1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Batı Uygarlığının Gülen Yüzü
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Batı Uygarlığının Gülen Yüzü

A+A-

Batı medeniyeti sahip olduğu imkán ve birikimleri ile insanlık alemine liderlik etme yarışında önde olmanın avantajlarını en üst düzeyde yaşamaktadır. En üst düzeyde görülen refah seviyesi, kişi başına düşen milli gelirdeki muazzam dağılım, bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler, modern şehirler, demokrasi ve insan hakları konusunda gösterdikleri hümanist yaklaşım ile diğer alanlarda gösterdikleri başarılar yadsınamayacak bir boyuta ulaşmış durumda. Batı medeniyetinin bu başarısının(!) arkasında yer alan tarih boyunca yaptığı uygulama ve icraatları iyi irdelemek gerekir. Kendi medeniyetlerini, vahşi(!) gördükleri uygarlıklara ulaştırma, onları tanıma, eğitme(!) ıslah etmeyi(!) buluş, keşif olarak adlandırsalar da işin iç yüzünün öyle olmadığını zamanla öğrenmiş oluyoruz. Aşağıda dile getireceğimiz bir kaç örnek bu durumu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Tarih boyunca liderlik, sahip olunan güç ve kuvvetle doğru orantılı olarak ortaya çıkmıştır. Ne kadar güçlü ve kudretli iseniz o kadar da lider olursunuz. Adalete dayanmayan gücün zamanla nasıl zulme dönüştüğüne tarih şahitlik etmektedir.

14.yüzyıl sonlarından itibaren Batı Avrupalılar, önce Portekiz ve daha sonra İspanya öncülüğünde, okyanuslara açılmaya başlar. Denizcilik teknolojisini geliştiren ve yeni yerler keşfetme yolculuklarını başlatan, yeni palazlanan tüccar sınıfının etkisiyle hızlanır.

Ortaçağın karanlık döneminde ilkelliği, açlığı ve sefaleti yaşayan Avrupa'nın ekonomik nedenlerle yeni ticaret yollarının bulunması amacıyla yeni toprak arayışları gittikçe hızlanmıştır.

Avrupa'da ortaya çıkan Reform ve Rönesans hareketlerinin etkileri bu süreci hızlandırmıştır. Bu keşifler sonucunda Avrupa yeni kıtalara yayılma ve onların zenginlik kaynaklarını ele geçirme olanağı elde etmiştir. Avrupa düşüncesi ve kültürü, evrensel bir değer olarak bu süreçten itibaren yayılmaya ve egemen kılınmaya başlanmıştır. Bunu yaparken Avrupalılar, yerli halkları ve yerel yaşamı dağıtmış, hatta yok ederek ortadan kaldırmıştır. Avrupa kültürünü egemen kılma sürecini şekillendirmiştir. Bu durum, hem doğal hem de kültürel farklılıkları yok eden bir süreç olmuştur. Klasik Sömürgecilik olarak bilinen sömürgecilik süreci bu dönemle başlamıştır. Yeni kıta olarak adlandırılan Güney ve Kuzey Amerikanın ucu bucağı olmayan topraklarının yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hiç bir merhamet duygusu taşımadan talan etme yolu bu şekilde açılmıştır. Zenginlik ve refah uğruna yok edilen öteki uygarlıkların çektiği acı ve ızdıraplar hep görmezden gelinmiştir. Kendilerini merkeze alarak yeni kıtalara ulaşmayı 'Coğrafi Keşif' olarak adlandırarak kendi egemenliklerini her türlü yol ve yöntemi acımasızca uygulayarak sağlamışlardır. Amerika kıtasının en büyük üç uygarlığının, Avrupalı denizciler tarafından nasıl tarih sahnesinden silindiğini bilmeyen yoktur.

Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan Mezoamerika bölgesinde hüküm sürmüştür. Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde hâlen konuşulan Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir Astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir.

Diğer bir uygarlık olan Aztekler, Mezoamerika'da bugünkü orta Meksika bölgesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında yaşamış bir Orta Amerika halkıdır. 13 milyonluk bir nüfustan oluşan çok büyük ve zengin bir imparatorluk olan Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi.

