1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. Batı Medeniyeti Neden Sarsılıyor?
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Batı Medeniyeti Neden Sarsılıyor?

A+A-

 

Son günlerde, İngiltere’deki sokak hareketleri, Yunanistan protestoları, hatta İsrail gösterileri ve 2008 de  en büyük ekonomik güç olan  Amerika Birleşik Devletlerinde başlayan ve Avrupa kıtasını  etkileyen finansal kriz,  bütün dünyayı etkilemeye devam ediyor. Hatta Arap dünyasındaki gelişmeler ne anlama geliyor. Ve nasıl okumalıyız. Öyle anlaşılıyor ki, bütün bu gelişmeler, batının ekonomik sistem yapısından bağımsız değildir. Çünkü genellikle ekonomik sıkıntıların olduğu ve adaletli paylaşımın  olmadığı ülkelerde güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor.

 

Peki, belli zümrelerin rahatlığı amaçlı bu sistemin faturasını, bütün insanlık çekmek zorunda mıdır? Batı medeniyeti, diyanet ve fazilet (erdem) üzerine kurulu olmadığından, şu iki mantık üzerine kuruludur(25.Söz). Birincisi, Sen çalış ben yiyeyim. İkincisiBaşkası açlıktan ölse bana ne? Birinci söylemin uygulaması, faiz sistemi olarak ortaya çıkıyor. İkinci anlayışın pratiği, hep bana Rabbena mantığı içerisinde, diğer insanların sefalet içinde kalmasına göz yummak ve hatta sömürülmesine çalışmaktır. İslami terminolojiyi kullanırsak, zekatı vermeme olarak kendini gösteriyor. Aslında zekâtın uygulanması mantıken faizin kalkışını gerektirir. Veya tersinden söylersek, faiz sistemi sıfırlanabilmişse, zekât veriliyor demektir. Diğer bir yönden bakarsak, faizin esas olduğu bir toplumda zekât verme azalmıştır. Veya toplumsal tabakalar arasında bir köprü olan zekât verilemiyorsa, orada kaprisin, doymak bilmez hırsın ve  reel çalışanın emeğinin sömürüldüğü, faiz sistemi hakim konuma gelmiş demektir. Faiz sistemi öyle bir yapıdır ki, farkında olmadan gerçekten çalışanın emeğini sömüren,  ilk başta ve sanki her şey yolunda gidiyormuş gibi gözükmekle birlikte, fakat daha sonra “karamanın koyunu sonra çıkar oyunu” misali, büyük bir patlama ile olumsuz sonuçlarını ortaya döküyor. Her kaç yılda bir faiz sisteminden beslenenlerin ceremesini, yine gerçek mal ve hizmet üreten, alın teriyle kazanan insanların üzerine yüklenmektedir. Örneğin hatırlıyorum, bu 2008 krizini atlatmak için Amerika Hükümeti bir keresinde 750 milyar dolar ödedi, yetmedi 250 milyar dolar daha ilave etti. O zamanki gazetelere bakılabilir. Şimdi düşünelim. Faiz Sisteminden beslenenlerin ne hakkı var, onların faturası mazlum(bir yönüyle zulme uğruyor) insanlara kesiliyor. 750 milyar dolar bir çok ülkenin bütçesinden çok fazladır. Çalışan insanların katkılarıyla elde edilen vergilerin, yine insanlara hizmet olarak dönmesi gerekirken, faiz yiyenlerin boğazına geçmesine insanlık daha ne kadar tahammül edecektir. Faiz oluklarının başında oturanlar, tabi’i ki medya ve fikir platformlarını da ellerinde tuttuklarından, o kadar hâkim bir hava oluşturmuşlar ki, faize karşı çıkmak medeniyete, modernleşmeye karşı çıkmak gibi lanse ediliyor. Halbuki medeniyetin ve modernliğin altı oyuluyor haberimiz yoktur. Deniliyor ki bütün dünyanın mal varlığı 50 trilyon dolardır. Fakat ortalıkta 200 trilyon dolar dolaşıyor. Yani 150 trilyonun karşılığı yoktur. Herkes alacağından dolayı, kendisini zengin his ediyor. Hâlbuki mevcut değer (mal varlığı) hepsini karşılayacak durumda değildir. Onun için krizlerle patlak veriyor. Bütün mesele, faizin kendi yapısından çıkıyor. Çünkü bir faaliyete faiz denebilmesi için, birincisi, daha vadesi gelmeden ve gerçek hayat veya uygulama yaşanmadan, her şey süt liman geçecekmiş gibi bir anlayışıyla, üzerine belli oranı koyarak şimdiden alacağının miktarını belirlemesidir.  İkincisi gerçek bir mal ve hizmet olmadan, paranın hayali bir şekilde ortalıkta dolaşmasıdır. İşte, gerçek hayatta karşı taraftan aynısının geri gelmemesi krizlerin sebebi olmaktadır. Sadece paranın ortalıkta dolaşması insanlığa bir şey üretilmeden ve hatta karşı tarafı sömürerek ezmesini netice vermektedir.

