1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. BATI ÜZERİNE
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

BATI ÜZERİNE

A+A-

 

Osmanlı Batılılaşmasının başladığı Tanzimat Döneminden beri en çok tartıştığı konuların başında Batı konusu gelmektedir.

 

Batı dünyası hakkındaki değerlendirmeleri bütünsel yapmak gerekir. Tikel olarak ele alındığında Batı dünyasının iyi yönlerinin olduğu kuşkusuzdur. Ama bu durum Batı'nın sömürgeci, özellikle kendi dışında yürüttüğü hak ve özgürlükleri, demokrasi ve hukuk devleti anlayışını hiçe sayan uygulamalarını unutturmamalı.

Dolayısıyla Amerika'daki Amerika ile Arabistan, Mısır ve Afrika'daki Amerika aslında aynı Amerika'nın değişik görünümleridir. Dolayısıyla Amerika'daki ileri bir insan hakları uygulamasını alıp, emperyalist yönünü unutturmaya çalışmanın sağlıklı bir bakış olmadığı açıktır. Amerika'nın temel hak ve özgürlüklere bakışı, kendi menfaatlerinin eşiğine kadardır.

"Hangi Batı" sorunu sadece Atilla İlhan'a ait değildi kuşkusuz. Mehmet Akif ve Tevfik Fikret arasındaki polemiğin nedeni de batı idi. Aslında ikisi de batıcıydı bir anlamda. Mehmet Akif batının ilim ve tekniği ile İslam irfanını uzlaştırmaya çalışırken, Tevfik Fikret İslamı terk etmeden batılılaşamayacağımızı söylüyordu. Sahiden iki batı mı vardı? Yoksa batı tekti de biz onu iki farklı şekilde mi algılıyorduk. Daha açıkçası batının felsefesini almadan ilmini almak mümkün müdür? Ya da batının ilim ve tekniği felsefi düşüncesinden bağımsız mıdır?

Radikal Batıcılar, Mekke yerine Paris, İslam yerine Hıristiyanlığı konumlandırmak istemişlerdir. En azından devlet-birey ilişkileri konusunda Hıristiyanlık tecrübesini aktarmak istemiştir.

Batı modernleşmesinin temelinde aydınlanma düşüncesi vardır. Aydınlanma insan merkezli bir düşünme biçimidir. Bir anlamda Tanrı’nın yerine bireyi koyar. İslam ise aşkın olana bağlıdır. Batı epistemolojisi rasyonalizme, insan aklını hakikatin merkezine koyan bir anlayıştan beslenir.

Türkiye'nin yönünün Batıya dönmesi gerektiği düşüncesi başka, Batı tecrübesinden yaralanmayı talep etmesi başkadır.

 

Garip olan düşünce sistematiğini batı karşıtlığı üzerine kuran ve Ak Partiyi İslamcılığı terk etmekle, Batının ne liberal politikalarını meşrulaştırmakla suçlayan ve kendini sol-İslam veya neo-liberalizm karşıtı İslamcılar olarak niteleyen kesimlerin, Türkiye'nin yüzünü Batıya dönmeleri gerektiğini savunmalarıdır.

Kuşkusuz burada Ak Partinin özellikle iktidarının ilk yıllarında AB üzerinden Türkiye'deki siyasal sistemi dönüştürme çabalarına bir tepkidir bu. Neo-liberal politikalar üzerinden Ak Partiyi eleştirenler, kuşkusuz Batılılaşmaya karşı çıkmalıdır. Çünkü Batı dediğimiz olgunun demokrasi ve insan hakları tecrübesinin temelinde liberalizm vardır. Batılılaşma anlamında yaşanan Endülüs tecrübesi bugün yaşanılan süreçle bire bir örtüşmüyor. Endülüs İslam medeniyetinin yükseliş döneminde yaşanan ve batının gelişimiyle sona eren bir tecrübedir. Şu an hakim medeniyet Batı medeniyetidir. Bu tarihsel olarak önceki dönemlerde yaşanmayan bir tecrübedir.

 

Batı düşmanlığının temelinde geleneksel İslam düşüncesinden çok modern siyasal ideolojiler yer alır. Batı, sosyalist, İslamcı ve milliyetçi düşüncelerde çeşitli nedenlerle ötekileştirilmiştir. Milliyetçiler Türk ve İslam düşmanlığı, sosyalistler emperyalizm, İslamcılar ise İslam karşıtlığı ve emperyalizm üzerinden batıyı eleştirmiştir.

 

Türkiye'nin siyasal ve kültürel yerinin ne olduğu, hangi medeniyet havzasına ait olduğu konusu, daima tartışma konusu olmuştur. Kuşkusuz her düşünce akımı bu soruyu kendi açısından cevaplandırmaktadır. "Niçin batılılaşacağız, Batılılaşmak zorunda mıyız?" gibi sorular cevap verilmesi gereken sorulardır.

Türkiye'nin Batıya yönelmesi gerektiği tezi üzerinde düşünülmelidir. Hiç kuşkusuz Tanzimat döneminden beri tartışma konusudur, nereye ait olmamız gerektiği konusu. İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük ve Batıcılık akımlarının temel sorunu da budur. Bu akımlar içerisinde Batı'ya hiçbir çekincesi olmadan onay veren tek akım Batıcılık akımıdır.

 

Kuşkusuz öncelikle cevaplanması gereken soru "Batı nedir?" sorusudur. İkinci soru ise “neden batılılaşmalıyız?” sorusudur. Üçüncü bir soru ise “batılılaşmanın yöntemi ne olmalıdır?” sorusudur. Belki de en önemli soru İslam toplumlarının batılılaşma potansiyeli var mıdır? sorusudur.