İnka medeniyeti ise, Güney Amerika'nın batı kıyısındaki And Dağları bölgesindeki Cuzco şehri civarında yaşayan diğer bir halktır. İnkalar, Şehirlerini ve kalelerini çoğunlukla And Dağları'nın yüksek kesimlerdeki dik ve sarp yamaçlara inşa etmişlerdi. İnka şehirlerinin mimarisi hala bilim adamlarını şaşırtmaktadır. Şehirlerdeki taş merdivenler tüm şehri ve taş evleri ve taş dini binaları geçerek şehirlerin en yüksek noktalarına kadar ulaşmaktadırlar. Bu yapılardaki devasa taş bloklar o kadar hassas ve düzgün bir şekilde birbirlerine birleştirilmiştir ki aradan binlerce sene geçmesine rağmen bugün bile aralarına bir jilet dahi sokmak olası değildir. İnka evlerinin mimarisinde duvarlarda taş kullanılmış ve çatıları da otla yapılmıştır. (1)

Gelişmişlik, bilim ve zenginlik bakımından, Asya, Avrupa ve diğer bilinen kıtalardaki insanların kurduğu uygarlıkların çok daha ilerisinde olan bu uygarlıkların yok edilmesini, özellikle Hollywood filmleri yoluyla Batı’nın temsil ettiği “ileri kültürün”, “uygarlığın”, Amerika kıtalarındaki “ilkellere” götürülme şeklinde zihinlere işlediler.

Daha fazla altın, daha fazla köle…

Avrupalı sömürgeciler, hakimiyet kurmak ve sahip olma uğruna, yerli halkı yok etmek için akla hayale gelmeyecek her türlü yöntemi denediler. Toplu kıyımların haddi hesabı yoktur. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı her gruptan insanı acımasızca katlettiler. Yakıp yıkmalar o kadar çoğaldı ki, bu zulümden kıtadaki her türlü canlı da ne yazık ki nasibini almıştır.

Bir teze göre, Avrupalılar’ın salgın hastalıklar yaratacak virüslere, evcil hayvanlarla nicedir içli dışlı olduklarından doğal bağışıklık geliştirmiş olmaları ve bu virüsleri, evcil hayvan sayıları sınırlı olduğundan pek çok virüse doğal bağışıklık geliştirememiş Amerikan yerlilerine bulaştırmaları, kıtanın toplu yerli ölümleriyle nüfus olarak zayıflamasına yol açarak Amerika’nın Batı tarafından sömürgeleştirilmesinde önemli rol oynamıştır. (2)

Gerçekten Aztek İmparatorluğu’na İspanyol işgalinin daha başında; İnka İmparatorluğu’na ise İspanyollar gelmeden önce, 1525-26 yıllarında ulaşan çiçek virüsünün yol açtığı salgınlar, milyonlarca yerlinin ölümüne neden olmuş; imparatorlukların zayıflamasına yol açmıştır. Yine Batılılar tarafından kıtaya getirilen kızamık virüsü 1530-31 yıllarında, tifüs virüsü 1546’da ve grip virüsü ise 1558-59 arasında yaygın ve yüz binlerce can kaybına neden olan salgınlara yol açmıştır. Batılı sömürgeciler, “keşiflerini” kolaylaştıran bu tesadüfi biyolojik silahı, Kuzey Amerika’yı ele geçirmeleri sırasında bu kez bilinçle kullanacaklardır. Birleşik Devletler, rezervasyonlara hapsettiği Kızılderililer’e çiçek virüsü bulaşmış battaniyeleri yollamayı reva görmüşlerdir.

İspanyollar’ın ardından, 1500’lerden itibaren Portekizliler de Güney Amerika’ya gelmeye başlarlar ve Brezilya topraklarını kolonileştirirler. İspanyollar gibi, kıtanın doğal zenginliklerini sömürmek hırsıyla gözleri dönmüş olan Portekizliler, mümkün olduğunca çok yerliyi yakalayıp köleleştirir ve altın madenlerinde, şeker kamışı işletmelerinde ve sığır yetiştiriciliğinde, ağır koşullarda çalıştırırlar. Portekizliler’in gelişinden hemen önce sayıları yaklaşık 2,5 milyon olan Brezilya bölgesi yerli nüfusu, günümüzde 200 binden azdır. (3)

Yerli halkın, istilacıların zulümlerinden kaçarak iç bölgelere göç etmesi, Portekizliler’in yeni işgüçleri kazanabilmek için iç bölgelere köle bulma keşifleri düzenlemelerine yol açmaktadır. Hollandalılar, 1630’larda Kuzeybatı Brezilya’yı ele geçirdiklerinde, boşalmış topraklar bulurlar. Yüzyıl öncesinde yüz binlerce yerlinin yaşadığı 1300 km uzunluğundaki kıyı bölgelerinde, bugün yalnızca 9 bin yerli kalmıştır. (4)

Kuzey Amerika’nın işgali için kozlarını paylaşan Batılı yayılmacılar, İngilizler dışında Fransızlar, İspanyollar ve Hollandalılar da yerlilerle savaşmak yanında, zaman zaman Kızılderili kabilelerle ittifaklar yaparak, kabileleri birbirlerine kırdırmışlardır.

