1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. BEDENSEL AÇLIĞIN ÖĞRETTİKLERİ
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

BEDENSEL AÇLIĞIN ÖĞRETTİKLERİ

A+A-

 

 

               “Ey îman edenler! Oruç, tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı; belki bu sayede takvaya erersiniz.” 2/183

            “Ramazan ayı ki; insanları doğru yola ileten, apaçık ve ayırt edici olan Kuran onda indirilmiştir. öyleyse sizden kim bu aya tanık olursa, onda oruç tutsun. Hasta ya da yolculukta olanlar tutamadığı gün sayısınca diğer günlerde. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.” 2/185

 

Ramazan ayı biterken, geride bıraktıklarımızı yeniden gözden geçirmek, yapmamamız gerekirken yaptıklarımızı, yapmamız gerekirken yap(a)madıklarımızı ve yaşantımızda bizi etkileyen nice olay ve olguyu hatırlamamız gerekmektedir. Bizi yaratan Allah, senede bir defa neden aç kalmamızı istemekte, burada hedeflenen amacı ne olarak görmeliyiz?

O kutlu mesajı insanlığa ileten, sabır ve fedakarlık timsali, örnek insan Hz Muhammed’in (SAV) şöyle buyurduğu rivayet edilir;

“Ey insanlar! Size büyük bir ay belirmiştir. Bu ay, mübarek bir aydır. İçinde bin aydan daha hayırlı olan bir gecenin bulunduğu bir aydır. Allah onda oruç tutmayı farz kıldı ve gecesini de ibadetlerle değerlendirmenizi istemiştir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise, cennettir. Bu ay, hayır ve iyilik ayıdır, müminin rızkının arttığı bir aydır. Kim bu ayda fakir bir oruçluya iftar ettirirse, bu onun günahlarının affına, cehennem ateşinden kurtuluşuna vesile olur ve oruçlunun sevabında hiçbir azalma olmaksızın aynısı onun için de olur.

(Sahabiler) dediler ki:

           - Hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir şeyler bulamayabiliriz?

Resulullah şöyle devam etti.

           - Allah, bu sevabı, oruçluyu bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt ile iftar ettiren kimse için de verecektir. Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. Kim hizmetçisinin yükünü hafifletirse, Allah da onu cehennemden azat eder. Bu ayda dört hasleti çoğaltın: Bunlardan iki tanesiyle Rabbinizi razı edersiniz, iki tanesine de ihtiyacınız vardır. Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmeniz ve ondan af dilemenizdir. Hep muhtaç olduğunuz iki haslet ise, Allah’tan cenneti istersiniz ve cehennemden O’na sığınırsınız...”

           (İbn-i Huzeyme, Sahih; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/223; es-Saati, el-Fethu'r-Rabbânî, 9/233; el-Hindi, Kenzu'l-Ummal, 8/477)

 

Oruç; Farsça'daki rûze, (Kürtçe’ de ruji) kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir.  Arapça'sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça'da "bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek" anlamında kullanılır. Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir. İmsak, Arapça'da, "kendini tutmak, engellemek" anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başlaması vaktidir. İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti de girmiş olur. Gündüz ve gecenin teşekkül etmediği bölgelerde oruç süresi, buralara en yakın normal bölgelere göre belirlenir.

 

Orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir:

"...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın..." (2/187)

İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmanın bir amacı olmalı ve bu iş bilinçli olarak yapılmalıdır. Bu amaç ve bilinç, orucun Allah rızâsı için tutuluyor olmasıdır ki kısaca "niyet" tabiri ile anlatılır. Bu amaç ve bilinç olmadığı zaman, meselâ imkân bulamadığı için veya perhiz, rejim, zindelik gibi başka amaçlar için bu üç şeyden (yeme, içme, cinsel ilişki) uzak durmak oruç olarak değer kazanmaz. Oruç tutmak, diğer ibadetlere nazaran biraz daha sıkıntılı olduğu için Allah, orucun farz kılındığını bildirirken, psikolojik rahatlatma sağlayacak ve emre muhatap olan müslümanların yüksünmesini engelleyecek bir üslûp kullanmıştır. Oruç tutmanın önceki ümmetlere de farz kılındığını belirtmesi yanında, ayrıca orucu daha sıkıntılı hale getirmesi muhtemel iki durumu (hastalık ve yolculuk) oruç emrinin hemen peşinden geçerli mazeret olarak zikretmiştir.  “…tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi…” bu âyet, İslami hükümlerin zamanlar ve zeminler üstünlüğüne dikkat çekmekte ve tüm semavi şeriatların ortak noktalarından birinin de oruç olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzdeki Tevrat’ta orucu farz kılan her hangi bir emir yer almamaktadır. Fakat oruç ve oruçlu övülmektedir. Hz. Musa 40 gün oruç tutmuştur. Yahudiler Kudüs’ün tahrip edilmesinin yıldönümlerinde her yılın bir haftasını oruçlu geçirirler, ayrıca Ağustos ayının bir gününde de oruç tutarlardı. Yahudiler ayrıca 7. ayın onuncu günü oruç tutarlar buna da “aşûrâ orucu” derlerdi. Yine elde bulunan resmi İncillerde de oruç emrine rastlamıyoruz. Ne ki, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkış gününü yâd için oruçlu geçirdiğine inanılan Fısıh Bayramı gününü Hz. İsa da oruçla geçirmiştir. Hıristiyan geleneğinde bu gün “diriliş günü”  adıyla bayram olarak kutlanır. Ayrıca Hıristiyanlıkta mezheplere göre değişen et orucu, balık orucu, yumurta orucu, süt orucu, konuşma orucu gibi oruçlar da vardır.

 

Oruç çoktanrılı dinlerde de yer alır. Bunun nedeni, belki de bu inanışlara kadim ilahi dinlerden geçmiş olması veya bu inanışların kökeninin semavi olmasıdır. Eski Mısır’da oruç tutulurdu. Oradan Yunan’a geçti. Eski Yunan’da oruç özellikle kadınlara şart koşulurdu. Roma’da da oruç tutulduğunu biliyoruz. Hindu inanışında oruç hâlâ en büyük ibadet olarak yer almaktadır. Özetle oruç insanlığa açılmış ilahi bir kredidir. Oruç tutan bir mü’min, insanlıkla yaşıt bir kervana dâhil olmuştur. Bu kervanın cihanşümul adı “insanlıkla yaşıt iman ailesi”dir. Oruç üzerinden her mü’min o kutlu aileye mensubiyet ilan etmektedir.

 

Oruç, nefsin isteklerinden iradî olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de bir sabır eğitimine dönüşmektedir. İnsanın hayatta başarılı olabilmesi için irade hâkimiyeti ve güçlükler karşısında dayanabilme gücü de önemli bir role sahiptir. Nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde oruç etkili bir yoldur. Bu orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyâzet ve mücâhede yolu olarak mevcut olmasını da açıklar.
Toplumsal hayatta huzursuzluklara yol açan taşkınlıklar, büyük ölçüde insanın hayvanî yönünü tatmin eden maddî zevklere düşkünlükten kaynaklanır. Maddî zevk deyince de akla, yeme içme ve cinsel ilişki gibi zevkler gelir. İşte oruç, insanı maddî zevk ve şehvetler peşinde koşturan, dolayısıyla da, Allah'ın haklarına riayet edemediği için kendisine zulmetmesine, insanların haklarına riayet edemediği için onlara zulmetmesine sebep olan nefs-i emmâreyi teskin etmenin de bir ilâcı, aşırılıkları törpülemenin bir çaresidir. Oruç, yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarfetmeye de vesile olur. "Tok, açın halinden anlamaz" atasözü de bunu ifade eder. Orucun, dinimizde önemli bir yeri olan sabır konusuyla irtibatı da burada hatırlanmalıdır. "Namaz ve sabırla yardım isteyin" (2/153) ve "Sabredenlere ecirleri hesapsız olarak tastamam verilir" (39/10) gibi âyetler, "Oruç sabrın yarısıdır" (Tirmizî, “Da'avât”, 86) diyen ve orucun Allah için olup mükafâtını da kendisinin hesapsız olarak vereceğini bildiren hadislerin ortak anlamı, orucun sabır boyutunu anlatır.


              İnsanların arasındaki çekişmenin, kavganın temel sebeplerinden biri insanların, iştah ve şehvetlerini ölçüsüzce tatmin etmeye çalışması ve belki bu amacı gerçekleştirmek üzere mal, mülk, makam, çoklukla övünme ve şehvet ihtiraslarıdır. Birinci kademedeki oruç bile bu ihtirası dizginlemenin, iştah ve şehveti kontrol altına almanın bizzat gerçekleştirilen ve tecrübe edilen bir yolu olmaktadır. İştah ve şehveti alabildiğine ve ölçüsüzce tatmin peşinde koşmak şeytanî bir tutum olup oruç tutmak bu yönüyle şeytanı zincire vurmak anlamına gelir.


