sınırlar, beni ayırmaz diğer parçalarımdan, ben tekim, tekliğim yaratandandır. Tıpkı şahitliğim gibi tekim, tıpkı ağlamalarım gibi tekim”…

“Ben Mezopotamya’yım, insanı baş tacı ettim, bereket oldum, dört yanımdan su aktı. Medeniyetin beşiği oldum, binlerce peygambere eşlik ettim, talan edildi bütün hazinelerim, medeniyet adına harabeler kaldı bana. Peygamberler adına kavgalar, kitaplar yerine ölüm ciltleri bana kaldı”...

“Ben Mezopotamya’yım, her yanımda mabetler, her yanımda kiliseler, her yanımda mescitler var. Her dinden dualar duydum, her dinden ayinler dinledim. Dinleri içimde barındırdım, Kudüs’ü ise baş tacı ettim”…

“Krallar gördüm, dengbeşler tanıdım, şairler bildim,  ağıtlar duydum, binlerce şiir dinledim,  çok dil öğrendim. Tek saltanatlarda yaşadım, bölündüm çok devletler üzerimde kuruldu, sayısız beyliklere misafirlik ettim. Her saltanattan,  her devletten, her beylikten sonra hep sahipsiz kaldım”...

“Ben Mezopotamya’yım ne baharım bahardır, ne kışım kış, mevsimler bana yabancıdır. Gündüzlerim kabus dolu, geceleri tedirgin bekleyişlerle nöbetlerdeyim, uykusuz çok günüm geçti. Kapatamıyorum gözlerimi uykuya, dehşetlerle uyanmaktan korkuyorum”...  

“Ben Mezopotamya’yım, kefenlerim ucuz, mezarlarım düzensizdir. Bir mezara yüz ölüm sığdırırım, yüz ölümü bir günde gömerim. Göklerimde ezandan çok salalar okunur, kara çadırlarım hiç kalkmaz, yassız günlerim hiç bitmez”...

“Dinlerin ve dillerin buluştuğu, kavimlerin barındığı yerim. Arabî, Acemi, Farsı, Kürdü, Türkü aynı sofrada duyurdum, aynı mezarlıkta yatırdım. Ama ne Ankara,  ne Şam, ne Bağdat, ne Tahran beni hiç duymadılar, ağlamalarımı hiç görmediler. Kaderim hep aynı oldu değişmedi, şimdi sırattan geçilecek günü bekliyorum”…

“Ben Mezopotamya’yım, beni ayırmayın diğer parçalarımdan: bana Halepçe deyin, Palo deyin Dersim deyin, Mahabat deyin ama ayırmayım. Parçalarımla kaderim bir, beni ayrı isimlerle söylemeniz bana dokunmuyor artık, bana en korkunç gelen susmanız ve beni unutmanızdır,  zira ben sizlerim, sizler mazlumsunuz, mazlum bahtını unutursa zalime taht doğar”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.