 

İslam ve Batı modernitesi arasındaki farklılık paradigmal bir farklılıktır. Öze ilişkin bu farklılaşma ( varlık, bilgi, değer) ıskaladığında, diğer alanlarda görülen tartışmalar( kadın hakları, eşitlik, çevre kirliliği) üzerinden varılacak sonuçlar anlamlı değildir.

Paradigması varlığın birliği anlamına gelen tevhit ilkesine yaslanan İslam' da bu ilke gereği din- devlet, din- bilim, din - varlık, akil- vahiy ilişkisi birbirinden bağımsız alanlar olmayıp, aynı hakikatin parçalarıdır.

 

Akıl - vahiy, din- bilim arasındaki ilişkinin Batı dünyasında Descartes ve Kant temelindeki ilişkisi, bu iki filozof tarafından dinin bilgi olarak bilinemez alana itilmesi ile ilgilidir.

 

İslam dünyası kendi ayakları üzerinde duracak ve Batı'ya karşı bir alternatif bir model yaratmadığı sürece, sadece duygusal karşı duruşlara sahne olacaktır. Bugün yaşanan da budur. Ne yazık ki, ortada bir İslam dünyası ve onu temsil edecek bir güç yoktur. Acı gerçek budur. Bunun da temel sebebi Müslümanlardır.

Müslümanların içinde bulunduğu olumsuz durumun sebebi ne Amerika, ne İsrail, ne de İngiltere'dir, kendi zaaflarıdır. Aliya İzzetbegoviç’in tabiriyle, “Her zaman sonuçlara karşı mücadele ederek, sebeplere vakit ayıramaz olduk ve biz her zaman geç kalmaktayız.”

 

Batılılaşma konusunda sosyolojik temelli bakan Sait Halim Paşa ise daha sağlıklı değerlendirmeler yapmaktadır:  “Batı toplumuyla Doğu İslam toplumu arasında çok temel bir ayrım vardır. Orada toplum gruplaşmaları ve toplumun ayrışma parametreleri sınıflardır. Batı, sınıflı bir toplumdur, demokrasi ve anayasa hareketleri sınıf çatışmalarının sonucunda ortaya çıkmıştır. Bütün siyasi partiler ve siyasi ideolojiler bir sınıfı iktidara getirmek üzere ortaya çıkmışlardır. Fakat bizde din temelinde bir ayrışma, bir gruplaşma vardır. Dolayısıyla Batı’nın demokrasisini, siyasi kurumlarını, siyaset bilimini olduğu gibi alıp kendi toplumumuza, İslam’a uygulayamayız.” (1)

 

Batı değerlendirmeleri konusunda duygusal açıklamalara karşı Aliya İzzetbegoviç şu değerlendirmeyi yapmaktadır:  “Açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların bize faydası olmaz; ama acı gerçekler ilaç olabilir… Batı çürümüş değil; güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. İnsan hakları düzeyi yüksek ve sosyal yardım konusunda daha örgütlü. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Bunlar, Batılılardan edindiğim tecrübelerim. Batılıların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. Hakikat, İslam en iyisi! Ama biz en iyisi değiliz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’an bize bunu emretmiyor mu: Hayırlı işlerde yarışın. (5/48)”(2)

 

Öte yandan İslam ve Türkler konusunda Batı son derce ön yargılıdır. "Avrupa'da Türkler hakkında uzun süre yaşayan olumsuz düşünceleri "yaymada" çok okunmuş iki kitap rol oynamıştır. Birincisi Baron de Tott'un "anılarıdır". Baron de Tott'un üstünde en çok durduğu şey Türklerin körcesine "kendilerine güvendikleri" halde son derece "cehalet içinde" bulundukları ve bunu asla anlamadıkları gibi anlayamayacaklarıdır. Öteki eser, Volney'in "Türk-Rus Savaşı Üzerine Düşünceler" adlı kitaptır. Volney, Türk karakterinin temelini "derin cehalet" ve "özünde saçmalık" olarak niteler. Türkler, kendilerinin dışında "her şeye düşman", kendini beğenmiş, fanatik bir millettirler. Zayıf taraflarını göremeyecek kadar mağrur, bilginin üstünlüğünü anlamayacak kadar cahildirler. Artık Tanrı'nın takdir ettiği gün gelmiştir, onları hiç bir şey kurtaramaz" (3)

Öte yandan, Batının emperyalist ve sömürgeci karakterini esas alırsak, “İslam dünyasının Batılılaşma hedefi, insani, ahlaki ve İslami bir hedef midir?” sorusunu da analiz etmek gerekmektedir.  Avrupa Birliği ve Amerika'nın Erdoğan karşıtlığının altında, Erdoğan’ın otoriter olması, Türkiye'deki hukuk ihlalleri ve insan hakları konusundaki sorunlar mı yer alıyor? Öyle ise Bu ülkeler neden Sisi ve Suudi Arabistan gibi ülke yönetimlerine ses çıkarmıyorlar?

Batı ve Amerika için önemli olan kendi çıkarlarıdır ve Türkiye eleştirileri büyük ölçüde siyasidir.

Ancak bu Türkiye hakkında yapılan eleştirilerin tümüyle yanlış olduğunu göstermez. Türkiye'nin hukuk devleti, demokrasi, ekonomi konusunda köklü sorunları var. Bu sorunlara yoğunlaşıp iktidarı uyarmak, yapıcı bir muhalefet yapmak, yol göstermek ve ufuk açıcı olmak gerekiyor.

 

  1. Said Halim Paşa, Buhranlarımız.
  2. Aliya’nın 1997’de Tahran’da İKÖ toplantısı
  3. Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.