           Hz. Peygamber sade ve mütevazi bir hayat yaşamış, hiçbir zaman dünya nimetlerinin cazibesine kapılmamış, ganimet malları sebebiyle Müslümanların elleri az çok genişlediği halde o eski yaşama biçimini sürdürmüş, öbür müslümanlar düzeyinde bir hayata kavuşmak isteyen hanımlarına küsmüş ve onlardan dünya ile kendisi arasında bir tercih yapmalarını istemişti. Dünyaya düşkün olma, nankörlük, tamah, ihtiras ve çıkarcılık şiddetle yerilmiştir. Hak hukuka riayet etme, ahlâk kurallarına bağlı kalma, haram ve helâli bilme, verdiği söze bedeli ne olursa olsun bağlı kalma, vefalı olma, dürüst, erdemli ve nitelikli birey olma yolunda sabır ve kararlılıkla hareket edilmeli.  Tevhidin olmazsa olmazı olan,  sadece Allah’ a kul olma ilkesini çoğu zaman farkında olsak da olmasak da arka plana itmekteyiz. Oruç; tevhidin kişiliğimizde vücut bulduğu, yaratılan tüm güçlerin yaratıcı güç yanında hiç olduklarını hatırladığımız yegâne ibadetlerden bir tanesidir. Yeryüzünde mağdur ve ihmal edilmiş tüm ezilmişlerin ve garibanların yanında yer almak, onları soframıza ortak kılmak onların hakkını ve hukukunu savunmak, hep oruçta çekilen sıkıntıları hatırlamayla yapılacak amellerdir.  Haksızlıkları dile getirememenin en büyük sebebi sahip olduğumuz imkânları kaybetmekten doyduğumuz kaygı ve korkudur. Bedenimizin aç kalma korkusu, malımızın, mevkiimizin, umut bağladıklarımızın, yalnız kalma ve daha nice gereksiz değerin(!) elimizden kayıp gitmesinden duyduğumuz korkular… Bu korkular nedeniyle yapılan haksızlıklara karşı, üç maymunları (kör, sağır ve dilsiz) oynamıyor muyuz? Ramazan ayında yapmaya çalıştığımız ibadetlerde bile gösteriş ve israfı katmıyor muyuz? Birilerine şirin görünmek adına ihtiyaç sahiplerini unutup, nüfuz ve imkân sahibi kişi ve kurumları sofralarımızın başköşesine oturtmuyor muyuz? Hâlbuki yapılacak ibadet ve ameller sadece Allah’ ın rızasını kazanmak üzere olmalı değil mi? Şehrin ileri gelenlerinin(!) gözüne girme, itibar(!) elde etme ve benzeri gülünç sebeplerle farkında olmadan yozlaşmış bir geleneğin içerisinde yuvarlandığımızı neden göremiyoruz?

 Oruç, Allah'ın rızasını kazanma yolunda en önemli ibadetlerden biridir. Açlığı, eziyeti, sabrı, Allah'a olan bağlılığı, Müslümanlığa olan sadakati ifade eden Oruç, ayrıca Mü'min kimsenin sabrını sınadığı ve haramlardan sakındığı bir ibadet olması hasebiyle Namaz ile birlikte dinin önemli göstergelerindendir. Ramazanın son on gününde aranması tavsiye edilen ve Kur’an’ın inmeye başladığı gece olan Kadir Gecesini gerçek manasıyla anlamamız için; Kuran'ın SENİN kalbine inerek paradigmanı değiştirdiği, çevrenden ve atalarından miras aldığın hurafeleri ifşa ettiği, tüm putlarını kırdığı, Tevhid mesajıyla seni özgürlüğe kavuşturduğu, erdemli bir insan olma kararını verdiğin, yoksulların ve mazlumların derdiyle dertlendiğin, sofranda yer verdiğin, sırtını sıvazladığın, güçlüye ve kalabalıklara uymak yerine Hakka uymayı seçtiğin,  kendini sadece Efendine adadığın, Allah adına yalanlar uyduran din tüccarlarını red ettiğin, Allah'ın nefsindeki, evrendeki ve kitabındaki ayetlerine tanık olduğun, tüm dünyaya meydan okuyabilecek cesareti elde ettiğin ve tüm kuşkularının giderildiği, seni karanlıktan aydınlığa, delaletten hidayete çıkardığı gece olarak algıladığımız gün her şey değiştiğini görüp algılayabileceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.