 

İşte Batı veya Avrupa (bu kavramlar beli bir coğrafyayı kast etmekten ziyade bir zihniyeti temsil ediyor.) bu sistem ve yapı üzerine kurulu olduğundan ve sadece Rus ve Çin Sosyalizmine karşı direnmek için, bir takım sosyal tedbirler alınarak bu güne kadar gelinebildi. Yunanistan neredeyse iflasını ilan etti. Portekiz krizin içinde, İrlanda bunalım içerisinde, İtalya kriz sinyalleri verdi. İngiltere’yi ise daha erken bir patlamadan kurtaran bir özelliği vardır. O da Ekim 2010 da gittiğimiz Londra da öğrenmiş olduk ki oda şudur. Bize brifing veren Üniversite hocalarının dediğine göre, İngiltere gelirinin %30 nu öğrenci gelirleri teşkil ediyor. Orada üniversiteye gelen dünyanın değişik ülkelerinde öğrenciler her biri 20 bin Puand’an, 40 bin Pound’a (TL’ nin 2 katı) kadar ücret ödemekte ve her bir üniversitenin de yarıdan fazla öğrencileri, dışarıdan gelmektedir. Dil kursları zaten bir sektör olmuş ve çok destekleniyor. İngiltere büyük oranda öğrenci gelirleriyle ayakta duruyor. Avrupa ülkeleri içinde en sağlamı Almanya’dır. O da yukarıdan beri vurguladığımız ve önemsediğimiz faiz sisteminden ziyade, gerçek üretim ve sanayiye dayanıyor.

 

Tabi, insanlık eskiden dört şeye ihtiyaç duyuyordu. Yeme, içme, giyinme ve barınma. Fakat şu 21. yüzyılda iştahı tahrik edilmiş, kaprisi şişirilmiş, görenek belasıyla ve yapmacık müdahalelerle, ihtiyaçları çok artmış olan bu insanlığın,  çok çalışması lazım ki, reel(gerçek değer) olarak bu ihtiyaçlarını karşılayabilsin. Yoksa, ya rüşvetle, ya soygunculukla(kravatlı-kravatsız), ya kumarla (çünkü kumarda gerçek bir çaba sarf edilmeden  para yer değiştirmektedir.) veya karşılığı olmayan faize girilerek karşılanmaya çalışılacaktır ki gelinen nokta işte budur.

 

Toplum hayatında, (1)dayanak noktası kuvvet (güç), (2)hedefi çıkar, (3)hayatı güçlünün zayıfı yuttuğu mücadele alanı, (4)İnsan topluluklarının bağını ırkçılık ve olumsuz milliyetçik gören, ve (5)hayatın gayesini nefsani(ego) arzuları tatmin ve ihtiyaçları suni artırma olanBatı Medeniyetinin anlattığımız olumsuz durumunun çaresi ise,   iki cihanın mutluluğunu temin eden Kur’an-ı Hakimin, Tevhit gerçeği ve arkasında da büyük insanlık medeniyeti olan İslamiyet’in prensiplerinin bir reçete olarak uygulanmasıdır. Çünkü Hz Ayşe validemiz mealen buyurmuş ki, eğer Hz. peygamber ey insanlar, zina yapmayın faiz yemeyin, içki içmeyin deseydi, bunu kimse uygulayamazdı. Fakat önce, başta Tevhit (Allahın varlık ve birliği) olmak üzere iman hakikatlerini anlattı. Daha sonra insanların bunu uygulaması kolay oldu diye ifade etmiştir. Hatta faizi tam yasak eden ayeti kerimeler, Huneyn harbi dönüşünde yani, neredeyse Hz. Peygamberin vefatına bir sene kalmış bir zamanda indirilmiştir. Tefsirciler bunu, faizin yasaklığının ancak çok faziletli bir toplumda yaşanabileceği hikmeti olarak öne sürerler.

 

Batı medeniyetinin bünyesini kemiren çok kurt vardır. Fakat biz finansal ve ekonomik krizler gündemde olduğu için, faiz sisteminin sonuçlarını özetlemeye çalıştık. İnsanlığın kendi tarifnamesi olan Kur-an-ı Hakime uymaları ümidiyle..

 

“İşte bunlar Allah'ın ayetleridir ki sana hak ile okuyoruz. Allah'ın sözünden ve ayetlerinden sonra onlar daha hangi söze inanacaklar?” CÂSİYE – 6.AYET, Ümit Şimşek Meali

 

UFKUMUZ.COM

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.