Yerli nüfusunun kıyım ve hastalıklarla hızla azalması, Batılılar’ın işgücü için başka bölgelere yönelmesini zorunlu kıldı. Ama katliamlarla ve Avrupa hastalıklarının bölgeye taşınması sonucunda yerli nüfusun büyük ölçüde ve hızla azalması, yeni kol emeği gücünü gereksindiriyordu. Kısa süre içinde, hem İspanyollar hem de Portekizliler, Afrika’dan köle getirmeye başladı.

16. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar, kara derili insan ticareti, en kazançlı ticaret dallarından biri oldu. Batı Afrika tümüyle bir köle deposu olarak görüldü. 17. yüzyılda Afrikalı köle ticareti iyice yerleşti. Amerika kıtasında, tarımın talepleri arttıkça, Afrika ve Amerika arasındaki ticaret de arttı. 1600’de her yıl yaklaşık 5 bin Afrikalı köleleştiriliyordu, ama yüzyıl sonra bu rakam yılda 30 bine yükselmişti. Ticaretin en yoğun olduğu 1800 yıllarında her yıl 75 bin Afrikalı köleleştiriliyordu.

400 yıl içinde 12 milyon Afrikalı Amerika’ya taşındı

Kölelik Afrika’da yüzyıllardır yaygın olmasına karşın, Avrupa ticaretinin yayılmasının toplumsal etkileri korkunçtu. Köle yakalamak için büyük mücadelelere giriliyordu. Köle ticareti nedeniyle ortaya çıkan toplumsal huzursuzluk, mahvolan yaşamlar ve erken ölümler biçiminde kendini gösteren korkunç acıların boyutunu tahmin edebilmek güçtür.

1500 yılı ile İngilizler’in köle ticaretini kaldırdığı 19. yüzyılın başları arasında, yaklaşık 10 milyon Afrikalı Avrupalılar tarafından köleleştirildi ve Amerika kıtalarına götürüldü. 19. yüzyılda köleliğin kesin olarak kaldırılmasından önce, Amerika kıtalarına 2 milyon Afrikalı daha taşındı. (5)

Büyük olasılıkla her 5 köleden biri, Atlas Okyanusu boyunca yapılan yolculuk sırasında korkunç koşullarda ölüyordu. Birçoğu da ailelerinden, toplumsal geleneklerinden zorla koparılarak getirildikleri, kötü muamele, yetersiz beslenme ve yeni hastalıklara maruz kaldıkları bu garip ülkelere geldikten kısa bir süre sonra yaşamlarını yitiriyorlardı. Ölüm oranı çok yüksek olduğundan işgücünü koruyabilmek için çok sayıda köle getiriliyordu.

Kölelik uygulaması, 19. yüzyılın başına kadar birçok ekonomini önemli bir parçası olarak sürdü. Karaderili insanın kol gücü, 18. yüzyılın ortalarında ABD’yi dünyanın en büyük yün üreticisi konumuna yükseltti, İngiltere’de de tekstil sanayisinin dev boyutlarda gelişmesine temel hazırladı. Kölelik ancak 1833’de İngiltere topraklarında, 1863’de Amerika Birleşik Devletleri’nde, 1886’da Küba’da ve 1888’de Brezilya’da kaldırıldı.

Günümüzde resmiyette olmayan köleliğin değişik versiyonlarının olduğunu biliyoruz. Kısmet olursa başka zaman bu konu ile ilgili düşüncelerimizi ifade edeceğiz. Vesselam...

 

Kaynak 1. https://www.wikipedia.org/

2. Jared Diamond; Tüfek, Mikrop ve Çelik –İnsan Topluluklarının Yazgıları-; Çev. Ülker İnce, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ekim 2002, s.251-276.

3. Clive Ponting, s.117

4. Age, s.117

5. Clive Ponting, Dünyanın Yeşil Tarihi -Çevre ve Uygarlıkların Çöküşü-, Çev. Ayşe Başçı Sander, Sabancı Üniversitesi, 2000, s.182

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.